FLAŞ!!!
Özel Harp'in bombaları Ergenekon'la kardeş Ankara'da 4 ay önce Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait kamyondan çıkan
940 adet el bombasının kriminal incelemesi tamamlandı. Bomba yüklü
kamyondaki bombalardan bazıları Ergenekon soruşturması kapsamındaki 12
olayda ele geçen bombalarla aynı seriden. Bombalar Ergenekon'un yanı
sıra değişik zamanlarda polis kayıtlarına girmiş 59 olayla da bağlantılı
çıktı. Bu durum, Özel Kuvvetler'e, halk arasındaki meşhur eski ismiyle
Özel Harp Dairesi'ne (ÖHD) bağlı sivil uzantıların yurt içindeki teröre
karıştığı iddialarıyla örtüşüyor. Adeta nerede terör olacaksa oraya
bomba temin edilmiş!. Bir işgal durumunda düşman kuvvetleri zayıflatmak
için kendilerine cephe gerisinde terör ve karışıklık çıkarma yöntemleri
öğretilen Özel Harp mensubu sivil uzantıların, bu
yeteneklerini yurt içinde iç düşmana karşı da uygulayıp uygulamadıkları
hep tartışıldı. Türkiye'de son 40 yıldır meydana gelen terör olaylarında
Özel Harp'in ya da diğer adıyla kontrgerillanın adı hep gündeme geldi.
Son olarak İnegöl ve Hatay'daki kitlesel kışkırtma olaylarının arkasında
olmakla suçlanan Özel Harp Dairesi'ne bağlı sivil uzantıların, 6-7 Eylül
1955'te İstanbul'da meydana gelen, özellikle Rumlara yönelik taciz ve
yağmalama olaylarının da arkasında olduğu ve dolayısıyla yurt içinde de
kullanıldığı, konuyu bilen bir orgeneralin, 'Özel Harp Dairesi'nin (ÖHD)
işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi' sözleriyle ortaya çıkmıştı.
Ergenekon soruşturması başlamadan önce Ankara'da ortaya çıkarılan ve
Başbakanın evinin bulunduğu sokağın krokisi de diğer mühimmatlarla
birlikte evlerinde ele geçirilen Atabeyler grubunda da Özel Harp mensubu
subaylar bulunuyordu. Ergenekon soruşturması kapsamında yakalanan
Binbaşı Fikret Emek ve diğer bazı sanıkların Özel Kuvvetler mensubu
olduğu ya da orayla bağlantılı olduğu ortaya çıktı.
Ankara Emniyeti, 10 Mart 2010 tarihinde bir ihbar üzerine, 06 BJ 9915
plakalı kamyonu Eskişehir yolu Ümitköy-Mesa kavşağındaki polis
bölgesinde durdurmuş, kamyonun silah ve mühimmat yüklü olduğu tespit
edilmişti. Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı'nın gözetiminde yapılan
aramada kamyondan 25'li sandıklar içinde, M26 model 1950-1952 yılı
Amerikan yapımı 958 adet el bombası çıkmıştı. Daha sonra, el bombası
yüklü kamyonun Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait olduğu açıklanmıştı. "Mehmetali"
rumuzlu meçhul bir kişi ise, sürekli e-posta göndererek kamyonla ilgili
ilginç iddialarda bulunmuştu. Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı
Mustafa Bilgili tarafından başlatılan soruşturma çerçevesinde, el
bombalarının seri numaraları alınmış ve bunların incelenmesi talep
edilmişti. Savcı Bilgili bir süre sonra da bomba yüklü kamyonun,
soruşturmasını yürüttüğü "kozmik oda" olayı ile bağlantısı bulunmadığını
ifade ederek takipsizlik kararı vermişti. Savcının talimatı üzerine 958
el bombası ile ilgili incelemesini tamamlayan Kriminal Polis
Laboratuvarı Daire Başkanlığı Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğü,
ilginç bilgilere ulaştı. İnceleme sonucu kamyondaki el bombalarının
12'si Ergenekon kapsamında toplam 59 olayda bulunan el bombaları ile
irtibatlı çıktığı sonucuna varıldı.
211 bomba 59 olaydaki bombalarla irtibatlı •
10 Mart 2010 tarihinde polise gelen bir ihbar maili üzerine Ankara
polisi tarafından durdurularak aranan ve içerisinde 940 adet el bombası
bulunan kamyonetteki Özel Kuvvetler Komutanlığına gönderilen bombaların
bazılarının Ergenekon soruşturmaları kapsamında ele geçirilenlerle aynı
seriden olduğu tespit edildi. Ankara Emniyeti mehmetali06168@hotmail.com
e-mail adresinden gelen ihbar üzerine aracı Ankara girişinde durdurarak
arama yapmış, aramada Gölbaşı'ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı'na
götürülmek üzere 940 adet el bombası bulmuştu. Bombalar incelendikten
sonra askeri yetkililere teslim edilmişti. Olay ile ilgili soruşturmayı
yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla mühimmatın
kriminal incelenmesi yapıldı.
Kamyonda çıkan 125 bomba, Ergenekon soruşturmasını başlatan Ümraniye'de
bir gecekonduda ele geçirilen 18 bombadan 2'si ile aynı seriden. Yine
kamyondan çıkan 12 bomba 7 Ocak 2009'da Yarbay Mustafa Dönmez'in
Sakarya'daki yazlığında ele geçirilen bombalarla aynı seriden. Benzerlik
bununla da sınırlı değil. 25 bomba ise Yarbay Mustafa Dönmez'in evinde
ele geçirilen krokiden yola çıkılarak 12 Ocak 2009'da Zir Vadisi'nde
yapılan kazılarda bulunan 10 el bombası ile aynı seriden. Kamyondan
çıkan 25 bomba, 21 Nisan 2009'da Poyrazköy'de yapılan kazılarda ele
geçirilen 2 el bombasıyla aynı seriden. Yine kamyondaki 130 el bombası,
6 Temmuz 2007'de Vatansever Kuvvetler Birliği'ne dönük operasyonda
gözaltına alınan Ahmet Cinali'den ele geçirilen el bombası ile aynı
seriden. Kamyondan çıkan bombalardan bazıları Ergenekon soruşturması
kapsamında 12 Aralık 2008'de Trabzon'da gözaltına alınan Özel Harekat
Polisi Hasan Akyüz'ün ikametinde bulunan 8 adet el bombası ile aynı
seriden. Söz konusu bombaların, Yarbay Mustafa Dönmez ile Ümraniye'de
Oktay Yıldırım'da ele geçirilen bombalarla da aynı seriden olduğu daha
önce ortaya çıkmıştı.
18 Ağustos 2006'de İstanbul Küçükçekmece'deki Eğirdir Tekstil isimli
işyerinde ele geçirilen 4 adet el bombasından 1'inin yine kamyondaki el
bombaları ile aynı seriden olduğu kriminal rapora girdi. Bu bombanın
Yarbay Mustafa Dönmez'in evinde ele geçirilen el bombalarıyla da aynı
seri olduğu rapora girdi. Ergenekon soruşturması kapsamında, 5 Eylül
2009 tarihinde Kahramanmaraş Merkez Döngel köyünde bulunan bir el
bombası, 24 Mayıs 2008'de Antalya'da hırsızlık zanlısı Abdülvehhap
Salman'da ele geçirilen el bombası ve 23-30 Nisan 2008 tarihleri
arasında Mersin Merkez Kuyuluk mevkiinde köylülerin bulduğu 4 adet el
bombasının da kamyondaki bombalarla aynı seriden olduğu raporda yer
aldı. (Zaman,
Sabah)
19 BOMBA ÜMRANİYE: Ergenekon soruşturmasını başlatan
Ümraniye'deki 18 el bombasından iki tanesi kamyondaki125 adet bomba ile
aynı seriden. 12 BOMBA YARBAY DÖNMEZ: Mustafa Dönmez'in Sakarya'daki yazlığında
ele geçen el bombaları, kamyonda bulunan 12 bomba ile aynı seriden. 25 BOMBA ZİR VADİSİ: Kazılarda ele geçen 10 el bombası kamyonda
bulunan 25 adet bomba ile aynı seri. 25 BOMBA POYRAZKÖY: Kazılarda ele geçen iki el bombası, kamyonda
bulunan 25 adet bomba ile aynı seriden. 130 BOMBA VATANSEVERLER: Vatansever Kuvvetler Birliği Hareketi
operasyonu kapsamında Ahmet Cinali'de bulunan el bombası da kamyondaki
130 el bombası ile kardeş. TRABZON: Özel Harekat Polisi Hasan Akyüz'ün evinde bulunan 8 el
bombası, Kahramanmaraş Merkez Döngel Köyü'nde bulunan 1 el bombası,
Antalya'da hırsızlık zanlısı Abdülvehhap Salman'da ele geçirilen el
bombası da aynı seriden.
Nerede terör lazım oraya bomba temin edilir! • Bir kamyon
bombanın kriminal inceleme sonuçları, Özel Kuvvetler'e, halk arasındaki meşhur eski ismiyle Özel Harp
Dairesi'ne (ÖHD) bağlı sivil uzantıların yurt içindeki teröre karıştığı
iddialarıyla örtüşüyor. Adeta nerede terör olacaksa oraya bomba temin
edilmiş!. Bir işgal durumunda düşman kuvvetleri zayıflatmak için
kendilerine cephe gerisinde terör ve karışıklık çıkarma yöntemleri
öğretilen Özel Harp Dairesi (ÖHD) mensubu sivil uzantıların, bu
yeteneklerini yurt içinde iç düşmana karşı da uygulayıp uygulamadıkları
hep tartışıldı. Türkiye'de son 40 yıldır meydana gelen terör olaylarında
Özel Harp'in ya da diğer adıyla kontrgerillanın adı hep gündeme geldi.
Son olarak İnegöl ve Hatay'daki kitlesel kışkırtma olaylarının arkasında
olmakla suçlanan Özel Harp Dairesi'ne bağlı sivil uzantıların, 6-7 Eylül
1955'te İstanbul'da meydana gelen, özellikle Rumlara yönelik taciz ve
yağmalama olaylarının arkasında olduğu ve dolayısıyla yurt içinde de
kullanıldığı, konuyu bilen bir orgeneralin, 'Özel Harp Dairesi'nin (ÖHD)
işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi' sözleriyle ortaya çıkmıştı.
Ergenekon soruşturması başlamadan önce Ankara'da ortaya çıkarılan ve
Başbakanın evinin bulunduğu sokağın krokisi de diğer mühimmatlarla
birlikte evlerinde ele geçirilen Atabeyler grubunda da Özel Harp mensubu
subaylar bulunuyordu. Ergenekon soruşturması kapsamında yakalanan
Binbaşı Fikret Emek ve diğer bazı sanıkların Özel Kuvvetler mensubu
olduğu ya da orayla bağlantılı olduğu ortaya çıktı.
İnegöl'dekiler
sarhoş amigolar değil derin devletin milisleri Ergun Babahan (Star): Heronlar yüzünden 'PKK’lıların çok fazla zayiat
verdiğinden' yakınan subaylar var. Her çok ölümlü karakol baskınında
akla sığmayacak boyutta ihmal var. Çobanları militan, militanları çoban
sanan bir komuta kademesi sanki şehit çetelesinin yükselmesini
arzuluyor. Şehit cenazeleri artsın ki, hükümete yönelik öfke de artsın,
Kürt ile Türk’ün çatışma ihtimali de... Bu tip çatışmaların hem halkta
otorite arayışını güçlendireceği, hem de iktidarı zayıflatacağı
düşünülüyor. Bu süreç Abdullah Öcalan’ın 'Batı illerinde Kürt-Türk
çatışması çıkabilir' açıklamasının ardından başlamıştır. Öcalan’ın
İmralı’daki hücresinden böyle bir süreci öngörmesi mümkün değildir. Bu
örgüte verilmiş 'Kürt-Türk çatışmasını başlatın' talimatıdır. Öcalan’a
bu talimatı verdiren gücün de Ergenekon benzeri yapılanma olması ihtimal
değil, neredeyse bir gerçekliktir. çatışma provalarına 'provokasyon'
demek yetmez. Saldırılarda bir siyasi partinin simgesinin kullanılması,
bu partinin geçmiş dönemlerde darbecilerle işbirliği düşünüldüğünde daha
kapsamlı bir kışkırtmayla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. İşi
sarhoş spor amigolarına yıkmak, başını kuma gömmek demektir. İktidarın
böyle bir lüksü yoktur. Unutmasınlar ki, Çorum, Kahramanmaraş katliamını
gerçekleştirenler de işsiz güçsüz lümpenlerdi. Onları kamyonlarla oraya
taşıyan, eline balta, keser verip bebeleri doğramalarını isteyen güç
ortaya çıkarılmadığı için 12 Eylül yaşandı.
Demirel’in meşhur sorusudur: 11 Eylül sabahı akan kan, 12 Eylül’de nasıl
durdu? Anlatmak istediği darbecilerin bu kanlı ortamı destekleyip, darbe
için şartların oluşmasını beklediği gerçeğiydi. Zaten darbeciler de
“şartların olgunlaşmasını” beklediklerini açıklamıştı. O zaman birbirine
düşürülen unsurlar, solcular ve sağcılardı. Bu kez Kürt-Türk çatışması
üzerine oynanıyor. Heronlar yüzünden “PKK’lıların çok fazla zayiat
verdiğinden” yakınan subaylar var. Her çok ölümlü karakol baskınında
akla sığmayacak boyutta ihmal var. Çobanları militan, militanları çoban
sanan bir komuta kademesi sanki şehit çetelesinin yükselmesini
arzuluyor. Şehit cenazeleri artsın ki, hükümete yönelik öfke de artsın,
Kürt ile Türk’ün çatışma ihtimali de... Bu tip çatışmaların hem halkta
otorite arayışını güçlendireceği, hem de iktidarı zayıflatacağı
düşünülüyor. Balyoz’un farklı bir uygulamasına tanıklık ediyoruz sanki.
Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesinin önemli bir bölümü “siyasi
iktidar ve parlamentoya” komplo kurduğu iddiasıyla yargı önünde. Evet,
aksi ispat edilene kadar herkes masumdur. Ancak bir iktidar da kendine
karşı kalkışma ve komplo hazırlığında olduğuna inandığı asker
bürokratları emekli etme hakkına sahiptir. Daha da ötesi, bu
demokrasinin sağlıklı işlemesi için temel bir görevdir. Kimsenin
mahkemenin tutuklama kararının arkasına sığınma lüksü yoktur.
Türkiye’nin darbeler, komplolar ve faili meçhullerle dolu tarihi bu
konuda önemli bir karinedir.
Darbeler öncesi yaşanan katliamlar, kıyımlar, eli silahlı katillerin
devlet görevlisi olarak istihdam edilmesi bu coğrafyanın gerçekleri
arasındadır. İktidara elkoymayı hedef edinen zihniyet için her yol
mübahtır ve bu yolda halk çocuklarının şehit düşmesi gerekebilir. Kendi
üniversitelisini öldürtmekten çekinmeyen bir zihniyetin, gariban
Mehmetçiğe önem vermemesi şok edici gelmemelidir. Unutmayın ki bu süreç
Abdullah Öcalan’ın “Batı illerinde Kürt-Türk çatışması çıkabilir”
açıklamasının ardından başlamıştır. Öcalan’ın İmralı’daki hücresinden
böyle bir süreci öngörmesi mümkün değildir. Bu örgüte verilmiş
“Kürt-Türk çatışmasını başlatın” talimatıdır. Öcalan’a bu talimatı
verdiren gücün de Ergenekon benzeri yapılanma olması ihtimal değil,
neredeyse bir gerçekliktir. İktidarın, Öcalan’ın avukatlarıyla
görüşmesini izleme altına alması, cezaevinde denetiminde sivilleri
güçlendirmesi geç olsa da, doğru yolda atılmış adımlardır. Ancak çatışma
provalarına “provokasyon” demek yetmez. Saldırılarda bir siyasi partinin
simgesinin kullanılması, bu partinin geçmiş dönemlerde darbecilerle
işbirliği düşünüldüğünde daha kapsamlı bir kışkırtmayla karşı karşıya
olduğumuzu göstermektedir. İşi sarhoş spor amigolarına yıkmak, başını
kuma gömmek demektir. İktidarın böyle bir lüksü yoktur. Unutmasınlar ki,
Çorum, Kahramanmaraş katliamını gerçekleştirenler de işsiz güçsüz
lümpenlerdi. Onları kamyonlarla oraya taşıyan, eline balta, keser verip
bebeleri doğramalarını isteyen güç ortaya çıkarılmadığı için 12 Eylül
yaşandı. Aynı kanlı günleri yaşamak istemiyorsak, herkesin daha cesur
olması gerekir. (Ergun
Babahan / Star)
Emre Aköz (Sabah): Profesyonel kışkırtma • İçişleri Bakanı Beşir
Atalay herkesi ikna edebilir, beni edemez! Elbette Türkiye'nin sıradan
vatandaşları da çeşitli nedenlerle birbirlerine girişir. Bunlar
"Mahallenin kızına laf attın" ya da "Kuyrukta önüme geçtin" türü
olaylardır... Sıradan vatandaşların başlattığı kavgalar belli sınırları
aşmaz. Örneğin polise ciddi biçimde saldırılmaz. Taşlar atılır, camlar
kırılır, sonra olaylar yatışır. Eğer böyle olmuyorsa... Olaylar
büyüyorsa... Sürüyorsa... Kontrolden çıkıyorsa... İşin içinde mutlaka
"profesyonel kışkırtma" vardır: Yani kitleleri galeyana getirmeyi bilen
uzmanların kışkırtması. 6-7 Eylül (1955) yağmasının, 1970'lerdeki
Malatya, Maraş, Çorum katliamlarının, kanlı 1 Mayıs'ın (1977), Sivas ve
Gazi olaylarının tesadüfen mi çıktığını sanıyorsunuz? Hepsi özel harp
operasyonudur. Hepsi tezgâhtır. PKK saldırıları 1984'te başladı... O
günden beri savaş sürüyor... Yine de sokakta bir Kürt-Türk kavgası
çıkmadı. Herkes bundan özenle kaçındı. Peki, şimdi ne oluyor? Halkın
jetonu çeyrek asır sonra mı düştü? Değişen şu: Son dönemde etnik kavga
çıksın diye sistematik biçimde uğraşılıyor. Başka bir alandan örnek
vereyim: Seyirci kültürünü bilmeyenler, tribünlere bakıp mesela
F.Bahçeliler ile G.Saraylıların birbirini "doğramak" istediğini sanır.
Halbuki kimsede böyle bir arzu yoktur. "Tribün terörü" lafı bir
hurafedir. Buna karşılık özel harpçilere emir verin... Üç-beş bıçak, bir
tabanca ile anında tribünleri kana boyarlar. Taraftarlar gırtlak
gırtlağa geliverir. Yapılmak istenen şudur: 1) Türk-Kürt kavgası
çıkarmak. 2) Hükümetin ülkeyi yönetemediği kanısını yaymak. 3) Amaca
ulaşıldığında da, olaylara son vererek, yeni düzeni başarılı göstermek.
Bakan Atalay'ın bütün bunları anlatacak hali yok elbette. Mecburen
"münferit" diyecek. Gerçeği yakalamak isteyenler, milliyetçilerin
demeçlerine baksın. Her şey o sözlerde var: "Teröristlerle çatışma
yaşandığını ve içlerinden birisinin yaralı olduğuna halk bir anda
inandı. Halkın esas amacı vatanseverlik duygusuyla gelip emniyet
teşkilatımıza yardım etmekti." Apaçık söylüyor işte! (Emre
Aköz / Sabah)
Doğan
yine başvurdu: Reddi hakimi tekrar değerlendirin 'Balyoz Planı' davası kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarılan
eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın avukatı, İstanbul
11. Ağır Ceza Mahkemesine başvurarak, reddi hakim taleplerinin reddine
ilişkin verilen kararın düzeltilmesini istedi.
Doğan ile emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri'nin avukatları Celal Ülgen ve
Hüseyin Ersöz tarafından mahkemeye verilen dilekçede, müvekkilleri
hakkında tutuklama kararını verdiği gün İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi
üye hakimi Ali Efendi Peksak'ın Adalet Bakanlığı müsteşarıyla yemek
yediğinin iddia edildiği belirtildi. Hakim Peksak hakkında mahkemenin
herhangi bir değerlendirme yapmadığı ifade edilen dilekçede, bu hakimin
kamuoyu nezdinde tarafsızlığını yitirdiği hususunda kuvvetli bir kanı
oluştuğu ileri sürüldü. Dilekçede, tutuklamaya yönelik yakalama kararı
vererek kanaat ve düşüncelerini önceden açıklamak yoluyla ihsas-ı reyde
bulunan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 3 hakimi hakkında verilen
reddi hakim taleplerinin reddine ilişkin kararın gerek usul hükümlerine
gerekse esas yönünden yasaya aykırılık taşıdığı belirtildi. İstanbul 11.
Ağır Ceza Mahkemesinin bu kararını Ceza Muhakemesi Kanunu'nun itiraz
usulü ve inceleme mercilerini düzenleyen 268/2. maddesi uyarınca
düzeltmesi istenen dilekçede, aksi halde dilekçenin, bu yöndeki itirazı
incelemekle yetkili olan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi
talep edildi. (AA)
Balyozcuları
mahkemeden korumak için 3 güvenli bölge Balyoz Darbe Planı Davası kapsamında haklarında tutuklama kararı
çıkartılan muvazzaf ve emekli askeri personelin polisçe yakalanıp
mahkemeye çıkarılmasını engellemek için, Ankara, İstanbul ve
İzmir’de üç güvenli bölge oluşturuldu. Özellikle Yüksek Askeri Şura’ya
(YAŞ) girecek personelin bir gün bile tutuklu kalmaması için belirlenen
3 yer oldukça korunaklı askeri bölgelerden oluşuyor. Yakalama kararları
doğrultusunda Emniyet güçleri mahkeme tarafından iletilen adreslerden
26’sından eli boş dönerken, muvazzaf ve emekli askeri personel; Ankara,
İstanbul ve İzmir’de belirlenen adreslere toplandı. İzmir’de Ege Deniz
Bölge Komutanlığı Narlıdere Sosyal Tesisleri, Ankara’da Merkez Orduevi,
İstanbul’da ise Fenerbahçe Orduevi, Balyoz sanıkları için belirlenen 3
toplanma merkezi oldu. Emekli subayların yakalanmasında polis
yetkiliyken muvazzaflarda ise Genelkurmay yetkili. YAŞ öncesi zaman kazanmak amacıyla yakalama
emrinin merkez komutanlıklarca muvazzaf sanıklara tebliğ edilmediği iddia edilmişti.
Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu emekli ve muvazzaf Balyoz Darbe
Planı sanıkları için “yakalamaya itiraz” ve “reddi hakim” dilekçelerinin
Genelkurmay Adli Müşavirliği tarafından hazırlandığının ortaya
çıkmasından sonra yeni bir skandal daha gün yüzüne çıktı. Genelkurmay,
Balyoz sanığı durumunda olan ve hakkında İstanbul 10. Ağır Ceza
Mahkemesi’nin tutuklama kararı aldığı muvazzaf ve emekli TSK
mensuplarını olası bir yakalama işlemi riskine karşı 3 güvenli bölgeye
taşıdı. Özellikle Yüksek Askeri Şura’ya (YAŞ) girecek personelin bir gün
bile tutuklu kalmaması için belirlenen 3 yer oldukça korunaklı askeri
bölgelerden oluşuyor.
Adeta fiili bir darbe yaşıyoruz.. Sanıklar organize şekilde
mahkemeden kaçırılıyor.. Yardım ve yataklık suçu işleniyor..
Tebligat yapılamıyor • Özellikle, muvazzaf personelin belirlenen
mekanlarda saklanması nedeniyle ikamet adresleri boşaltılmış durumda. Bu
nedenle de tebligatlar yapılamıyor. Muvazzaf personelin YAŞ'a tebligat
almadan girmelerinin sağlanmasının da terfi açısından hukuksal bir açık
oluşturacağının Adli Müşavirlerin yaptığı toplantıda alınan kararlardan
biri olduğu öğrenildi. Merkez Komutanlıklarına muvazzaf personel için
tebliğ ve teslimat yapılmaması yönünde emir verilirken, hukukçular
sözkonusu durumun ve sanıkların TSK'ya ait tesislerde organize biçimde
toplanmasının yardım ve yataklık suçunu oluşturabileceğini iddia
ettiler. Ayrıca yargı karlarına karşı hile yolu ile suçluların korunması
suçunun oluştuğu da dile getirilen iddialar arasında yer alıyor.
İstanbul'da Fenerbahçe Orduevi • Yakalama kararları doğrultusunda
Emniyet güçleri mahkeme tarafından iletilen adreslerden 26’sından eli
boş dönerken, muvazzaf ve emekli askeri personel; Ankara, İstanbul ve
İzmir’de belirlenen adreslere toplandı. İzmir’de Ege Deniz Bölge
Komutanlığı Narlıdere Sosyal Tesisleri, Ankara’da Merkez Orduevi,
İstanbul’da ise Fenerbahçe Orduevi, Balyoz sanıkları için belirlenen 3
toplanma merkezi oldu.
Emekli Balyozculara tebligat yapılamıyor • Balyoz Darbe Planı
kapsamında haklarında yakalama kararı verilen 102 sanıktan 24 emekli
general ve subay bildirdikleri adreslerde bulunamadı. Balyoz kapsamında
yakalama kararı verilen 25 emekli general ve subaydan Bodrum’da
gözaltına alınan eski 1. Ordu Komutanı emekli Org. Çetin Doğan dışındaki
isimler firari konumuna düştü.
Polis mahkemeye 'yoklar' dedi • İkamet adresi Ankara’yı gösteren
eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral. İbrahim Fırtına ve eski
1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun’un da aralarında
bulunduğu 7 sanık, gösterdikleri adreslerde bulunamazken, Ankara polisi
İstanbul 10. Ağır Ceza’ya ‘sanıklara belirtilen adreslerinde
ulaşılamadı’ raporu gönderdi. Bazı sanık avukatları müvekkillerinin
yerini bildiklerini ancak açıklamayacaklarını söyledi. Polisin
haklarında tutuklama bulunan Balyoz sanıklarını yakalamak için
çalışmalarına devam ettiği ifade ediliyor. (Star)
FLAŞ!!!
Mahkeme yakalama itirazlarını da reddetti 'Balyoz Planı' davası kapsamında haklarında yakalama emri
çıkartılan başta Çetin Doğan olmak üzere 87 sanık avukatının kararın
geri alınması yönündeki talepleri reddedildi. Mahkeme heyeti, verilen
yakalama emirlerinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle
kararın kaldırılması yönündeki talepleri reddetti. Bu arada, İstanbul
10. Ağır Ceza Mahkemesi, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin
Doğan hakkında çıkartılan yakalama emrinin sağlık sorunları nedeniyle
durdurulması yönündeki talebi de reddetti. Mahkeme, taleplerin itiraz
olarak değerlendirilmesi amacıyla dilekçeleri İstanbul 11. Ağır Ceza
Mahkemesi'ne gönderdi. Dilekçelerin gönderildiği üst mahkeme 11. Ağır
Ceza ise bugün içerisinde verdiği bir kararla 10. Ağır Ceza üyeleri için
yapılan 30 civarındaki reddi hakim taleplerini oybirliğiyle reddetmişti.
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, haklarında yakalama kararı çıkarılan sanıklardan 85'inin, bu kararın
kaldırılması yönündeki yaptığı başvuru ile yine bu kişiler arasında yer
alan aralarında Feyyaz Öğütçü ile eski MGK Genel Sekreteri emekli
Orgeneral Şükrü Sarıışık'ın avukatları tarafından yapılan tutuklama
kararının kaldırılması yönündeki taleplerini değerlendirdi. Mahkeme
heyetinin, dosyadaki delil durumu, sanıkların üzerlerine atılı suçun
vasıf ve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların
bulunması, sanıkların üzerlerine atılı suçun Ceza Muhakemesi Kanunu'nun
(CMK) 100. maddesinde belirtilen katalog suçlardan olması, belirtilen bu
nedenlerle adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağından bahisle
sanıklar adına CMK'nın 98/3'üncü maddesi uyarınca yakalama emri
çıkardığı hatırlatıldı. Çıkarılan yakalama emirlerinin CMK'nın yakalama
emri ve nedenlerini düzenleyen 98 ve tutuklama nedenlerinin yer aldığı
100. maddesiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden
mahkeme heyeti, belirtilen bu sebeplerle mahkemece verilen yakalama
kararlarında isabetsizlik bulunmadığını kaydetti. Mahkeme heyeti, bu
nedenlerle yakalama emrinin kaldırılması yönündeki taleplerin reddine
karar vererek, talepleri itiraz olarak değerlendirilip incelenmesi için
İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi. Heyet, aralarında Feyyaz
Öğütçü'nün de bulunduğu 5 kişinin avukatlarının yaptığı tutuklama
kararına itirazları konusunda ''mahkeme tarafından verilen herhangi bir
tutuklama kararı bulunmadığı, verilmeyen veya infazı olmayan bir karara
itiraz edilmesinin de fiilen imkansız olması nedeniyle'' karar
verilmesine yer olmadığına hükmetti. Mahkeme heyeti, bu yöndeki itirazın
değerlendirilmesi için evrakı İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine
yolladı. İstanbul 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin önümüzdeki günlerde kararını
açıklaması bekleniyor. Dilekçelerin
gönderildiği üst mahkeme 11. Ağır Ceza ise bugün içerisinde verdiği bir
kararla 10. Ağır Ceza üyeleri için yapılan 30 civarındaki reddi hakim
taleplerini oybirliğiyle reddetmişti.
YAŞ’ta terfi bekleyen generallerin talepleri de reddedildi •
Yakalama kararının geri alınması yönündeki talebi reddedilen 85 sanık
arasında 01 Ağustos’da başlayacak YAŞ kararlarının terfi listesinde yer
alan aralarında Başbakan Erdoğan’a saldırya ilişkin brifing veren
Hakkari 3’üncü Taktik Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Gürbüz Kaya,
Adana 6’ıncı Kolordu Komutanı Koregeral Nejat Bek’in, Kuzey Deniz Saha
Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, 3’üncü Kolordu İç Güvelik Tümen
Komutanı Tümgeneral Abdullah Dalay, Tümgeneral Ahmet Yavuz, Tuğgeneral
Ali Aydın, Tuğgeneral Salim Erkal Bektaş da yer aldı.
Tutuklama yok dolayısıyla tutuklamaya itiraz olamaz • Yakalama
kararının geri alınması yönünde talepte bulunan sanıkların arasında yer
alan emekli Koramiral Feyyaz Öğütçü, emekli Orgeneral Şükrü Sarışık,
Kurmay Albay Ahmet Tuncer, Korgeneral Mustafa Korkut Özarslan, emekli
Tümamiral Özer Karabulut’un tutuklama kararının kaldırılması yönündeki
talebini de değerlendiren mahkeme henüz bir tutuklama kararı
gerçekleşmediğinden, itiraz edilenmesinin fiilen imkansız olduğuna
belirterek bu konuda karar verilmesine yer olmadığına hükmetti.
Çetin Doğan için yapılan hastalık gerekçeli yakalama itirazı da kabul
edilmedi • Heyet, eski 1. Ordu Komutanı emekli
Orgeneral Çetin Doğan hakkında çıkarılan yakalama emrinin sağlık
sorunları nedeniyle durdurulması ve kaldırılması yönündeki talebi de
değerlendirdi. Doğan'ın hasta kabul kartları, takip formları ve
raporlarını inceleyen mahkeme heyeti, yakalama kararının kaldırılmasını
veya geri alınmasını gerektirecek yeni bir delil sunulmadığını belirtti.
Sanık lehine yeni bir delil sunulmadığından bu yöndeki talebin reddine
karar veren mahkeme heyeti, bu yöndeki talebi de itiraz olarak
değerlendirilmesi için İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi.
(Sabah,
Hürriyet)
10 ve 11'den sonra itiraz için sırada 12. Mahkeme var: TSK'nın en üst
düzeyine çıkmış darbeci subayların ibret verici kurtulma gayreti
Doğan yine itiraz edecek • Bu arada, eski 1. Ordu Komutanı emekli
Orgeneral Çetin Doğan'ın avukatı Hüseyin Ersöz, yaptığı yazılı
açıklamada, Şubat ve Mart aylarında hakkında pek çok haber çıkan,
müvekkilinin tutuklama kararına imza atan Hakim Peksak'ın, tarafsız ve
bağımsız hareket etmediği yönünde kamuoyu algılamaya yol açtığını
kaydetti. Ersöz, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin bu konudaki
taleplerine, hiç değinmeksizin sadece CMK'nın ilgili yasalarına göre bir
değerlendirmeyle karar verdiğini, bu kararın eksik olduğunu kaydetti.
YAŞ öncesi 102 kişi hakkında verilen yakalama kararlarının halen
tartışılmaya devam ettiğini ifade eden Ersöz, "Tutuklamaya dönük olarak
verilen yakalama kararları birçok insanın maddi ve manevi olarak
mağduriyetine neden olmuştur. Bunların başında da ciddi sağlık sorunları
ile boğuşan müvekkilimiz gelmektedir. İstanbul 11. Ağır Ceza
Mahkemesinin kararı hukuka aykırıdır. Bu sebepten reddi hakim
taleplerinin reddi hususundaki karara İstanbul 12. Ağır Ceza
Mahkemesinde itiraz edeceğiz" dedi. Öte yandan, emekli orgeneral Çetin
Doğan'ın tedavisi Siyami Ersek Hastanesi'nde devam ediyor. Avukat
Hüseyin Ersöz, "Çetin paşanın sağlık durumunda hala bir düzelme yok.
Anjiyo olma durumu var" dedi.
Kararın iptalini istediler • Bu arada, Tuğamiraller Abdullah
Gavremoğlu ve Ahmet Türkmen'in avukatı Naim Karakaya, savcının görüşü
alınmadan müvekkilleri hakkında çıkarılan yakalama kararının iptalini
istedi.
Reddi hakimi ret gerekçesi: İhsas-ı rey anlamına gelmez • "Balyoz
Planı" davası kapsamında haklarında yakalama emri çıkartılan bazı
sanıkların avukatlarının yaptıkları reddi hakim talebini kabul etmeyen
İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçesinde, "İstanbul 10. Ağır Ceza
Mahkemesi heyetinin bir kısım sanıklar hakkında yakalama müzekkeresi
çıkarmasının, hakimler yönünden ihsas-ı rey anlamına gelemeyeceği"
ifadesine yer verdi. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, reddi
hakim taleplerinin reddine ilişkin verilen kararda, haklarında yakalama
emri çıkarılan 102 sanıktan 30'unun avukatları aracılığıyla yaptıkları
başvuruda, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin üye hakimleri Davut
Bedir, Ali Efendi Peksak ve Murat Üründü'nün, ihsas-ı rey teşkil edecek
şekilde önceden görüşlerini açıkladıklarının belirtildiği kaydedildi.
Hakimlerin, bir kısım sanık vekillerinin dilekçelerinde belirtilen
hususların, ihsas-ı rey anlamını taşımadığı ve bu nedenle hakimin reddi
talebinin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesinde görüş
bildirdikleri ifade edilen kararda, savcının görüşünde de ret
sebeplerinin herhangi birinin bulunmadığından, bu yöndeki taleplerin
kabul edilmemesini talep ettiği belirtildi. Kararda, Ceza Muhakemesi
Kanununun (CMK) 23. maddesinde, "hakimin yargılamaya katılamayacağı
hallerin tek tek belirtildiği, yine 163. maddenin de soruşturmanın
Cumhuriyet savcısı yerine sulh ceza hakimi tarafından yapılması halinde,
bu hakimin kovuşturmada görev alamayacağı" şeklinde düzenlendiği dile
getirilen kararda, uygulamada da nöbete katılan hakimlerin dava
kendilerine geldiklerinde duruşmaya girmeye devam ettikleri ve bu yönde
Yargıtay tarafından aksi bir karar verilmediği anlatıldı. Bu nedenle
tutuklamayı yapan hakimin duruşmaya katılmasına ve tensip yapmasına
engel bir durum bulunmadığı vurgulanan kararda, heyetin bir kısım
sanıklar hakkında yakalama müzekkeresi çıkarmasının, söz konusu hakimler
yönünden ihsas-ı rey anlamına gelmeyeceği kaydedildi. Kararda, üç hakim
hakkındaki "hakimin reddi taleplerinin", bu taleplere bakacak mahkemenin
belirlenmesini düzenleyen CMK'nın 27. maddesi gereğince oy birliğiyle
reddine hükmedildiği belirtildi. Kararın sonunda, ret istemi üzerine
verilecek kararlar ve başvurulacak kanun yollarını düzenleyen CMK'nın
28. maddesi gereğince de itiraz edilebilineceği yer aldı. (Cnnturk)
Gönül'den
şaşırtan açıklama: Yakalama, terfiye engel değil Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Balyoz darbe iddianamesi
doğrultusunda haklarında tutuklama kararı çıkan muvazzaf subayların
terfileri için elinden geleni yapıyor. Gönül, yaptığı açıklamada
yakalama ve tutuklama kararlarının ayrı olduğunu savunarak yakalama
kararı çıkan sanıkların henüz tutuklanmış sayılmayacağını, dolayısıyla
terfi edebileceklerini iddia etti. Bakan Gönül'ün, mahkeme önünde
sanıkların yüzüne okunarak tutuklamaya dönüşeceği sanılan yakalama kararının bir
formaliteden ibaret olduğunu gözlerden kaçırması, kelime oyunları ardına
sığınması, darbeci sanıkların terfi ettirilme gayretlerinde gayretiyle yer alması
kamuoyunu isyan ettiriyor ve şöyle dedirtiyor: 'Komutanların avukatları
itiraz dilekçelerini yanlış adrese verdiler. Bunları Adalet Bakanı'na ve
hatta Başbakan'a verselerdi daha tesirli olurdu.' Bu arada Turktime sitesinde Adalet Bakanıyla
ilgili şok bir iddia yer aldı. Bu iddiaya göre Adalet Bakanı Gönül'ün
Emniyet teşkilatına talimat vererek, yakalama kararının uygulanmamasını
istemesi Ankara kulislerine bomba gibi düştü. İstanbul 10. Ağır Ceza
Mahkemesi tarafından verilen yakalama emri sonrası en tepeden başlayan
yakalama operasyonları, ilk olarak Org. Çetin Doğan'ı vurmuştu. Ancak
sonrasında yakalama operasyonları adeta bıçak gibi kesilmişti.
Bu, 30 yıl önceki 12 Eylül darbecilerini yargılayacağım diye şehir şehir
dolaşan Başbakan Tayyip Erdoğan tutumuyla çelişen bir tavır. Ama daha
önemlisi hukukla çelişiyor savunma bakanı. Tutuklama değil yakalama emri
gibi kelime oyunlarına başvurulması bunu örtmeye yetmiyor. Adı geçen
kişiler yakalandığında, sırtları sıvazlanıp evlerine gönderilmeyecek.
Ceza Kanunu 100. maddedeki katalog suçlarla itham edildikleri için ve
adli kontrol hükümlerinin yetersizliğinden hareketle cezaevine
gönderilecekler. Adli kontrol tutuklamadan bir önceki tedbir
uygulamasıdır ve mahkeme bunu yeterli görmeyerek bir üst tedbiri yani
tutuklamayı kararlaştırıyor. Mahkeme, kolluk kuvvetlerine "bunları
yakalayıp getirin tutuklama kararımı tebliğ edip cezaevine göndereceğim"
diyor. Şehir dışında olanlar için 'yol tutukluluğu' istiyor. Milli
Savunma Bakanı, kendini ve hatta başbakanı askeri şura'daki en kıdemsiz
generalle eşitleyerek hata ediyor. Genelkurmay Başkanı'nı atama
yetkisini cumhurbaşkanıyla paylaşan Başbakan ve bakan, bir albayın terfi
almasında söz sahibi olamayacağını ileri sürüyor. Türkiye'nin en büyük
demokrasi sorunu maalesef yetkilerini kullanmaktan korkan ve hatta
bunları devreden darbeciler kadar cesur olamayan siviller.
Şok iddia: Balyozcuları koruyan bakan kim?• Turktime
haber sitesi, Balyoz Operasyonu'yla ilgili çok kritik bir bilgiye
ulaştı. Balyoz sanıklarının muvazzaf personel dışında olanlarla ilgili
yakalama emrine by-pass yapıldığı öğrenildi. Kabinenin önemli bir
bakanının Emniyet teşkilatına talimat vererek, yakalama kararının
uygulanmamasını istediği Ankara kulislerine bomba gibi düştü. İstanbul
10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen yakalama emri sonrası en
tepeden başlayan yakalama operasyonları, ilk olarak Org. Çetin Doğan'ı
vurmuştu. Ancak sonrasında yakalama operasyonları adeta bıçak gibi
kesildi. Önemli bakandan gelen emir sonrasında frene bastırıldı.
İçişleri Bakanı Atalay'ın yakalama kararlarına ilişkin tavrı da önceki
gün medya önünde ortaya çıktı. İçişleri Bakanı Atalay, hakkında yakalama
kararı bulunan Korgeneral Nejat Bek'le yan yana yürüyerek ve elini
sıkarak medyaya görüntü ve fotoğraf verdi.
Milli Savunma Bakanı devrede • Olayları en yakından yaşayan isim
ise Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül. Medyada pek sık görünmeyen Vecdi
Gönül, son günlerde Cumhuriyet Gazetesi başta olmak üzere gazetelere
demeç vermeye başladı. Gönül son olarak, Taraf'a konuştu ve “Generaller
Serbest Kalırsa terfi ederler” açıklamasını yaptı. Gönül'ün gönlünde,
Balyoz'dan sanık olanlardan sadece “paşa” rütbesindeki isimlerin terfi
ettirilmesi olduğu kulislere yansımış durumda. Bu amaçla TSK Personel
Yönetmeliği'nin 65. Maddesi ve Subay Sicil Yönetmeliği'nin 82.
maddesinden yol aranıyor… Diğer yandan, haklarında 5 yıldan fazla hapis
gerektiren suçtan dava açılan TSK ve Jandarma personeliyle ilgili
görevden alma yetkisi Milli Savunma Bakanı ve İçişleri Bakanı'nda. İki
bakan bu yetkiyi kullanıp, Ergenekon/Balyoz/Kafes/Poyrazköy gibi
süreçlerde yargılanan personeli açığa alırsa, bu personelin terfisi
otomatikman devre dışı kalıyor. Açığa alınan personelin terfisi yasal
olarak mümkün değil. Ankara'da masaya yatırılan konulardan biri de bu.
Ancak iki bakanın da bu formüle sıcak bakmadığı öğrenildi. İçişleri
Bakanı Atalay özellikle birden fazla müebbetle yayınlanan Jandarma Albay
Cemal Temizöz konusunda açığa alma yetkisini kullanmamakla
eleştirilmişti. Atalay, Emniyet Genel Müdür Yardımcıları hakkında dava
açılınca açığa alma yetkisini hızla kullanmıştı. (Turktime)
Bakan Gönül: Hukukçulara çalışın bana getirin dedim, herhalde askeri
şuraya yetiştirirler! • Balyoz Harekat Planı’nda haklarında yakalama
kararı çıkarılan ancak bu karara itiraz eden generallerden terfisi
gelenlerin hukuki durumu pazar günü başlayacak Yüksek Askeri Şura (YAŞ)
toplantısından önce netleşecek. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül,
“Bakanlık hukukçularına, yakalama müessesesinin şura kararlarına
etkisini incelettiriyorum, YAŞ öncesi bu inceleme biter” dedi. Taraf ’ın
Gönül’e yönelttiği sorular ve yanıtları şöyle:
Balyoz davası kapsamında haklarında yakalama emri çıkartılanların YAŞ
bağlamında terfi durumları ne olacak? - Gazeteciler, “yakalamaya
muhatap olanların durumu ne olacak?”diye sordular. Daha önceki Ceza
Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Usulu Kanunu’nda yakalama diye bir şey
yoktur. Onun için 65. madde tevkiften (tutuklama), açığa almadan
bahsediyor, yakalamadan bahsetmiyor. Yakalama müessesesinin Askeri Şura
kararlarına terfi bağlamında etkisini incelettiriyorum. Neden böyle bir
şeye ihtiyaç var. Çünkü yakalama sonucunda herkes tevkif edilir diye bir
şey yok. Tevkif edilmeyecekse o zaman 65. maddeye girmez. Yani şöyle
bakmak lazım. Eskiden celp çıkarılırdı, ama celbin sonucu başka şeyler
olurdu. Şimdi yakalama çıkıyor. Yakalama yani gıyabi tevkif verilirdi.
Ondan sonra celp çıkarılırdı. Celp uygulandıktan sonra tevkif uygulamaya
konulurdu. Şimdi yakalama öyle değil. Yakalama çıkıyor, kişi mahkemenin
huzuruna getiriliyor. Mahkeme duruma göre tevkif veya serbest bırakma
kararı verebiliyor. Bunun için yeni bir müessesedir bunu inceletiyorum.
Terfisi gelen generaller, yakalama emri sonrası serbest bırakılsalar
dahi mahkemenin kabul ettiği iddianame çerçevesinde zaten haklarında
kovuşturma var. Yani 65. maddeye girerler ve terfilerinin olmaması
lazım. - TSK Personel Kanunu’nun 65. maddesi münakaşaya açık
bırakmayacak kadar açık yazılmış. Kanun, “açıkta bulunanların, TSK ile
ilişkilerinin kesilmesini gerektirecek hürriyeti bağlayıcı şekilde ceza
ile mahkum olmak, henüz hükümleri kesinleşmemiş olanların (mahkemeleri
devam eden), tutuklu bulunan veya tahliye edilenlerle beraber kovuşturma
ve duruşması devam edenler, terfi edemez” demiş. Burada mahkumiyeti
değil, tevkifi esas alıyor. İki şeyi aklınızda tutun mahkumiyet ve
tevkif. Hukukçulara, “Çalışın bana, getirin” dedim. Herhalde askeri
Şura’ya kadar yetiştirirler.
TSK’da değerli subaylar var, suç isnat edilenlerin yerlerine atanacak
çok subay var... - Bu sorunuz felsefi bir soru. Pozitif hukukla
ilgili değil, bu takdir ile ilgili. Askeri Şura ne takdir ederse o olur.
Askeri Şura’da sizin ve başbakanın ihraç yetkiniz var.... -
İhraçlar tüzüğün 25. maddesinde var. Bu bana, Sayın Başbakana değil
bütün üyelere muhalif kalma yetkisini vermiş. “Muhalif kaldıktan sonra
da açıklama yapabiliyorsunuz” diyor. İhraçlarda onu kullandım (şerh) ama
başka bir yerde kullanmadım. Başka bir yerde kullanılabilir. En kıdemsiz
orgeneral de böyle bir şey yapabilir. Takdir Askeri Şura’nındır. Ben de
orada üye olarak takdirimi kullanırım. Ama pozitif hukukla ilgili
soruyorsanız ona cevap vermeye çalışırım.
TSK 49. maddesi, generallerin hizmet ve görev ihtiyacı sebebiyle
hizmete devam edebilmeleri yani aynı rütbede bir yıl kalabilmelerini
öngörüyor. Balyozla ilgili soruşturmada adı geçen ve terfisi gelen
generallerin bulundukları görevde sürelerinin uzatımı bir yana emekli
edilmelerini gerektiriyor bu madde... - Beraatı zimmet asıldır. Yani
aksi sabit oluncaya kadar herkes masumdur. Sizin bu sorunuzun cevabı
beraatı zimmet asıldır... Ben Cumhuriyete gazetesine verdiğim demeçte,
“Terfi edemeyecekler ama emekli de olamayacaklar” dedim. Bakın orada
kanun dengeyi kurmuş. Kamuoyu da aydınlanmış oldu. Yakalamayı da millet
büyütüyor, önemli bir olaydır. “Ama devlet politikalarını yönlendirecek
kadar bir tasarruf mudur, değil midir, bunu inceletiyorum” diyorum.
TSK’da değerli subaylar var, suç isnat edilenlerin yerlerine atanacak
çok subay var... - Bu sorunuz felsefi bir soru. Pozitif hukukla
ilgili değil, bu takdir ile ilgili. Askeri Şura ne takdir ederse o olur.
Askeri Şura’da sizin ve başbakanın ihraç yetkiniz var.... -
İhraçlar tüzüğün 25. maddesinde var. Bu bana, Sayın Başbakana değil
bütün üyelere muhalif kalma yetkisini vermiş. “Muhalif kaldıktan sonra
da açıklama yapabiliyorsunuz” diyor. İhraçlarda onu kullandım (şerh) ama
başka bir yerde kullanmadım. Başka bir yerde kullanılabilir. En kıdemsiz
orgeneral de böyle bir şey yapabilir. Takdir Askeri Şura’nındır. Ben de
orada üye olarak takdirimi kullanırım. Ama pozitif hukukla ilgili
soruyorsanız ona cevap vermeye çalışırım.
TSK 49. maddesi, generallerin hizmet ve görev ihtiyacı sebebiyle
hizmete devam edebilmeleri yani aynı rütbede bir yıl kalabilmelerini
öngörüyor. Balyozla ilgili soruşturmada adı geçen ve terfisi gelen
generallerin bulundukları görevde sürelerinin uzatımı bir yana emekli
edilmelerini gerektiriyor bu madde... - Beraatı zimmet asıldır. Yani
aksi sabit oluncaya kadar herkes masumdur. Sizin bu sorunuzun cevabı
beraatı zimmet asıldır... Ben Cumhuriyete gazetesine verdiğim demeçte,
“Terfi edemeyecekler ama emekli de olamayacaklar” dedim. Bakın orada
kanun dengeyi kurmuş. Kamuoyu da aydınlanmış oldu. Yakalamayı da millet
büyütüyor, önemli bir olaydır. “Ama devlet politikalarını yönlendirecek
kadar bir tasarruf mudur, değil midir, bunu inceletiyorum” diyorum. (Taraf)
İhanet
konuşmaları mahkeme kararıyla dinlenmiş 'PKK'lı adamlarımız zayiat veriyor heronları düşürün' diye TSK
subaylarının aralarında yaptığı şok telefon konuşmaları konusunda,
Radikal gazetesinden Murat Yetkin köşe yazısında elde ettiği çok önemli
bir bilgiyi aktardı: 'Dün güvendiğim bir istihbarat kaynağından bu
konudaki sorularıma aldığım yanıtları paylaşıyorum: 1) Yapılan bütün
telefon dinlemeleri mahkeme kararıyla yapılmıştır, 2) Mahkeme kararı
alınabilmesi için taraflardan en azından birisinin kimliğinin bilinmesi
gerekir, 3) Kızılay’da ankesörlü telefonların dinlendiği iddiası doğru
değildir; herhangi bir bölgedeki ankesörlü telefonların dinlenmesi yasal
olarak da, teknik olarak da mümkün değildir.'
Heron’ların PKK’ya verdiği zararın asker içinde birileri tarafından
kasten engellendiği iddiası, günlerdir medyada MİT kaynaklı olduğu öne
sürülen bazı telefon dinleme kayıtlarıyla birlikte yer alıyor.
Genelkurmay, bu konuda üç yılı bulan süredir süren incelemenin,
kimlikler belli olmadığı için henüz tamamlanamadığını açıklamıştı. Dün
güvendiğim bir istihbarat kaynağından bu konudaki sorularıma aldığım
yanıtları paylaşıyorum:
1- Yapılan bütün telefon dinlemeleri mahkeme kararıyla
yapılmıştır, 2- Mahkeme kararı alınabilmesi için taraflardan en
azından birisinin kimliğinin bilinmesi gerekir, 3- Kızılay’da
ankesörlü telefonların dinlendiği iddiası doğru değildir; herhangi bir
bölgedeki ankesörlü telefonların dinlenmesi yasal olarak da, teknik
olarak da mümkün değildir. Dediğim gibi ben aktarıyorum, bilgilerin
takibini yapmak, umarım iddialar üzerindeki esrar perdesini biraz olsun
kaldırır. (Murat
Yetkin / Radikal)
FLAŞ!!!
Bir balyoz da 11. Ağır Ceza'dan: Reddi hakime ret Balyoz sanıklarına kötü haber. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi,
'Balyoz Planı' davası kapsamında hakkında yakalama emri çıkartılan bazı
sanıkların avukatlarının bu yakalama kararlarını oybirliğiyle veren
İstanbul 10. Ağır Ceza mahkemesi heyeti hakkında yaptığı reddi hakim
taleplerinin tümünü 'oybirliğiyle' reddetti.
Balyoz Güvenlik Harekat Planı davasında aralarında Deniz Kuvvetleri eski
Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, Hava Kuvvetleri eski Komutanı
emekli Orgeneral İbrahim Fırtına, 1’inci Ordu eski Komutanı Çetin Doğan,
Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Kadir Sağdıç, Kuzey Deniz Saha
Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu’nun da bulunduğu 102 sanık
hakkında yakalama emri veren İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi
hakimlerine yapılan reddi hakim taleplerinin tümü oybirliği ile
reddedildi. 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi üyeleri Ali Efendi Peksak, Davut
Bedir ve Murat Üründü hakkında 30 civarındaki reddi hakim talebi bir üst
mahkeme olan İstanbul 11’inci Ağır Ceza Mahkemesince değerlendirildi.
Yakalama kararları inceleniyor • Reddi hakim talebinin
reddedilmesinin ardından İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi, yakalama
kararının geri alınması için yapılan başvuruları değerlendirmeye aldı.
Üç günlük yasal sürenin dolması nedeniyle İstanbul 10’uncu Ağır Ceza
Mahkemesi Pazartesi günü yapılan baş vurulara ilişkin kararını bugün
açıklayacak. İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi yakalama kararını geri
almayıp eski kararında direnirse yakalama kararına yapılan itirazın
değerlendirilmesi için dosya bir üst mahkeme olan İstanbul 11’inci Ağır
Ceza Mahkemesi’ne gönderecek.
Reddi hakimi ret gerekçesi: İhsas-ı rey anlamına gelmez • "Balyoz
Planı" davası kapsamında haklarında yakalama emri çıkartılan bazı
sanıkların avukatlarının yaptıkları reddi hakim talebini kabul etmeyen
İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçesinde, "İstanbul 10. Ağır Ceza
Mahkemesi heyetinin bir kısım sanıklar hakkında yakalama müzekkeresi
çıkarmasının, hakimler yönünden ihsas-ı rey anlamına gelemeyeceği"
ifadesine yer verdi. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, reddi
hakim taleplerinin reddine ilişkin verilen kararda, haklarında yakalama
emri çıkarılan 102 sanıktan 30'unun avukatları aracılığıyla yaptıkları
başvuruda, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin üye hakimleri Davut
Bedir, Ali Efendi Peksak ve Murat Üründü'nün, ihsas-ı rey teşkil edecek
şekilde önceden görüşlerini açıkladıklarının belirtildiği kaydedildi.
Hakimlerin, bir kısım sanık vekillerinin dilekçelerinde belirtilen
hususların, ihsas-ı rey anlamını taşımadığı ve bu nedenle hakimin reddi
talebinin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesinde görüş
bildirdikleri ifade edilen kararda, savcının görüşünde de ret
sebeplerinin herhangi birinin bulunmadığından, bu yöndeki taleplerin
kabul edilmemesini talep ettiği belirtildi. Kararda, Ceza Muhakemesi
Kanununun (CMK) 23. maddesinde, "hakimin yargılamaya katılamayacağı
hallerin tek tek belirtildiği, yine 163. maddenin de soruşturmanın
Cumhuriyet savcısı yerine sulh ceza hakimi tarafından yapılması halinde,
bu hakimin kovuşturmada görev alamayacağı" şeklinde düzenlendiği dile
getirilen kararda, uygulamada da nöbete katılan hakimlerin dava
kendilerine geldiklerinde duruşmaya girmeye devam ettikleri ve bu yönde
Yargıtay tarafından aksi bir karar verilmediği anlatıldı. Bu nedenle
tutuklamayı yapan hakimin duruşmaya katılmasına ve tensip yapmasına
engel bir durum bulunmadığı vurgulanan kararda, heyetin bir kısım
sanıklar hakkında yakalama müzekkeresi çıkarmasının, söz konusu hakimler
yönünden ihsas-ı rey anlamına gelmeyeceği kaydedildi. Kararda, üç hakim
hakkındaki "hakimin reddi taleplerinin", bu taleplere bakacak mahkemenin
belirlenmesini düzenleyen CMK'nın 27. maddesi gereğince oy birliğiyle
reddine hükmedildiği belirtildi. Kararın sonunda, ret istemi üzerine
verilecek kararlar ve başvurulacak kanun yollarını düzenleyen CMK'nın
28. maddesi gereğince de itiraz edilebilineceği yer aldı. (Cnnturk)
11.
Ağır Ceza'ya ağır baskı: Hakimleri reddet, sanıkları bırak Balyoz sanığı 102 kişi hakkında verilen yakalama emrinden sonra
askeri adli müşavirlerin Genelkurmay'da toplandığı öğrenildi.
Toplantıda, reddi hakim ve mahkeme emrine itiraz edilmesi fikri oluştuğu
ve avukatlara ulaştırıldığı öne sürüldü. Askeri adli müşavirlerin bu
girişimleri hukuk çevrelerini ayağa kaldırdı. Hukukçular böyle bir
durumun 'suçluya ve suça yardım' anlamı taşıyacağını ve hukuk önünde
hesap sorulması gerektiği görüşünü dile getirdi. Diğer yandan yakalama
kararına itirazı değerlendirecek İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi
üzerinde de ağır bir baskı kurulduğu öğrenildi. Bu bağlamda özellikle
HSYK'nın aktif rol oynadığı belirtildi. Tutuklama kararlarını veren 10.
Ağır Ceza hakimleri hakkındaki reddi hakim talepleri de bugün 11. Ağır
Ceza heyetince değerlendirilecek.
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, 77'si muvazzaf 102 asker hakkında
yakalama emri verdiği 23 Temmuz'da Genelkurmay Adli Müşaviri Tuğgeneral
Hıfzı Çubuklu başkanlığında, Kara, Hava, Deniz ve Jandarma Adli
Müşavirlerinin Genelkurmay'da çok kritik bir toplantı gerçekleştirdiği
öne sürüldü. Uzun süren toplantı sonucunda, haklarında tutuklama kararı
çıkarılan 102 Balyoz sanığının reddi hakim müracaatında bulunması ve
tutuklama kararlarına itiraz edilmesi konusunda dilekçeler hazırlanarak
sanık ve avukatlara çeşitli yollarla (faks, elden, kurye ve e-mail)
ulaştırıldığı iddia edildi.
Karargah planı uygulanıyor • Balyoz soruşturması çerçevesinde
başlatılan operasyonlarda 33 subayın göz altına alınması üzerine
Genelkurmay'da "Or'lar Zirvesi" yapılmıştı. Zirvenin ardından
Genelkurmay Başkanlığı toplantıyı doğrulamıştı. 196 sanıklı Balyoz Darbe
Planı ile ilgili iddianameyi kabul eden İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi
23 Temmuz'da 77'si muvazzaf 102 asker için, yakalama kararı vermişti.
Mahkeme'nin kararı üzerine Genelkurmay Başkanlığı emri ile askeri adli
müşavirler olağanüstü toplandı. Tuğg. Çubuklu başkanlığındaki toplantıda
terfi ettirilmek istenen subayların 1 gün dahi tutuklu kalmaması için
yapılacak çalışmalar ve atılacak adımlar görüşüldü.
11. Ağır Ceza'ya ağır baskı • Sanık müdafilerinin Karargah'ta
askeri adli müşavirler tarafından belirlenen plan doğrultusunda hareket
ettikleri ve mahkeme kararına itiraz ettikleri görüldü. Şu ana kadar
hakkında yakalama emri çıkarılan 83 sanık avukatı mahkeme kararına
itirazda bulundu. Karargahta hazırlanan plan adım adım uygulamaya
konuldu. Askeri adli müşavirlerin bu girişimleri hukuk çevrelerini ayağa
kaldırdı. Hukukçular böyle bir durumun "suçluya ve suça yardım" anlamı
taşıyacağını ve hukuk önünde hesap sorulması gerektiği görüşünü dile
getirdi. Öte yandan yakalama kararına itirazı değerlendirecek İstanbul
11. Ağır Ceza Mahkemesi üzerinde de ağır bir baskı kurulduğu öğrenildi.
Bu bağlamda özellikle HSYK'nın aktif rol oynadığı belirtildi. (Yenişafak,
Taraf)
Reddi hakim bugün görüşülüyor • Sanıkların avukatları tarafından
yapılan reddi hakim taleplerinin 10. Ağır Ceza heyetince İstanbul 11.
Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildiği, bu mahkemenin de talepleri bugün
değerlendireceği öğrenildi.
İnegöl'deki
olaylar kirli bir tezgah mı? Akşam Yazarı Serdar Akinan olayların yaşandığı İnegöl'e gitti,
izlenimlerini yazdı. Emel Sayın konserinden çıkan kalabalık haber
duyuyor: 'Kürtler Orhaniye'de kahve bastı. İki ölü var...' Olayın
çıktığı meydana bakan banka ve işyerlerine ait güvenlik kameraları
olaylardan önce kim tahrip etti? İnegöllülerin gazetede gördüğü ve
teşhis edemediği onlarca insan kim? Bu insanlar İnegöl'e nereden geldi?
Kahve basılmadı. Her iki taraf kahvenin basılmadığını açıkça söylüyor.
Bu haber ve iki kişi öldürüldüğü dedikodusu nasıl çıktı? Takviye gelen
çevik kuvvet, karakol önünde bekleyen ve sakinleşen kalabalığa neden
biber gazı sıktı? Kürt minibüsçü tutuklandı. İddiaya göre olay anında
bir otobüs dolusu daha zanlı vardı. Polisin 'plakasını aldık' dediği bu
otobüs ve içindeki zanlılar kim ve nerede? Kürtlere ait Şaypa alışveriş
merkezinin önünde bulunan molotof kokteylleri nereden geldi? Neden bu
detay örtülü kaldı? Cep telefonu sinyalleri ve sms trafiği operatörlerde
kayıt altında tutuluyor. Bu olaylara katılan her iki taraftan
şüphelilerin ifadeleriyle bu bilgiler örtüşüyor mu? Olayın belli başlı
birkaç aktörü var. O gece hangi devlet yetkilileriyle telefonda
görüştüler? Bu kayıtlar nerede? AKP'li Belediye Başkanı Alinur Aktaş
olayların rant kavgasına bağlanmasını kesin bir dille reddediyor ve
ekliyor, 'Bu açık bir provokasyondur... Bakın ben doğma büyüme
İnegöllüyüm. O gece karakolun etrafında tekbir getirerek bağıran
insanlardan bazılarını hayatımda görmedim.'
'Tahta sandıklarıyla ayakkabı boyamaya gelen Kürt çocuklar vardı...
Bugün bir tekini bile göremedik. Tıpkı diğerleri gibi...' İnegöl
fotoğrafında bu detay şimdilik yok. Tahta sandıklarıyla ayakkabı boyayan
Kürt çocuklar İnegöl sokaklarından çekildi. Peki bir gecede ne oldu da
köftesi, mobilyası, çekirdeğiyle meşhur bu ilçe, bir anda Türkiye
gündeminin bir numaralı meselesi oluverdi. Kafkasya'dan aldığı göçlerle
Çerkezlerin, Abhazların... Yıllar yıllar önce ise Arnavutların yerleşik
'Manavlar'a komşu olduğu bu Anadolu kasabası 1980'li yıllardan sonra
Kürtler'i konuk etmeye başlıyor. Huzur içinde yaşayan, üreten, paylaşan
İnegöl, terörün artmasıyla içindeki Kürtlere bir başka gözle bakmaya
başlıyor. Bu ayrışma şehit cenazelerinin gelmesiyle iyice
belirginleşiyor. Olaylar sırasında karakolun yanında olan bir İnegöllü,
bu hassasiyeti paylaşırken heyecanla anlatıyor, 'En son Melih Tuncel'in
naaşı geldi. Tunceli'de şehit düştü Melih... Bu olaylarda gözaltına
alınanların çoğu Melih'in arkadaşlarıdır...' Elbette şehit cenazeleri,
siyasilerin yaptıkları konuşmalar, 'Habur açılımı' İnegöllülerin 'Kürt'
algısını olumsuz anlamda dönüştürüyor. Ancak bu olayların çıkmasının bir
nedeni de rant kavgası...
İnegöl'ün kışkırtmalara müsait yapısı var
Milyonluk rant paylaşımı • İnegöl'ün toplu taşıma işini 5 ayrı
şirket paylaşıyor. Toplam 6 hat üzerinde 82 otobüs, İnegöl halkını
taşıyor. Bir aracın, hattıyla satış fiyatı en az 200-250 bin lira
civarında... Yani çok yüksek miktarda para dönüyor. Bu hatlardaki
araçların bir kısmı ise Kürtlerin kontrolünde... Kürtlerin yoğun olarak
yaşadıkları Huzur Mahallesi'nin eski muhtarı Bayram Soyuşen geniş bir
ailenin sözcüsü ve çıkan olaylarda adından en çok bahsedilen insan. Onu
evinde bulduk. O, bu kavganın bir rant kavgası olmadığını savunuyor.
Olay anında arabada bulunan yeğeni Şenol Soyuşen ise araçlarının önünün
kesildiğini ve kavganın böyle çıktığını anlatıyor... Hastanede
görüştüğüm yaralılardan Selahattin O. ise , 'Kesinlikle yalan
söylüyorlar...Çinili Camii yanında oturuyorduk. Önden bir otobüs geldi.
20-30 kişi ellerinde sopa ve bıçaklarla indi. Arkalarında en az bir araç
daha vardı. Dayak yiyenler arkadaşım olduğundan müdahale ettim. Biri
beni bıçakladı. Yakındaki polis otosu hemen müdahale etti. Ancak polis
üç kişiyi yakaladı. O otobüs ise içindeki 30 kişiyle kaçmaya başladı.
Polisin müdahale etmediğini gören gençler ise bu aracı takip etti. O
otobüs içindekilerle karakolun yanındaki sokağa sığındılar.' Olaylar tam
da bu karakolda başlıyor. Emel Sayın konserinden çıkan kalabalık haberi
şöyle duyuyor: 'Kürtler Orhaniye'de kahve bastı. İki ölü var...' Bunun
üzerine kitle karakola gidiyor ve yetkililer tarafından
sakinleştiriliyor. Bu esnada gözaltındaki üç kişi sanılanın aksine
karakolda değil asayiş şubesinde ve doktor kontrolüne götürülüyorlar.
Ancak Bursa'dan gelen takviye çevik kuvvet bekleyişte olan kitleye
uyarısız biber gazıyla müdahale edince asıl olaylar çıkıyor. Görgü
şahidi Mehmet Nuri Tayyar, 'Failler serbest bırakıldı. Kürtler Bursa
yolunu kesti ve iki ölü var haberleri insanları zaten galeyana
getirmişti... Ama çevik kuvvet beklemekte olan insanlara biber gazı
sıkınca dananın kuyruğu koptu. Asıl mühimi, İş Bankası, 1001 Çeşit,
Elmas Elektirik ve Vakıfbank'ın güvenlik kameraları birileri tarafından
tahrip edildi. Kim bu insanlar? Şaypa, Bitlisli bir arkadaşımızın aracı
ve işyeri kundaklanıyor. Bir bakıyoruz alev almamış üç molotof kokteyli
var. Nereden geldi bu molotof kokteylleri?'
Yanıt bekleyen sorular • Soyuşenler'e ait minibüsün önü
Çinili Cami önünde kesildi mi? Şayet kesildiyse kim bu insanlar ve
Bayram Soyuşen'le bir alacak verecek meselesi var mı? Minibüs
hattında ortaklığı olan ve şu anda kayıp olan şahıs kim? Olayın
çıktığı meydana bakan banka ve işyerlerine ait güvenlik kameraları
olaylardan önce kim tahrip etti? İnegöllülerin gazetede gördüğü
ve teşhis edemediği onlarca insan kim? Bu insanlar İnegöl'e nereden
geldi? Kahve basılmadı. Her iki taraf kahvenin basılmadığını
açıkça söylüyor. Bu haber ve iki kişi öldürüldüğü dedikodusu nasıl
çıktı? Takviye gelen çevik kuvvet, karakol önünde bekleyen ve
sakinleşen kalabalığa neden biber gazı sıktı? Kürt minibüsçü
tutuklandı. İddiaya göre olay anında bir otobüs dolusu daha zanlı vardı.
Polisin 'plakasını aldık' dediği bu otobüs ve içindeki zanlılar kim ve
nerede? Kürtlere ait Şaypa alışveriş merkezinin önünde bulunan
molotof kokteylleri nereden geldi? Neden bu detay örtülü kaldı? Cep
telefonu sinyalleri ve sms trafiği operatörlerde kayıt altında
tutuluyor. Bu olaylara katılan her iki taraftan şüphelilerin
ifadeleriyle bu bilgiler örtüşüyor mu? Olayın belli başlı birkaç
aktörü var. O gece hangi devlet yetkilileriyle telefonda görüştüler? Bu
kayıtlar nerede?
Açık provokasyon • AKP'li Belediye Başkanı Alinur Aktaş olayların
rant kavgasına bağlanmasını kesin bir dille reddediyor ve ekliyor, 'Bu
açık bir provokasyondur... Bakın ben doğma büyüme İnegöllüyüm. O gece
karakolun etrafında tekbir getirerek bağıran insanlardan bazılarını
hayatımda görmedim.' (Serdar
Akinan / Akşam)
FLAŞ!!! İŞTE HERON İHANETİNİN ŞOK SES KAYITLARI Bugün gazetesinin gündeme getirdiği 'ihanet dosyası'nın şok telefon
kayıtları ortaya çıktı. Görüşmede subaylardan biri, ölen PKK'lılar için
'Zayiat verilmiş ciddi baskı aldım' diyor... İnsansız hava aracı 'Heron'ların
düşürülmesinin istendiği telefon görüşmelerinde skandal diyaloglar var.
Batman'da konuşlu Heron'ların görüntü ve bilgilerinin çok net olduğunu
belirten subayın, 'Mümkünse kullanım dışı bırakmalıyız. Değilse görüntü
ve koordinatlarına müdahale edilmeli' dediği görüldü. 'Geçen olayda
zayiat verilmiş, bundan dolayı ciddi baskı aldım' diyen subay, konuyu
ilgilisi ile görüşmesini muhatabından istiyor. Görüşmede üst rütbeli
subay, astının evine gelme talebini 'sağlıklı olmaz' gerekçesiyle kabul
etmiyor. 'Bu telefona dikkat ediyorsun değil mi' diyerek uyardığı da
anlaşılıyor. Skandala adı karışan Yarbay Ç'yi gözden uzak tutmak ve
soruşturmadan kurtarmak için yurtdışına gönderildiği de günyüzüne
çıkıyor. Yarbay Ç. ile iletişimin ise eşi üzerinden sağlandığı teknik
takipte anlaşılıyor. Diyaloglarda, ihaneti ortaya çıkaran MİT'e 'O..
çocukları' denilerek ağır küfürler ediliyor.
Bugün'ün gündeme getirdiği 'ihanet dosyası'nın şok telefon kayıtları
ortaya çıktı. Bir subayın 'kendi adamımız" dediği PKK'lılara 'zayiat'
verdirdiği gerekçesiyle insansız hava aracı 'heron'ların düşürülmesini
istediği karşısındaki subayın da 'bir çaresine bakarız" dediği telefon
görüşmeleriyle deşifre olan kirli yapının hainliği nasıl örtbas ettiği
de teknik dinleme takibine takıldı. MİT tarafından tespit edilen ve
Genelkurmay'a gönderilen telefon görüşmesi insanın kanını donduran
diyalogları içeriyor. Görüşmenin başlangıcında "İ.... Komutan' olarak
nitelendirilen bir subayın sorunun çözülmesi için para konuşması
yapılıyor. İ.... Komutan'ın dosyasını kapatanların temiz ve iyi iş
yaptığı belirtilen konuşmada ciddi risk aldığı da vurgulanıyor. "Şimdi
parayı konuşturmanın zamanı" diyen subay, "Limit ne kadar?" diye sorduğu
subaydan "Bu iş için her şeye değer limit problemi yok" karşılığını
alıyor. Aynı konuşmanın devamında ise Bugün'ün gündeme getirdiği insansız hava
aracı heronların düşürülmesine ilişkin skandal görüşme gerçekleşiyor.
Genelkurmay'ın isimlerini tespit edemedik dediği subaylar arasında geçen
görüşmede K1 olarak belirtilen subay, "Problem şu, araç biliyorsunuz
Batman'da konuşlandırıldı oradan o bölgeyi tarıyor ancak görüntü ve
bilgiler çok net önce mümkünse kullanım dışı bırakmalıyız değilse,
görüntü, bilgi koordinat vesair surette müdahale edilmeli anlaşıldı mı?
Geçen olayda zayiat verilmiş, bundan dolayı ciddi bir baskı aldım sen
bunu ilgilisi ile görüş ve konuştuğumuz çerçevede olsun tamam mı?"
diyor. Görüşmenin sonunda alt rütbeli subayın "Komutanım müsaade
ederseniz eve geleyim" demesi üzerine karşıdaki komutan hem bu talebe
karşı çıkıyor hem de "Bu telefonla ilgili dikkat ediyorsunuz değil mi?"
diyerek uyarıda bulunuyor.
SKANDAL:
Mahkemeden başka herkes belgelere ulaşabilir Balyoz darbe planının hazırlandığı yer olan İstanbul Üsküdar
Selimiye'deki 1'nci Ordu Karargahı'nda, kozmik plan ve bilgileri
barındıran 2 dizüstü bilgisayarın dört ay önce çalındığı ortaya çıktı.
Bilgisayarda dinleme ve izleme ile kriptolu konuşmaları deşifre eden
programların, ayrıca 1. Ordu Komutanlığı'na bağlı karargah ve kıta
birliklerine ilişkin çok önemli tatbikat, kritik bölge haritaları, plan
semineri ve olay kodlarının yer aldığı belirtildi. Dün verdiğimiz bir
haberde Balyoz davasına bakan mahkemenin Genelkurmay'dan 1. Ordu'da
yapılan darbe seminerine ait Balyoz Eylem Planı'nın sonuç raporunu bir
kez daha istediği ancak Genelkurmay'ın 'devlet sırrı' gerekçesiyle bu
talebi reddettiği bildiriliyordu. Genelkurmay'ın bu reddi aslında
şaşırtıcı değil. Çünkü özellikle Ergenekon soruşturmasıyla başlayan süreçte
Genelkurmay'ın mahkeme ve savcılara daima direndiği, onları garnizona
sokmadığı, hatta arama yapmaya
gelen savcılardan delil gizlediği ya da kaçırdığı, bilgisayarların iz
bırakmamak için defalarca silindiği, kağıt evrakların büyük kırpma makinalarında tüm hafta sonu personele mesai yaptırılmak suretiyle
kırpılarak yok edildiği iddiaları somut bulgularla ortaya çıkmıştı.
Yargının eline geçen çok gizli belgeler de ya Ergenekon sanıklarında
yakalandı ya da TSK içindeki meçhul subaylarca savcılara gönderildi. Ve
bu haberde verildiği gibi hırsızların eline de geçmeye başladı.
Mahkemelerin taleplerine 'devlet sırrı' diye direnen Genelkurmay'ın
yasal mercilere kapalı, yasal olmayan herkese açık olması, herkesin yol
geçen hanı gibi gizli belge bilgilere ulaşabilmesi skandal olarak
nitelendiriliyor.
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Balyoz Planı davası ile ilgili 102
sanık hakkında tutuklama kararı verirken, 1. Ordu Komutanlığı'na ilişkin
bir skandal daha ortaya çıktı. Balyoz Harekat Planı'nın medyada
yayımlanmaya başlamasının hemen ardından 1. Ordu Komutanlığı
Karargahı'ndaki iki dizüstü bilgisayarın çalındığı ve hala bulunamadığı
belirtildi. Dört ay önce yaşanan olayla ilgili tutanak hazırlandığı,
bazı personelin de bilgisine başvurulduğu bildirildi. Olayla ilgili
soruşturmanın derinleştirilmemesi üzerine bazı subayların gelişmelerden
Genelkurmay Karargahı'nı bilgilendirdiği öğrenildi. Orgeneral Hasan
Iğsız komutasındaki 1. Ordu Komutanlığı'ndan iki adet HP COMPAQ Armada
500 dizüstü bilgisayar 1 Nisan 2010'da çalındı. Bilgisayarların
çalındığı 2 Nisan 2010'da tutanak altına alındı. Yine aynı günlerde
ilgili personelin ifadesine başvuruldu. Sınırlı sayıda yetkili personel
tarafından kullanılan bilgisayarlarda, 1. Ordu Komutanlığı'na bağlı
karargah ve kıta birliklerine ilişkin çok önemli tatbikat, kritik bölge
haritaları, plan semineri ve olay kodların yer aldığı belirtildi.
İletişim risk altında • Birinci Ordu Karargahı Komuta Kontrol
Merkezi verilerinin de yer aldığı bilgisayarlar, karargah dinleme
yükleme sistemleri ile telsizler arasındaki irtibatın kurulmasını da
sağladığı belirtildi. Kripto, dinleme ve izleme yazılımı içeren program
nedeniyle Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, bakanlar, kuvvet
komutanları ve diğer kritik noktalarda görev yapan isimlerin konuşmaları
risk altında bulunuyor. Bilgisayarların çalındığının ortaya çıkmasından
sonra olayla ilgili inceleme başlatıldı, ilgili personelinin ifadesi
alındı. Ancak olayla ilgili soruşturmanın derinleştirilmediği
belirlendi. Bu gelişme üzerine bazı subayların konunun ciddiyeti
nedeniyle Genelkurmay Başkanlığı'nı bilgilendirdiği öğrenildi. (Zaman)
Abdullah Harun,
(26 Temmuz 2010, 11:02)
İbret verici işbirliği: Hayır cephesine anlamlı katılım CHP, MHP, BDP, HSYK, YARSAV’dan oluşan ‘hayır’ cephesine eli kanlı
terör örgütleri de katıldı. PKK, DHKPC, DEV YOL, MLKP, TKPML gibi terör
örgütleri de halk oylamasında hayır oyu verilmesi çağrısı yaptı.
PKK yöneticilerinin ROJ TV üzerinden yaptığı referandumu boykot
çağrısına, diğer terör örgütleri de katıldı. PKK’nın en şahin ismi
Mustafa Karasu, günlerdir ROJ TV’den referandum aleyhine açıklamalar
yaparken; DHKP/C de yayın organları aracılığıyla boykot çağrısı yaptı.
THKP/C DEV-YOL önce “ne evet ne hayır” şeklinde boykot çağrısı yaparken,
daha sonra tavrını “hayır” olarak değiştirdi. MLKP ve TKP/ML örgütleri
de “hayır” oyu verilmesi için mahalle bazlı çalışma başlattılar. Hayır
çağrısı örgütlerin yayın organlarına da yansıdı.
114 şehidin sorumlusu • DHKP-C yayın organlarında hükümet
tarafından sunulan tüm demokratikleşme çabalarının aslında güç
odaklarının kendi içerisindeki kavgaların sonucu olduğunu savundu.
Referandum sürecini oligarşinin kendi iç kavgası olarak gördüğünü ve
herhangi bir tarafı desteklemenin sisteme taraf olmak ve benimsemek
anlamına geldiğini savunan örgüt, referandumu “Boykot” edeceğini
duyurdu. DHKP-C geçmiş yıllardaki eylemlerinde 85 polis ve 29 askeri
şehit etmiş, 80 de vatandaş öldürmüştü. Kanlı örgüt 442 vatandaşı da
yaralamıştı..
Polis katilleri de hayırcı • THKP/C DEV-YOL’a yakınlığı ile
bilinen Halkevleri Derneği, başlangıçta “Ne Evet, Ne Hayır” şeklinde
özetlenebilecek tavır sergilerken daha sonra bu kararını değiştirdi.
Sloganın “evet”çilerinin lehine olacağından dolayı gelişen süreçte
açıkça “Hayır” oyu verileceği belirtildi. MLKP örgütünün ise “Anayasa
Paketine Hayır” kampanyası başlatarak basın açıklamaları, panel, mahalle
ve semt çalışmaları gibi etkinlikler düzenleyeceklerini üyelerine
duyurduğu öğrenildi. MLKP geçmiş yıllarda 3 polisi şehit etmiş, 6
vatandaşımızı öldürmüş, gerçekleştirdiği eylemlerde 3’ü polis olmak
üzere 42 kişi yaralamıştı.
Darbe onaylanacak iddiası • TKP-ML Konferans örgütü yayın
organlarına Anayasa değişikliğinin hali hazırdaki Anayasa’dan farklı
olmayan bir darbe Anayasası olduğunu duyurdu. Örgüt referandumun
amacının bu -sözde- darbe Anayasası’nın halka bir kez daha onaylatmak
olduğunu, “Hayır” oyu vereceklerini bildirdi. TKP-ML Konferans geçmiş
yıllarda 7 asker, 3 polis ve 13 vatandaşı şehit etmiş, 30’dan fazla
asker, polis, kamu personeli, köy korucusunu ve 23 vatandaşı
yaralamıştı. (Star)
(26 Temmuz 2010, 14:56)
Darbecilerin emrinde halen silahlı güçler var, tutuklama doğru Balyoz sanığı 102 subayın, özellikle de bunlardan 27'si
general toplam 70 muvazzaf subayın, yani halen görevde olan subayın
tutuklanma kararı tartışılıyor. Silahlı Kuvvetlerin terörle mücadelede
zafiyete düşeceğini iddia eden bazı kesimlere göre bu karar hukuk dışı
ve siyasi. Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek ise çok çarpıcı bir
noktaya dikkat çekti ve tutuklama kararının yerinde olduğunu belirtti.
Bazı kesimler tarafından, 'tutuklama tedbirdir, ceza yerine
geçmeyebilir' şeklinde ifadeler ortaya atıldığını anlatan Petek,
muvazzaf askerler hakkındaki tutuklama kararının iyi analiz edilmesi
gerektiğini düşünüyor. Petek, 2003'te hayata geçirilmeye çalışılan
Balyoz planı için, 'Muvazzaf askerlerin komutalarında bulunan güçler
düşünülünce ve bu kişilerin en ağır suç olan darbeye teşebbüs suçundan
yargılanması göz önüne alınınca tutuklama kararının aslında nasıl bir
tehlikeyi önlediğini daha iyi anlayabiliriz' değerlendirmesini yapıyor.
Balyoz'da 102 sanık hakkında kuvvetli suç şüphesi varlığı gerekçe
gösterilerek yakalama kararı çıkartıldı. Bazı kesimler bu kararın hukuk
dışı ve siyasi olduğunu iddia etti. Mahkemenin yakalama kararının yasal
sürecin bir parçası olduğunu belirten bazı hukukçular, karara siyasi
diyenlerin kendi menfaatlerine ters düştüğü için bunu söylediğini ifade
etti. Bazı kişilerin işine gelmediği için karara 'siyasi' dediğini
vurgulayan emekli Deniz Kurmay Binbaşı Fuat Özçelebi, bu kişilerin kendi
menfaatlerine dokunulduğu zaman seslerinin çıktığına dikkat çekti.
'Karar siyasi' diyerek yargıyı etkileme girişiminde bulunulduğunu
belirten Özçelebi, bunun gündemde tutulmasının yanlış olduğunu söyledi.
"Karar siyasidir diyenler hukukun işleyişinden kaçmaya çalışıyor." diyen
Özçelik, hukukun düzgün işlemesi halinde ak ve karanın meydana
çıkacağının altını çizdi. Mahkemenin, elinde bulundurduğu ciddi deliller
doğrultusunda tutuklama kararını vermiş olabileceğini söyleyen emekli
Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, deliller gözeterek alınan kararın hukuki
sürecin bir parçası olduğunu dile getirdi. Tanrıverdi, bu kararın siyasi
olmaktan ziyade hukukun idareye yol göstermesi olduğunu, kararın hukuki
açıdan uygun olduğunu ifade etti.
Tutuklama büyük bir tehlikeyi önlüyor • Emekli Cumhuriyet
Başsavcısı Reşat Petek de, iddianamenin kabulünden sonra davaya bakan
mahkemenin yakalama kararı vermesinin hukuki olduğunu belirtti.
Mahkemenin dosyadaki delil mahiyetine bakarak sanıkların
tutuklanmalarını gerekli gördüğü takdirde tutuklama kararı
çıkartabileceğini anlatan Petek, "Mahkeme, delilleri göz önüne alarak
tutuklama kararı vermiştir. Bunun uygulanması gerekir. Delillerden
kuvvetli suç şüphesi tespiti yapılması siyasi değil hukuki bir
durumdur." şeklinde konuştu. Petek, bir hakimin bir anda 10-15 kişiyi
tahliye ettiği zaman hukuki denilen kararın, sanıklar hakkında tutuklama
emri çıkartılınca siyasi olarak nitelendirilmesinin büyük çelişki
olduğunu vurguladı. Bazı kesimler tarafından, 'tutuklama tedbirdir, ceza
yerine geçmeyebilir' şeklinde ifadeler ortaya atıldığını anlatan Petek,
muvazzaf askerler hakkındaki tutuklama kararının iyi analiz edilmesi
gerektiğini düşünüyor. Petek, 2003'te hayata geçirilmeye çalışılan
Balyoz planı için ise, "Muvazzaf askerlerin komutalarında bulunan güçler
düşünülünce ve bu kişilerin en ağır suç olan darbeye teşebbüs suçundan
yargılanması göz önüne alınınca tutuklama kararının aslında nasıl bir
tehlikeyi önlediğini daha iyi anlayabiliriz." değerlendirmesi yaptı.
Hukuk, kişilere ve rütbeye göre değişmez • Yakalama kararının
hukuka ve kanuna uygun olduğunu dile getiren emekli Hakim Albay Ahmet
Cengiz Tangören, hukukun kişilere ve sanıkların rütbesine göre
değişmemesi gerektiğini kaydetti. Tangören, mahkemenin iddianameyi kabul
edip tutuklama kararını çıkarmasının hukuki sürecin bir parçası olduğunu
söyledi. Balyoz soruşturması kapsamında şüphelilerin artık sanık
konumuna geçtiğini vurgulayan Tangören, bu karara siyasi denilmesiyle
10. Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerine haksızlık yapıldığını söyledi. Hakim
Oktay Kuban'ın tahliyelerini hedef gösteren Tangören, "Bir hakim
çıkıyor, bir anda o kadar kişiyi tahliye ediyor, o zaman o karara da
siyasi demek lazım. O karar siyasi değil de bu karar mı siyasi oluyor?"
diye konuştu. (Zaman)
Darbe girişimine katılmış subayların görevde olması kabul edilemez
Bek orgenerallik bekliyor • 1-4 Ağustos'ta yapılacak Yüksek
Askeri Şura'da durumu görüşülecek isimler arasında yer alan Adana 6.
Kolordu Komutanı Tümgeneral Nejat Bek, 'orgenerallik' bekliyor. 10. Ağır
Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede "Balyoz Harekat
Planı'nın yapıldığı seminere eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral
Çetin Doğan'dan sonra en üst düzey görevli olması ve plan seminerine
ilişkin bir çok belgede isim ve imzası bulunması nedeniyle Balyoz
Harekat Planı kapsamındaki çalışmalara vakıf olduğu ve plan kapsamanda
yapılan çalışmaların koordinasyonunda görev aldığı, bu şekilde Türkiye
Cumhuriyeti Hükümetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Cebren Men
Etmeye Teşebbüs suçunu işlediği kanaatine varılmıştır" denildi.
Otuzbiroğlu 'SUGA' grup başkanı • Kuzey Deniz Saha Komutanı
Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu da YAŞ'ta durumu görüşülecek komutanlar
listesinde bulunuyor ve 'oramirallik' bekliyor. İddianamede,
Otuzbiroğlu'nun, 'Balyoz Güvenlik Harekat Planı'yla irtibatı ve içeriği
detaylı olarak açıklanan Suga Harekat Planı kapsamında 'grup başkanı'
olarak görevlendirildiği belirtilerek, SUGA Harekat Planı ile ilgili
harekatın maksadı şöyle açıklandı: Ege Denizi'nde Yunanistan ile
çatışmaya varmayan faaliyetler ve küçük çaplı çatışmalarla krizi
tırmandırmak ve kısmi seferberlik ilan edilmesi için gerekli ortamı
oluşturmaktır.
ERGENEKON
DAVASI HAKİM VE SAVCILARINA TARİHİ UYARILAR!.. Bugün görülmeye başlanacak dava süreci Türkiye'miz için çok hayati
önemde. Ne Avrupa Birliği müzakereleri, ne BM güvenlik konseyine
seçilmiş olmamız ne de benzeri gelişmelerin hiçbirisi bu dava kadar
önemli değil.
Çünkü devleti koruma adına hareket ettiğini iddia eden, hem sivilleri
hem devlet görevlilerini öldüren, sakat bırakan, öldürme yemini ettiren,
silahlı yemin törenlerinde evlilik nikahları kıyan, pkk, hizbullah,
dhkp-c, ibda-c ve benzeri terör örgütlerini maşa gibi kullanan, bizzat
onlara veya onlar yaptı süsü verilip devlet görevlilerine eylemler
düzenleten, müslüman-laik, türk-kürt, alevi-sünni, sağ-sol ve benzeri
kışkırtmalarla Türk halkını yıllardır
bölen
ve halen de bölmeye çalışan, bebelere kurşun sıktıran, insanlara dışkı
yedirerek, köylerini yakarak, aşağılayarak, devletten nefret ettiren, bu
baskıların da etkisiyle gençleri dağa çıkaran, bir kardeşi dağda bir
kardeşi askerde birbiriyle vuruşturan, binlerce anne-babayı yaşadıkları
sürece unutamayacakları tarifsiz
evlat
acısına boğan, birçok kadını kocasız, çocukları babasız bırakan, bir çok
gazilerimizin ömür boyu sakat kalmasına yol açan, Türkiye'mizi içine
kapatan bu menfur, melun terör organizasyonunu kısmen de olsa konu alan
bir davaya bakacaksınız! Hiçbir terör örgütü bunlar kadar bu ülkeye
zarar veremez!
Bu melun terör organizasyonundan korkmayınız, Türk halkından korkunuz.
Şemdinli savcısının başına gelenleri, Şemdinli davasına bakan Van
mahkemesi üyelerine yapılan baskıları, İstanbul Organize'ye nöbetçi
mahkeme kararı aldırarak baskın yapan ve hukuk dışı şekilde yeni
ergenekon soruşturma gelişmelerini kopyalamaya çalışan meslek
yüzkaralarını unutmayın! Sizler Türk Halkı adına karar vereceksiniz!
Sakın kurtlar vadisindeki gibi, bu adamları, millet adına yaptıkları
hizmetlerden dolayı suçlayamayız, beraat ettirmeliyiz, diye düşünmeyin.
Bu melun terör organizasyonunun polat alemdar ve ekibiyle hiçbir
benzerliği yok, üstelik de bu terör organizasyonu bir film değil, bir
gerçek. Yukarıda sıraladığımız cürümleri de önünüze sunulan belge ve
bilgilerde!..
Bu adamların işledikleri bu suçlar, insanlık suçlarıdır, en temel
suçlardır.. Bu suçlar ve ülkeye yaptıkları kötülükler, ne Türk Milleti
adına ne de devlet adınadır.. Eğer onlardan korkarsanız, yanlış tarafta
yer alırsanız bu aziz millet bunu da görecektir! Onların hesabı bugün
olmazsa, sizler eliyle olmazsa, bir gün mutlaka ama mutlaka
görülecektir. Unutmayınız ki kimse bu dünyada kalıcı değildir. Önemli
olan geride kalanların bizi nasıl hatırlayacağı, rahmetle mi lanetle mi?
Çok şeyler söylenebilir ama siz arif insanlarsınız, Türk Halkı adına
demek istediklerimizi anlamışsınızdır. Yüreğinizden korkuyu silin, sonu
ne olursa olsun, hukukun gereğini yerine getirin. Gerekçesi vicdan
huzurunuzdan temellenen, milletin de onaylayacağı kararlar verin! Böyle
olan tüm yiğit hukuk adamlarımıza Türk Halkı adına başarılar ve
kolaylıklar dileriz.
Abdullah Harun, (20 Ekim 2008)
Kontrgerilla,
Ergenekon Örgütü müdür veya Kontrgerilla mı Yargılanıyor, Tasfiye
Ediliyor? Ergenekon iddianamesinden net olarak anlaşılmıyor ama eğer
Ergenekon örgütü kontrgerilla'nın kendisi midir derseniz, Hayır! O
değildir, onun kullandığı alt örgütlerden birisidir. Kontrgerilla
vardır, halen devam etmektedir ve Ergenekon'la aynı değildir. Kesinlikle
böyledir. Bizce buna en büyük delil,
Genelkurmay'ın 1990 yılında yaptığı
brifingindeki açıklamasıdır:
“..Özel Harp Dairesi yalnız antikomünist
değildir. Din devrimine de karşıdır...”
Devrim kelimesi kullanılmış. Başörtüsü taleplerinin en fazla
dikkat çektiği “toplumsal hayatta İslam'ın gittikçe daha çok yer
alması”nın, brifingi verenlerce din devrimi süreci olarak görüldüğü,
dolayısıyla Kontrgerilla'nın, eski adı
Özel Harp Dairesi (ÖHD), yeni adı ise Özel Kuvvetler
Komutanlığı (ÖKK)
şeklinde değiştirilen ve başlangıçta ABD finansmanıyla kurulan, başbakan
Ecevit'in bile haberdar edilmediği çok gizli bir devlet örgütü olduğu ve
doğal olarak da varlığını halen sürdürdüğü, hiç bir şüpheye yer
bırakmayacak şekilde gayet net anlaşılmaktadır. Öyle ayrıcalıkları
vardır ki bu örgüt elemanlarının, mevcut kanunlara tabi değildirler,
yakalanırlarsa soruşturulmazlar. Genelkurmay Başkanı'nın 'tanırım, iyi
çocuktur' dediği ve yargılanmalarına açık müdahalenin yapıldığı
Şemdinli olayı subayları
buna canlı bir örnektir. Bu sitenin ilgili bir çok sayfasında bunları
yıllardır belirtmiştik ama özellikle sitemizin en önemli bölümünü teşkil
ettiğine inandığımız Kontrgerilla'nın varlığını gösteren klasik Deliller
sayfamızı, Özel Harp Dairesi Kontrgerilla mıdır? sorusuna cevap arayan Ö.H.Dairesi
sayfamızı, Kontrgerilla-Ergenekon-Gladio ve bağlantılı konulardaki
güncel haberleri aktaran
Manşetlerimiz sayfamızı ve tabi
forum
bölümümüzdeki ilgili tartışma başlıklarını okumanızı tavsiye ederiz.
Ergenekon
soruşturması ile kuyruğundan yakalanan Kontrgerilla
canavarı, kurtulmak için mücadele etmeye başlamıştır. Soruşturmanın
yukarılara tırmanmaması için, tıpkı Kurtlar Vadisi'ndeki İskender'in
yakalanışıyla adamlarının tüm ülkeyi bombalı ve silahlı saldırılarla
cehenneme çevirmeye çalışmaları gibi gözdağı eylemlerine girişmekte ve
“daha ileriye gitmeyin” demektedir.
Soruşturmanın seyrine göre bu eylemler devam edecek veya şimdilik
duracaktır. Son örneklerini teşkil eden Balıkesir Altınova ve benzeri
yerlerde sivillere, Aktütün Karakolu'nda askerlere, Diyarbakır'da
polislere yönelik peşpeşe düzenlenen saldırılar, 12 Eylül öncesinde
başarılan sağ-sol kavgasının günümüzde Türk-Kürt kavgası şeklinde
başarılmaya çalışıldığını, kışkırtmaların çok sırıtmasına rağmen bunun
yapılmasının ise iç-dış, türk-kürt, sağ-sol, asker-sivil gibi birbirine
karşıt unsurların birlikte çalıştıkları statükocu kontrgerillacıların
çok zor durumda olduklarını göstermekte. Yıllarca Meclis'teki
komisyonlara ifade vermeye tenezzül bile etmeyen General Veli Küçük gibi
önemli elemanlarını feda etmeyi göze almaları da kontrgerillacıların
köşeye sıkıştığını, şiddetle çırpınmakta olduklarını ve bu telaş
yüzünden iyice planlayıp örtemedikleri sırıtan hata dolu operasyonlar
yürütmekte olduklarını, en az hasarla kapandan kurtulmaya çalıştıklarını
gösteriyor. Benzer durum İtalya'daki Gladio soruşturması sırasında
yaşanmış, soruşturmayı engelleme girişimleri dolaylı ve doğrudan devreye
sokulmuştur. Belki de yıllar önce, 1980 öncesi başbakanlığı döneminde
Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi (ÖHD) iddialarının üzerine somut
şekilde giden, kendisine Çiğli Havaalanı'nda suikast girişiminde
bulunulan Bülent Ecevit'in,
“Özel Harp Dairesi'nin sivil
uzantısının açığa çıkarıldıklarında girişebilecekleri tehlikeli
tertiplerden duyduğu korku”
, bugünkü çılgınca katliam tertiplerini en çarpıcı şekilde anlaşılır
kılan, Ergenekon soruşturmasının aslında nerelere kadar tırmanması
gerektiğine ışık tutan ilk ve en üst düzey net açıklamadır. Ecevit'in
başbakanı olduğu hükümetin koalisyon ortağı Necmettin Erbakan'ın, Uğur
Mumcu cinayeti üzerine, bilinen ama kolayca ve normal koşullarda
söylenemeyen gerçeği, onbinlerce kişi “Kahrolsun Kontrgerilla!” diye
haykırırken dile getirdiği:
“Türkiye'de Özel Harp Dairesi var.
Bunların CIA'nın emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu
biliyoruz. Uğur Mumcu'nun öldürülmesine benzer birçok cinayet
profesyonelce işlendi. Bu cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti
olduğunu biliyoruz.”
sözleri de diğer bir net açıklamadır.
Evet bir örgüt tasfiye ediliyor, adı Ergenekon, ama tıpkı Susurluk'taki
gibi kısıtlı tasfiyeden başka bir şey değil bu. Evet bu da bir şeydir,
güzeldir şüphesiz. Ama asıl örgüt, asıl beyin veya beyin takımı şu an
dışarıda, işinde gücünde insanlar görünümündedir. Muhtemelen çok
yakından tanınan kişiler olup ellerini kollarını sallayıp gezinmekte,
halka karşı yürütecekleri yeni operasyonları planlamaktadırlar. Boş
durmayı sevmezler. Yani kendimizi kandırmayalım, bu iş bitti demeyelim.
Yukarıda işaret ettiğimiz ÖHD kaynaklı örgütü ve bunların yurt sathına
yaydıkları, gerçek amacı yurt savunması ve yurdumuz işgale uğradığında
öğrendikleri, “ortalığı karıştırma, dış düşmana
terör uygulama ve böylece halkın direnişini örgütleme, moral verme, dış
düşmana karşı direnişi başlatma” gibi görevler üstlenmiş ve bu
amaçtan sapmayan,
ÖHD'nin sivil uzantısı gizli gerillaları istisna edelim. Ama
bu amacını unutup kendi halkını, müslüman insanımızı, kürt insanımızı iç
düşman olarak görüp, 12 Eylül darbesini olgunlaştırmak için aynı silahla
hem sağcı hem solcu vuran, kahvehane tarayan, bombalama eylemleri yapan,
darbe şartlarını olgunlaştıran, Atabeyler Grubu gibi Başbakan'a suikast
planları yapan, Şemdinli'de PKK kitapçısını bombalayıp PKK yaptı süsü
veren, Güneydoğu'da PKK'ya karşı mücadele ederseniz hapisten firarınızı
sağlarız, yakalanırsanız da sizi tanımıyoruz deriz diye MHP'lileri
yönlendiren, ister tam ister yarı resmi isterse de gayrı resmi gizli
devlet görevlilerinin oluşturduğu gizli gerillaları ne yapalım, onları
unutalım mı, bu dosya kapansın mı? Biz istesek de bu dosya kapanmaz. 100
yıldır ittihat terakki komitacılarını konuşuyorsak bir 100 yıl sonraki
nesillerimiz hala bu gizli kontrgerilla örgütünü konuşmalı mı? Susurluk'ta
sınırlı tasfiye oldu da dosya kapandı mı, hayır. Tam demokrasi tam demokratik
kontrol mekanizması kurmak zorundayız. Düşüncesini, yaşam tarzını beğenmediği
kendi halkını iç düşman görüp örgütlü terör ve şiddet uygulayanları en şiddetli
cezalarla cezalandırıp sindirmedikçe, var olan tüm örgütlenmeleri dağıtmadıkça bu
dosya hep açık kalacaktır. İnşallah o meş'um dosyanın kapandığı günleri gelecek
nesillere kalmadan bizler de görürüz!..
Abdullah Harun, (27 Temmuz 2008),
son güncelleme: (13 Ekim 2008)
K
ontrgerilla,
Gladio, Özel Harp Dairesi, Nato, askeri darbeler, 12 Eylül öncesi-sonrası,
siyasi terör
olayları, sonuncusu Uğur Mumcu'yu hedef alan faili meçhul siyasi cinayetler,
Başbakan Ecevit'e, Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a yönelik suikast girişimleri...
Tüm bu sözlerle ülkemizin karanlık bir yönü anlatılıyor. Yeraltında birşeyler
oluyor, ama ne ?..
1990 yılında İtalya'da patlak veren Gladio skandalı ve o
sıralarda ülkemizde işlenmekte olan laiklik cinayetleri bu konuyu pek yoğun
şekilde gündemimize soktu.
Birileri için şok edici bir gelişmeydi. Suçüstü yakalanmışlardı, açıkça itiraf
etmeseler de!.. Skandal patladıktan sonra kısa süre içinde tüm Nato üyeleri,
ülkelerinde Gladio uzantılarının bulunduğunu kabul ettiler, bir tek Türkiye
hariç. Oysa Nato'nun en hassas kanadı bizdik ve en kanlı ve yoğun faili meçhul
siyasi terör olayları bizim ülkemizde meydana gelmişti. Buna rağmen pişkinlikle
örtbas edildi. Olası bir dış güç işgaline karşı terör uygulamak için eğitilenler
mi yaptı terörü yoksa maceracı gençler mi, bir yazarın dediği gibi?..
Buradaki bilgiler yeni değil, daha önce yayınlanmış bilgilerin
tekrarı. Basılı medyada yayınlanmış bu bilgiler. Ama internet ortamının
getirdiği mühim bir avantaj var, o da karşılıklı etkileşim. Bu sitenin bir
amacı da bu. Eleştirilerde ve katkılarda bulunabilirsiniz. Eksik ya da hatalı
gördüğünüz bilgiler hakkında görüş belirtebilirsiniz.
Bizi izlemeye devam edin...
Abdullah Harun
13 Ağustos 2001
En iyi görüntü Internet Explorer 1024 x 768 veya tercihen üstü ile izlenir.
Mozilla Firefox 2.0 ve üstü ile de büyük ölçüde uyumludur.