Ana Sayfa
Tarİhçe
F.Meçhuller
Faİller
Garİplİkler
Delİller
MeclİsRaporu
Yok mu?
Ö.H.Daİresİ
Örgütlenme
Yenİ Hedef
Laİklİk
Tasfİye
Susurluk
Arşİv
Kİtaplar
A.Harun
İletİşİm
Dİğer
ManŞetlerİmİz
TARTIŞMAFORUMU
13.08.2001 'den beri:
 Ziyaretçi:  371790
aramak istediğiniz metni aşağıdaki ilgili kutucuğa girin


Türkiye Sivil Toplum Platformu'nun TBMM'ye yönelik cuntacı baskılara karşı manifestosunu okumak için tıklayın
b0s1
Email
 Adresimiz www.kontrgerilla.com veya kontrgerilla.brinkster.net veya ergenekon.ws şeklindedir. Emektar adresimiz www24.brinkster.com/aharun hizmetini sürdürmektedir.
AnaSayfa | Tarih | FMeçhul | Fail | Gariplik | Delil | TBMM | Yokmu | ÖHD | Örgüt | YeniHedef | Laiklik | Tasfiye | Susurluk | Arşiv | A.Harun | İletişim | Diğer | Manşetler | Forum | İHBAR ET
Ergenekon soruşturmasını engelleme çabalarıErgenekon soruşturmasında ele geçen silahlar
İnegöl'dekiler sarhoş amigolar değil derin devletin milisleri. Erg..
Doğan yine başvurdu: Reddi hakimi tekrar değerlendirin. 'Balyoz Pl..
FLAŞ!!! Özel Harp'in bombaları Ergenekon'la kardeş. Ankara'da 4 ay..
Balyozcuları mahkemeden korumak için 3 güvenli bölge. Balyoz Darbe..
FLAŞ!!! Mahkeme yakalama itirazlarını da reddetti. 'Balyoz Planı' ..
Gönül'den şaşırtan açıklama: Yakalama, terfiye engel değil. Milli ..
İhanet konuşmaları mahkeme kararıyla dinlenmiş. 'PKK'lı adamlarımı..
FLAŞ!!! Bir balyoz da 11. Ağır Ceza'dan: Reddi hakime ret. Balyoz ..
11. Ağır Ceza'ya ağır baskı: Hakimleri reddet, sanıkları bırak. Ba..
Balyoz sanıklarına yardım kampanyası, az verene eleştiri. Balyoz s..
Manşetlerin tümünü görmek için tıklayın

FLAŞ!!! Özel Harp'in bombaları Ergenekon'la kardeş
Ankara'da 4 ay önce Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait kamyondan çıkan 940 adet el bombasının kriminal incelemesi tamamlandı. Bomba yüklü kamyondaki bombalardan bazıları Ergenekon soruşturması kapsamındaki 12 olayda ele geçen bombalarla aynı seriden. Bombalar Ergenekon'un yanı sıra değişik zamanlarda polis kayıtlarına girmiş 59 olayla da bağlantılı çıktı. Bu durum, Özel Kuvvetler'e, halk arasındaki meşhur eski ismiyle Özel Harp Dairesi'ne (ÖHD) bağlı sivil uzantıların yurt içindeki teröre karıştığı iddialarıyla örtüşüyor. Adeta nerede terör olacaksa oraya bomba temin edilmiş!. Bir işgal durumunda düşman kuvvetleri zayıflatmak için kendilerine cephe gerisinde terör ve karışıklık çıkarma yöntemleri öğretilen Özel Harp mensubu sivil uzantıların, bu yeteneklerini yurt içinde iç düşmana karşı da uygulayıp uygulamadıkları hep tartışıldı. Türkiye'de son 40 yıldır meydana gelen terör olaylarında Özel Harp'in ya da diğer adıyla kontrgerillanın adı hep gündeme geldi. Son olarak İnegöl ve Hatay'daki kitlesel kışkırtma olaylarının arkasında olmakla suçlanan Özel Harp Dairesi'ne bağlı sivil uzantıların, 6-7 Eylül 1955'te İstanbul'da meydana gelen, özellikle Rumlara yönelik taciz ve yağmalama olaylarının da arkasında olduğu ve dolayısıyla yurt içinde de kullanıldığı, konuyu bilen bir orgeneralin, 'Özel Harp Dairesi'nin (ÖHD) işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi' sözleriyle ortaya çıkmıştı. Ergenekon soruşturması başlamadan önce Ankara'da ortaya çıkarılan ve Başbakanın evinin bulunduğu sokağın krokisi de diğer mühimmatlarla birlikte evlerinde ele geçirilen Atabeyler grubunda da Özel Harp mensubu subaylar bulunuyordu. Ergenekon soruşturması kapsamında yakalanan Binbaşı Fikret Emek ve diğer bazı sanıkların Özel Kuvvetler mensubu olduğu ya da orayla bağlantılı olduğu ortaya çıktı.

Ankara Emniyeti, 10 Mart 2010 tarihinde bir ihbar üzerine, 06 BJ 9915 plakalı kamyonu Eskişehir yolu Ümitköy-Mesa kavşağındaki polis bölgesinde durdurmuş, kamyonun silah ve mühimmat yüklü olduğu tespit edilmişti. Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı'nın gözetiminde yapılan aramada kamyondan 25'li sandıklar içinde, M26 model 1950-1952 yılı Amerikan yapımı 958 adet el bombası çıkmıştı. Daha sonra, el bombası yüklü kamyonun Özel Kuvvetler Komutanlığı'na ait olduğu açıklanmıştı. "Mehmetali" rumuzlu meçhul bir kişi ise, sürekli e-posta göndererek kamyonla ilgili ilginç iddialarda bulunmuştu. Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili tarafından başlatılan soruşturma çerçevesinde, el bombalarının seri numaraları alınmış ve bunların incelenmesi talep edilmişti. Savcı Bilgili bir süre sonra da bomba yüklü kamyonun, soruşturmasını yürüttüğü "kozmik oda" olayı ile bağlantısı bulunmadığını ifade ederek takipsizlik kararı vermişti. Savcının talimatı üzerine 958 el bombası ile ilgili incelemesini tamamlayan Kriminal Polis Laboratuvarı Daire Başkanlığı Bomba İmha ve İnceleme Şube Müdürlüğü, ilginç bilgilere ulaştı. İnceleme sonucu kamyondaki el bombalarının 12'si Ergenekon kapsamında toplam 59 olayda bulunan el bombaları ile irtibatlı çıktığı sonucuna varıldı.

211 bomba 59 olaydaki bombalarla irtibatlı • 10 Mart 2010 tarihinde polise gelen bir ihbar maili üzerine Ankara polisi tarafından durdurularak aranan ve içerisinde 940 adet el bombası bulunan kamyonetteki Özel Kuvvetler Komutanlığına gönderilen bombaların bazılarının Ergenekon soruşturmaları kapsamında ele geçirilenlerle aynı seriden olduğu tespit edildi. Ankara Emniyeti mehmetali06168@hotmail.com e-mail adresinden gelen ihbar üzerine aracı Ankara girişinde durdurarak arama yapmış, aramada Gölbaşı'ndaki Özel Kuvvetler Komutanlığı'na götürülmek üzere 940 adet el bombası bulmuştu. Bombalar incelendikten sonra askeri yetkililere teslim edilmişti. Olay ile ilgili soruşturmayı yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla mühimmatın kriminal incelenmesi yapıldı. Kamyonda çıkan 125 bomba, Ergenekon soruşturmasını başlatan Ümraniye'de bir gecekonduda ele geçirilen 18 bombadan 2'si ile aynı seriden. Yine kamyondan çıkan 12 bomba 7 Ocak 2009'da Yarbay Mustafa Dönmez'in Sakarya'daki yazlığında ele geçirilen bombalarla aynı seriden. Benzerlik bununla da sınırlı değil. 25 bomba ise Yarbay Mustafa Dönmez'in evinde ele geçirilen krokiden yola çıkılarak 12 Ocak 2009'da Zir Vadisi'nde yapılan kazılarda bulunan 10 el bombası ile aynı seriden. Kamyondan çıkan 25 bomba, 21 Nisan 2009'da Poyrazköy'de yapılan kazılarda ele geçirilen 2 el bombasıyla aynı seriden. Yine kamyondaki 130 el bombası, 6 Temmuz 2007'de Vatansever Kuvvetler Birliği'ne dönük operasyonda gözaltına alınan Ahmet Cinali'den ele geçirilen el bombası ile aynı seriden. Kamyondan çıkan bombalardan bazıları Ergenekon soruşturması kapsamında 12 Aralık 2008'de Trabzon'da gözaltına alınan Özel Harekat Polisi Hasan Akyüz'ün ikametinde bulunan 8 adet el bombası ile aynı seriden. Söz konusu bombaların, Yarbay Mustafa Dönmez ile Ümraniye'de Oktay Yıldırım'da ele geçirilen bombalarla da aynı seriden olduğu daha önce ortaya çıkmıştı. 18 Ağustos 2006'de İstanbul Küçükçekmece'deki Eğirdir Tekstil isimli işyerinde ele geçirilen 4 adet el bombasından 1'inin yine kamyondaki el bombaları ile aynı seriden olduğu kriminal rapora girdi. Bu bombanın Yarbay Mustafa Dönmez'in evinde ele geçirilen el bombalarıyla da aynı seri olduğu rapora girdi. Ergenekon soruşturması kapsamında, 5 Eylül 2009 tarihinde Kahramanmaraş Merkez Döngel köyünde bulunan bir el bombası, 24 Mayıs 2008'de Antalya'da hırsızlık zanlısı Abdülvehhap Salman'da ele geçirilen el bombası ve 23-30 Nisan 2008 tarihleri arasında Mersin Merkez Kuyuluk mevkiinde köylülerin bulduğu 4 adet el bombasının da kamyondaki bombalarla aynı seriden olduğu raporda yer aldı. (Zaman, Sabah)

19 BOMBA ÜMRANİYE: Ergenekon soruşturmasını başlatan Ümraniye'deki 18 el bombasından iki tanesi kamyondaki125 adet bomba ile aynı seriden.
12 BOMBA YARBAY DÖNMEZ: Mustafa Dönmez'in Sakarya'daki yazlığında ele geçen el bombaları, kamyonda bulunan 12 bomba ile aynı seriden.
25 BOMBA ZİR VADİSİ: Kazılarda ele geçen 10 el bombası kamyonda bulunan 25 adet bomba ile aynı seri.
25 BOMBA POYRAZKÖY: Kazılarda ele geçen iki el bombası, kamyonda bulunan 25 adet bomba ile aynı seriden.
130 BOMBA VATANSEVERLER: Vatansever Kuvvetler Birliği Hareketi operasyonu kapsamında Ahmet Cinali'de bulunan el bombası da kamyondaki 130 el bombası ile kardeş.
TRABZON: Özel Harekat Polisi Hasan Akyüz'ün evinde bulunan 8 el bombası, Kahramanmaraş Merkez Döngel Köyü'nde bulunan 1 el bombası, Antalya'da hırsızlık zanlısı Abdülvehhap Salman'da ele geçirilen el bombası da aynı seriden.

Nerede terör lazım oraya bomba temin edilir! • Bir kamyon bombanın kriminal inceleme sonuçları, Özel Kuvvetler'e, halk arasındaki meşhur eski ismiyle Özel Harp Dairesi'ne (ÖHD) bağlı sivil uzantıların yurt içindeki teröre karıştığı iddialarıyla örtüşüyor. Adeta nerede terör olacaksa oraya bomba temin edilmiş!. Bir işgal durumunda düşman kuvvetleri zayıflatmak için kendilerine cephe gerisinde terör ve karışıklık çıkarma yöntemleri öğretilen Özel Harp Dairesi (ÖHD) mensubu sivil uzantıların, bu yeteneklerini yurt içinde iç düşmana karşı da uygulayıp uygulamadıkları hep tartışıldı. Türkiye'de son 40 yıldır meydana gelen terör olaylarında Özel Harp'in ya da diğer adıyla kontrgerillanın adı hep gündeme geldi. Son olarak İnegöl ve Hatay'daki kitlesel kışkırtma olaylarının arkasında olmakla suçlanan Özel Harp Dairesi'ne bağlı sivil uzantıların, 6-7 Eylül 1955'te İstanbul'da meydana gelen, özellikle Rumlara yönelik taciz ve yağmalama olaylarının arkasında olduğu ve dolayısıyla yurt içinde de kullanıldığı, konuyu bilen bir orgeneralin, 'Özel Harp Dairesi'nin (ÖHD) işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi' sözleriyle ortaya çıkmıştı. Ergenekon soruşturması başlamadan önce Ankara'da ortaya çıkarılan ve Başbakanın evinin bulunduğu sokağın krokisi de diğer mühimmatlarla birlikte evlerinde ele geçirilen Atabeyler grubunda da Özel Harp mensubu subaylar bulunuyordu. Ergenekon soruşturması kapsamında yakalanan Binbaşı Fikret Emek ve diğer bazı sanıkların Özel Kuvvetler mensubu olduğu ya da orayla bağlantılı olduğu ortaya çıktı.

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz | Özel Harp Dairesi sayfamız

FLAŞ!!! İhbar üzerine yakalanan bomba kamyonu TSK'nın | İhbarcıdan yeni mail: 4 bomba kamyonu İstanbul'da

6-7 Eylül olayları İnegöl ve Hatay'da tekrarlanmak istendi | Generaller adliyeye gelmedi, Özel Harpçiler ortaya çıktı

Abdullah Harun, (29 Temmuz 2010, 10:46)

İnegöl'dekiler sarhoş amigolar değil derin devletin milisleri
Ergun Babahan (Star): Heronlar yüzünden 'PKK’lıların çok fazla zayiat verdiğinden' yakınan subaylar var. Her çok ölümlü karakol baskınında akla sığmayacak boyutta ihmal var. Çobanları militan, militanları çoban sanan bir komuta kademesi sanki şehit çetelesinin yükselmesini arzuluyor. Şehit cenazeleri artsın ki, hükümete yönelik öfke de artsın, Kürt ile Türk’ün çatışma ihtimali de... Bu tip çatışmaların hem halkta otorite arayışını güçlendireceği, hem de iktidarı zayıflatacağı düşünülüyor. Bu süreç Abdullah Öcalan’ın 'Batı illerinde Kürt-Türk çatışması çıkabilir' açıklamasının ardından başlamıştır. Öcalan’ın İmralı’daki hücresinden böyle bir süreci öngörmesi mümkün değildir. Bu örgüte verilmiş 'Kürt-Türk çatışmasını başlatın' talimatıdır. Öcalan’a bu talimatı verdiren gücün de Ergenekon benzeri yapılanma olması ihtimal değil, neredeyse bir gerçekliktir. çatışma provalarına 'provokasyon' demek yetmez. Saldırılarda bir siyasi partinin simgesinin kullanılması, bu partinin geçmiş dönemlerde darbecilerle işbirliği düşünüldüğünde daha kapsamlı bir kışkırtmayla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. İşi sarhoş spor amigolarına yıkmak, başını kuma gömmek demektir. İktidarın böyle bir lüksü yoktur. Unutmasınlar ki, Çorum, Kahramanmaraş katliamını gerçekleştirenler de işsiz güçsüz lümpenlerdi. Onları kamyonlarla oraya taşıyan, eline balta, keser verip bebeleri doğramalarını isteyen güç ortaya çıkarılmadığı için 12 Eylül yaşandı.

Demirel’in meşhur sorusudur: 11 Eylül sabahı akan kan, 12 Eylül’de nasıl durdu? Anlatmak istediği darbecilerin bu kanlı ortamı destekleyip, darbe için şartların oluşmasını beklediği gerçeğiydi. Zaten darbeciler de “şartların olgunlaşmasını” beklediklerini açıklamıştı. O zaman birbirine düşürülen unsurlar, solcular ve sağcılardı. Bu kez Kürt-Türk çatışması üzerine oynanıyor. Heronlar yüzünden “PKK’lıların çok fazla zayiat verdiğinden” yakınan subaylar var. Her çok ölümlü karakol baskınında akla sığmayacak boyutta ihmal var. Çobanları militan, militanları çoban sanan bir komuta kademesi sanki şehit çetelesinin yükselmesini arzuluyor. Şehit cenazeleri artsın ki, hükümete yönelik öfke de artsın, Kürt ile Türk’ün çatışma ihtimali de... Bu tip çatışmaların hem halkta otorite arayışını güçlendireceği, hem de iktidarı zayıflatacağı düşünülüyor. Balyoz’un farklı bir uygulamasına tanıklık ediyoruz sanki. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin komuta kademesinin önemli bir bölümü “siyasi iktidar ve parlamentoya” komplo kurduğu iddiasıyla yargı önünde. Evet, aksi ispat edilene kadar herkes masumdur. Ancak bir iktidar da kendine karşı kalkışma ve komplo hazırlığında olduğuna inandığı asker bürokratları emekli etme hakkına sahiptir. Daha da ötesi, bu demokrasinin sağlıklı işlemesi için temel bir görevdir. Kimsenin mahkemenin tutuklama kararının arkasına sığınma lüksü yoktur. Türkiye’nin darbeler, komplolar ve faili meçhullerle dolu tarihi bu konuda önemli bir karinedir.

Darbeler öncesi yaşanan katliamlar, kıyımlar, eli silahlı katillerin devlet görevlisi olarak istihdam edilmesi bu coğrafyanın gerçekleri arasındadır. İktidara elkoymayı hedef edinen zihniyet için her yol mübahtır ve bu yolda halk çocuklarının şehit düşmesi gerekebilir. Kendi üniversitelisini öldürtmekten çekinmeyen bir zihniyetin, gariban Mehmetçiğe önem vermemesi şok edici gelmemelidir. Unutmayın ki bu süreç Abdullah Öcalan’ın “Batı illerinde Kürt-Türk çatışması çıkabilir” açıklamasının ardından başlamıştır. Öcalan’ın İmralı’daki hücresinden böyle bir süreci öngörmesi mümkün değildir. Bu örgüte verilmiş “Kürt-Türk çatışmasını başlatın” talimatıdır. Öcalan’a bu talimatı verdiren gücün de Ergenekon benzeri yapılanma olması ihtimal değil, neredeyse bir gerçekliktir. İktidarın, Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesini izleme altına alması, cezaevinde denetiminde sivilleri güçlendirmesi geç olsa da, doğru yolda atılmış adımlardır. Ancak çatışma provalarına “provokasyon” demek yetmez. Saldırılarda bir siyasi partinin simgesinin kullanılması, bu partinin geçmiş dönemlerde darbecilerle işbirliği düşünüldüğünde daha kapsamlı bir kışkırtmayla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. İşi sarhoş spor amigolarına yıkmak, başını kuma gömmek demektir. İktidarın böyle bir lüksü yoktur. Unutmasınlar ki, Çorum, Kahramanmaraş katliamını gerçekleştirenler de işsiz güçsüz lümpenlerdi. Onları kamyonlarla oraya taşıyan, eline balta, keser verip bebeleri doğramalarını isteyen güç ortaya çıkarılmadığı için 12 Eylül yaşandı. Aynı kanlı günleri yaşamak istemiyorsak, herkesin daha cesur olması gerekir. (Ergun Babahan / Star)

Emre Aköz (Sabah): Profesyonel kışkırtma • İçişleri Bakanı Beşir Atalay herkesi ikna edebilir, beni edemez! Elbette Türkiye'nin sıradan vatandaşları da çeşitli nedenlerle birbirlerine girişir. Bunlar "Mahallenin kızına laf attın" ya da "Kuyrukta önüme geçtin" türü olaylardır... Sıradan vatandaşların başlattığı kavgalar belli sınırları aşmaz. Örneğin polise ciddi biçimde saldırılmaz. Taşlar atılır, camlar kırılır, sonra olaylar yatışır. Eğer böyle olmuyorsa... Olaylar büyüyorsa... Sürüyorsa... Kontrolden çıkıyorsa... İşin içinde mutlaka "profesyonel kışkırtma" vardır: Yani kitleleri galeyana getirmeyi bilen uzmanların kışkırtması. 6-7 Eylül (1955) yağmasının, 1970'lerdeki Malatya, Maraş, Çorum katliamlarının, kanlı 1 Mayıs'ın (1977), Sivas ve Gazi olaylarının tesadüfen mi çıktığını sanıyorsunuz? Hepsi özel harp operasyonudur. Hepsi tezgâhtır. PKK saldırıları 1984'te başladı... O günden beri savaş sürüyor... Yine de sokakta bir Kürt-Türk kavgası çıkmadı. Herkes bundan özenle kaçındı. Peki, şimdi ne oluyor? Halkın jetonu çeyrek asır sonra mı düştü? Değişen şu: Son dönemde etnik kavga çıksın diye sistematik biçimde uğraşılıyor. Başka bir alandan örnek vereyim: Seyirci kültürünü bilmeyenler, tribünlere bakıp mesela F.Bahçeliler ile G.Saraylıların birbirini "doğramak" istediğini sanır. Halbuki kimsede böyle bir arzu yoktur. "Tribün terörü" lafı bir hurafedir. Buna karşılık özel harpçilere emir verin... Üç-beş bıçak, bir tabanca ile anında tribünleri kana boyarlar. Taraftarlar gırtlak gırtlağa geliverir. Yapılmak istenen şudur: 1) Türk-Kürt kavgası çıkarmak. 2) Hükümetin ülkeyi yönetemediği kanısını yaymak. 3) Amaca ulaşıldığında da, olaylara son vererek, yeni düzeni başarılı göstermek. Bakan Atalay'ın bütün bunları anlatacak hali yok elbette. Mecburen "münferit" diyecek. Gerçeği yakalamak isteyenler, milliyetçilerin demeçlerine baksın. Her şey o sözlerde var:  "Teröristlerle çatışma yaşandığını ve içlerinden birisinin yaralı olduğuna halk bir anda inandı. Halkın esas amacı vatanseverlik duygusuyla gelip emniyet teşkilatımıza yardım etmekti." Apaçık söylüyor işte! (Emre Aköz / Sabah)

6-7 Eylül olayları İnegöl ve Hatay'da tekrarlanmak istendi | Generaller adliyeye gelmedi, Özel Harpçiler ortaya çıktı

Ergenekon’un kanlı iç savaş operasyonları | İnegöl'deki olaylar kirli bir tezgah mı?

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz | Özel Harp Dairesi sayfamız

(29 Temmuz 2010, 13:40)

Doğan yine başvurdu: Reddi hakimi tekrar değerlendirin
'Balyoz Planı' davası kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarılan eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın avukatı, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine başvurarak, reddi hakim taleplerinin reddine ilişkin verilen kararın düzeltilmesini istedi.

Doğan ile emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri'nin avukatları Celal Ülgen ve Hüseyin Ersöz tarafından mahkemeye verilen dilekçede, müvekkilleri hakkında tutuklama kararını verdiği gün İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimi Ali Efendi Peksak'ın Adalet Bakanlığı müsteşarıyla yemek yediğinin iddia edildiği belirtildi. Hakim Peksak hakkında mahkemenin herhangi bir değerlendirme yapmadığı ifade edilen dilekçede, bu hakimin kamuoyu nezdinde tarafsızlığını yitirdiği hususunda kuvvetli bir kanı oluştuğu ileri sürüldü. Dilekçede, tutuklamaya yönelik yakalama kararı vererek kanaat ve düşüncelerini önceden açıklamak yoluyla ihsas-ı reyde bulunan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 3 hakimi hakkında verilen reddi hakim taleplerinin reddine ilişkin kararın gerek usul hükümlerine gerekse esas yönünden yasaya aykırılık taşıdığı belirtildi. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin bu kararını Ceza Muhakemesi Kanunu'nun itiraz usulü ve inceleme mercilerini düzenleyen 268/2. maddesi uyarınca düzeltmesi istenen dilekçede, aksi halde dilekçenin, bu yöndeki itirazı incelemekle yetkili olan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi talep edildi. (AA)

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP | Balyoz Planı manşetlerimiz

(29 Temmuz 2010, 13:19)

Balyozcuları mahkemeden korumak için 3 güvenli bölge
Balyoz Darbe Planı Davası kapsamında haklarında tutuklama kararı çıkartılan muvazzaf ve emekli askeri personelin polisçe yakalanıp mahkemeye çıkarılmasını engellemek için,  Ankara, İstanbul ve İzmir’de üç güvenli bölge oluşturuldu. Özellikle Yüksek Askeri Şura’ya (YAŞ) girecek personelin bir gün bile tutuklu kalmaması için belirlenen 3 yer oldukça korunaklı askeri bölgelerden oluşuyor. Yakalama kararları doğrultusunda Emniyet güçleri mahkeme tarafından iletilen adreslerden 26’sından eli boş dönerken, muvazzaf ve emekli askeri personel; Ankara, İstanbul ve İzmir’de belirlenen adreslere toplandı. İzmir’de Ege Deniz Bölge Komutanlığı Narlıdere Sosyal Tesisleri, Ankara’da Merkez Orduevi, İstanbul’da ise Fenerbahçe Orduevi, Balyoz sanıkları için belirlenen 3 toplanma merkezi oldu. Emekli subayların yakalanmasında polis yetkiliyken muvazzaflarda ise Genelkurmay yetkili. YAŞ öncesi zaman kazanmak amacıyla yakalama emrinin merkez komutanlıklarca muvazzaf sanıklara tebliğ edilmediği iddia edilmişti.

Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu emekli ve muvazzaf Balyoz Darbe Planı sanıkları için “yakalamaya itiraz” ve “reddi hakim” dilekçelerinin Genelkurmay Adli Müşavirliği tarafından hazırlandığının ortaya çıkmasından sonra yeni bir skandal daha gün yüzüne çıktı. Genelkurmay, Balyoz sanığı durumunda olan ve hakkında İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tutuklama kararı aldığı muvazzaf ve emekli TSK mensuplarını olası bir yakalama işlemi riskine karşı 3 güvenli bölgeye taşıdı. Özellikle Yüksek Askeri Şura’ya (YAŞ) girecek personelin bir gün bile tutuklu kalmaması için belirlenen 3 yer oldukça korunaklı askeri bölgelerden oluşuyor.

Adeta fiili bir darbe yaşıyoruz.. Sanıklar organize şekilde mahkemeden kaçırılıyor.. Yardım ve yataklık suçu işleniyor..

Tebligat yapılamıyor • Özellikle, muvazzaf personelin belirlenen mekanlarda saklanması nedeniyle ikamet adresleri boşaltılmış durumda. Bu nedenle de tebligatlar yapılamıyor. Muvazzaf personelin YAŞ'a tebligat almadan girmelerinin sağlanmasının da terfi açısından hukuksal bir açık oluşturacağının Adli Müşavirlerin yaptığı toplantıda alınan kararlardan biri olduğu öğrenildi. Merkez Komutanlıklarına muvazzaf personel için tebliğ ve teslimat yapılmaması yönünde emir verilirken, hukukçular sözkonusu durumun ve sanıkların TSK'ya ait tesislerde organize biçimde toplanmasının yardım ve yataklık suçunu oluşturabileceğini iddia ettiler. Ayrıca yargı karlarına karşı hile yolu ile suçluların korunması suçunun oluştuğu da dile getirilen iddialar arasında yer alıyor.

İstanbul'da Fenerbahçe Orduevi • Yakalama kararları doğrultusunda Emniyet güçleri mahkeme tarafından iletilen adreslerden 26’sından eli boş dönerken, muvazzaf ve emekli askeri personel; Ankara, İstanbul ve İzmir’de belirlenen adreslere toplandı. İzmir’de Ege Deniz Bölge Komutanlığı Narlıdere Sosyal Tesisleri, Ankara’da Merkez Orduevi, İstanbul’da ise Fenerbahçe Orduevi, Balyoz sanıkları için belirlenen 3 toplanma merkezi oldu.

Emekli Balyozculara tebligat yapılamıyor • Balyoz Darbe Planı kapsamında haklarında yakalama kararı verilen 102 sanıktan 24 emekli general ve subay bildirdikleri adreslerde bulunamadı. Balyoz kapsamında yakalama kararı verilen 25 emekli general ve subaydan Bodrum’da gözaltına alınan eski 1. Ordu Komutanı emekli Org. Çetin Doğan dışındaki isimler firari konumuna düştü.

Polis mahkemeye 'yoklar' dedi • İkamet adresi Ankara’yı gösteren eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral. İbrahim Fırtına ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Ergin Saygun’un da aralarında bulunduğu 7 sanık, gösterdikleri adreslerde bulunamazken, Ankara polisi İstanbul 10. Ağır Ceza’ya ‘sanıklara belirtilen adreslerinde ulaşılamadı’ raporu gönderdi. Bazı sanık avukatları müvekkillerinin yerini bildiklerini ancak açıklamayacaklarını söyledi. Polisin haklarında tutuklama bulunan Balyoz sanıklarını yakalamak için çalışmalarına devam ettiği ifade ediliyor. (Star)

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP | Balyoz Planı manşetlerimiz

(29 Temmuz 2010, 11:33)

İbrahim Fırtına, Özden Örnek, Çetin DoğanFLAŞ!!! Mahkeme yakalama itirazlarını da reddetti
'Balyoz Planı' davası kapsamında haklarında yakalama emri çıkartılan başta Çetin Doğan olmak üzere 87 sanık avukatının kararın geri alınması yönündeki talepleri reddedildi. Mahkeme heyeti, verilen yakalama emirlerinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle kararın kaldırılması yönündeki talepleri reddetti. Bu arada, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan hakkında çıkartılan yakalama emrinin sağlık sorunları nedeniyle durdurulması yönündeki talebi de reddetti. Mahkeme, taleplerin itiraz olarak değerlendirilmesi amacıyla dilekçeleri İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderdi. Dilekçelerin gönderildiği üst mahkeme 11. Ağır Ceza ise bugün içerisinde verdiği bir kararla 10. Ağır Ceza üyeleri için yapılan 30 civarındaki reddi hakim taleplerini oybirliğiyle reddetmişti.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, haklarında yakalama kararı çıkarılan sanıklardan 85'inin, bu kararın kaldırılması yönündeki yaptığı başvuru ile yine bu kişiler arasında yer alan aralarında Feyyaz Öğütçü ile eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık'ın avukatları tarafından yapılan tutuklama kararının kaldırılması yönündeki taleplerini değerlendirdi. Mahkeme heyetinin, dosyadaki delil durumu, sanıkların üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması, sanıkların üzerlerine atılı suçun Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 100. maddesinde belirtilen katalog suçlardan olması, belirtilen bu nedenlerle adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağından bahisle sanıklar adına CMK'nın 98/3'üncü maddesi uyarınca yakalama emri çıkardığı hatırlatıldı. Çıkarılan yakalama emirlerinin CMK'nın yakalama emri ve nedenlerini düzenleyen 98 ve tutuklama nedenlerinin yer aldığı 100. maddesiyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden mahkeme heyeti, belirtilen bu sebeplerle mahkemece verilen yakalama kararlarında isabetsizlik bulunmadığını kaydetti. Mahkeme heyeti, bu nedenlerle yakalama emrinin kaldırılması yönündeki taleplerin reddine karar vererek, talepleri itiraz olarak değerlendirilip incelenmesi için İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi. Heyet, aralarında Feyyaz Öğütçü'nün de bulunduğu 5 kişinin avukatlarının yaptığı tutuklama kararına itirazları konusunda ''mahkeme tarafından verilen herhangi bir tutuklama kararı bulunmadığı, verilmeyen veya infazı olmayan bir karara itiraz edilmesinin de fiilen imkansız olması nedeniyle'' karar verilmesine yer olmadığına hükmetti. Mahkeme heyeti, bu yöndeki itirazın değerlendirilmesi için evrakı İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine yolladı. İstanbul 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin önümüzdeki günlerde kararını açıklaması bekleniyor. Dilekçelerin gönderildiği üst mahkeme 11. Ağır Ceza ise bugün içerisinde verdiği bir kararla 10. Ağır Ceza üyeleri için yapılan 30 civarındaki reddi hakim taleplerini oybirliğiyle reddetmişti.

YAŞ’ta terfi bekleyen generallerin talepleri de reddedildi • Yakalama kararının geri alınması yönündeki talebi reddedilen 85 sanık arasında 01 Ağustos’da başlayacak YAŞ kararlarının terfi listesinde yer alan aralarında Başbakan Erdoğan’a saldırya ilişkin brifing veren Hakkari 3’üncü Taktik Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Gürbüz Kaya, Adana 6’ıncı Kolordu Komutanı Koregeral Nejat Bek’in, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, 3’üncü Kolordu İç Güvelik Tümen Komutanı Tümgeneral Abdullah Dalay, Tümgeneral Ahmet Yavuz, Tuğgeneral Ali Aydın, Tuğgeneral Salim Erkal Bektaş da yer aldı.

Tutuklama yok dolayısıyla tutuklamaya itiraz olamaz • Yakalama kararının geri alınması yönünde talepte bulunan sanıkların arasında yer alan emekli Koramiral Feyyaz Öğütçü, emekli Orgeneral Şükrü Sarışık, Kurmay Albay Ahmet Tuncer, Korgeneral Mustafa Korkut Özarslan, emekli Tümamiral Özer Karabulut’un tutuklama kararının kaldırılması yönündeki talebini de değerlendiren mahkeme henüz bir tutuklama kararı gerçekleşmediğinden, itiraz edilenmesinin fiilen imkansız olduğuna belirterek bu konuda karar verilmesine yer olmadığına hükmetti.

Çetin Doğan için yapılan hastalık gerekçeli yakalama itirazı da kabul edilmedi • Heyet, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan hakkında çıkarılan yakalama emrinin sağlık sorunları nedeniyle durdurulması ve kaldırılması yönündeki talebi de değerlendirdi. Doğan'ın hasta kabul kartları, takip formları ve raporlarını inceleyen mahkeme heyeti, yakalama kararının kaldırılmasını veya geri alınmasını gerektirecek yeni bir delil sunulmadığını belirtti. Sanık lehine yeni bir delil sunulmadığından bu yöndeki talebin reddine karar veren mahkeme heyeti, bu yöndeki talebi de itiraz olarak değerlendirilmesi için İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi. (Sabah, Hürriyet)

10 ve 11'den sonra itiraz için sırada 12. Mahkeme var: TSK'nın en üst düzeyine çıkmış darbeci subayların ibret verici kurtulma gayreti

Doğan yine itiraz edecek • Bu arada, eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın avukatı Hüseyin Ersöz, yaptığı yazılı açıklamada, Şubat ve Mart aylarında hakkında pek çok haber çıkan, müvekkilinin tutuklama kararına imza atan Hakim Peksak'ın, tarafsız ve bağımsız hareket etmediği yönünde kamuoyu algılamaya yol açtığını kaydetti. Ersöz, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin bu konudaki taleplerine, hiç değinmeksizin sadece CMK'nın ilgili yasalarına göre bir değerlendirmeyle karar verdiğini, bu kararın eksik olduğunu kaydetti. YAŞ öncesi 102 kişi hakkında verilen yakalama kararlarının halen tartışılmaya devam ettiğini ifade eden Ersöz, "Tutuklamaya dönük olarak verilen yakalama kararları birçok insanın maddi ve manevi olarak mağduriyetine neden olmuştur. Bunların başında da ciddi sağlık sorunları ile boğuşan müvekkilimiz gelmektedir. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin kararı hukuka aykırıdır. Bu sebepten reddi hakim taleplerinin reddi hususundaki karara İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinde itiraz edeceğiz" dedi. Öte yandan, emekli orgeneral Çetin Doğan'ın tedavisi Siyami Ersek Hastanesi'nde devam ediyor. Avukat Hüseyin Ersöz, "Çetin paşanın sağlık durumunda hala bir düzelme yok. Anjiyo olma durumu var" dedi.

Kararın iptalini istediler • Bu arada, Tuğamiraller Abdullah Gavremoğlu ve Ahmet Türkmen'in avukatı Naim Karakaya, savcının görüşü alınmadan müvekkilleri hakkında çıkarılan yakalama kararının iptalini istedi.

Reddi hakimi ret gerekçesi: İhsas-ı rey anlamına gelmez • "Balyoz Planı" davası kapsamında haklarında yakalama emri çıkartılan bazı sanıkların avukatlarının yaptıkları reddi hakim talebini kabul etmeyen İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçesinde, "İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin bir kısım sanıklar hakkında yakalama müzekkeresi çıkarmasının, hakimler yönünden ihsas-ı rey anlamına gelemeyeceği" ifadesine yer verdi. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, reddi hakim taleplerinin reddine ilişkin verilen kararda, haklarında yakalama emri çıkarılan 102 sanıktan 30'unun avukatları aracılığıyla yaptıkları başvuruda, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin üye hakimleri Davut Bedir, Ali Efendi Peksak ve Murat Üründü'nün, ihsas-ı rey teşkil edecek şekilde önceden görüşlerini açıkladıklarının belirtildiği kaydedildi. Hakimlerin, bir kısım sanık vekillerinin dilekçelerinde belirtilen hususların, ihsas-ı rey anlamını taşımadığı ve bu nedenle hakimin reddi talebinin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesinde görüş bildirdikleri ifade edilen kararda, savcının görüşünde de ret sebeplerinin herhangi birinin bulunmadığından, bu yöndeki taleplerin kabul edilmemesini talep ettiği belirtildi. Kararda, Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 23. maddesinde, "hakimin yargılamaya katılamayacağı hallerin tek tek belirtildiği, yine 163. maddenin de soruşturmanın Cumhuriyet savcısı yerine sulh ceza hakimi tarafından yapılması halinde, bu hakimin kovuşturmada görev alamayacağı" şeklinde düzenlendiği dile getirilen kararda, uygulamada da nöbete katılan hakimlerin dava kendilerine geldiklerinde duruşmaya girmeye devam ettikleri ve bu yönde Yargıtay tarafından aksi bir karar verilmediği anlatıldı. Bu nedenle tutuklamayı yapan hakimin duruşmaya katılmasına ve tensip yapmasına engel bir durum bulunmadığı vurgulanan kararda, heyetin bir kısım sanıklar hakkında yakalama müzekkeresi çıkarmasının, söz konusu hakimler yönünden ihsas-ı rey anlamına gelmeyeceği kaydedildi. Kararda, üç hakim hakkındaki "hakimin reddi taleplerinin", bu taleplere bakacak mahkemenin belirlenmesini düzenleyen CMK'nın 27. maddesi gereğince oy birliğiyle reddine hükmedildiği belirtildi. Kararın sonunda, ret istemi üzerine verilecek kararlar ve başvurulacak kanun yollarını düzenleyen CMK'nın 28. maddesi gereğince de itiraz edilebilineceği yer aldı. (Cnnturk)

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP | Balyoz Planı manşetlerimiz

(28 Temmuz 2010, 17:05)

Vecdi GönülGönül'den şaşırtan açıklama: Yakalama, terfiye engel değil
Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Balyoz darbe iddianamesi doğrultusunda haklarında tutuklama kararı çıkan muvazzaf subayların terfileri için elinden geleni yapıyor. Gönül, yaptığı açıklamada yakalama ve tutuklama kararlarının ayrı olduğunu savunarak yakalama kararı çıkan sanıkların henüz tutuklanmış sayılmayacağını, dolayısıyla terfi edebileceklerini iddia etti. Bakan Gönül'ün, mahkeme önünde sanıkların yüzüne okunarak tutuklamaya dönüşeceği sanılan yakalama kararının bir formaliteden ibaret olduğunu gözlerden kaçırması, kelime oyunları ardına sığınması, darbeci sanıkların terfi ettirilme gayretlerinde gayretiyle yer alması kamuoyunu isyan ettiriyor ve şöyle dedirtiyor: 'Komutanların avukatları itiraz dilekçelerini yanlış adrese verdiler. Bunları Adalet Bakanı'na ve hatta Başbakan'a verselerdi daha tesirli olurdu.' Bu arada Turktime sitesinde Adalet Bakanıyla ilgili şok bir iddia yer aldı. Bu iddiaya göre Adalet Bakanı Gönül'ün Emniyet teşkilatına talimat vererek, yakalama kararının uygulanmamasını istemesi Ankara kulislerine bomba gibi düştü. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen yakalama emri sonrası en tepeden başlayan yakalama operasyonları, ilk olarak Org. Çetin Doğan'ı vurmuştu. Ancak sonrasında yakalama operasyonları adeta bıçak gibi kesilmişti.  

Bu, 30 yıl önceki 12 Eylül darbecilerini yargılayacağım diye şehir şehir dolaşan Başbakan Tayyip Erdoğan tutumuyla çelişen bir tavır. Ama daha önemlisi hukukla çelişiyor savunma bakanı. Tutuklama değil yakalama emri gibi kelime oyunlarına başvurulması bunu örtmeye yetmiyor. Adı geçen kişiler yakalandığında, sırtları sıvazlanıp evlerine gönderilmeyecek. Ceza Kanunu 100. maddedeki katalog suçlarla itham edildikleri için ve adli kontrol hükümlerinin yetersizliğinden hareketle cezaevine gönderilecekler. Adli kontrol tutuklamadan bir önceki tedbir uygulamasıdır ve mahkeme bunu yeterli görmeyerek bir üst tedbiri yani tutuklamayı kararlaştırıyor. Mahkeme, kolluk kuvvetlerine "bunları yakalayıp getirin tutuklama kararımı tebliğ edip cezaevine göndereceğim" diyor. Şehir dışında olanlar için 'yol tutukluluğu' istiyor. Milli Savunma Bakanı, kendini ve hatta başbakanı askeri şura'daki en kıdemsiz generalle eşitleyerek hata ediyor. Genelkurmay Başkanı'nı atama yetkisini cumhurbaşkanıyla paylaşan Başbakan ve bakan, bir albayın terfi almasında söz sahibi olamayacağını ileri sürüyor. Türkiye'nin en büyük demokrasi sorunu maalesef yetkilerini kullanmaktan korkan ve hatta bunları devreden darbeciler kadar cesur olamayan siviller.

Şok iddia: Balyozcuları koruyan bakan kim? • Turktime haber sitesi, Balyoz Operasyonu'yla ilgili çok kritik bir bilgiye ulaştı. Balyoz sanıklarının muvazzaf personel dışında olanlarla ilgili yakalama emrine by-pass yapıldığı öğrenildi. Kabinenin önemli bir bakanının Emniyet teşkilatına talimat vererek, yakalama kararının uygulanmamasını istediği Ankara kulislerine bomba gibi düştü. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen yakalama emri sonrası en tepeden başlayan yakalama operasyonları, ilk olarak Org. Çetin Doğan'ı vurmuştu. Ancak sonrasında yakalama operasyonları adeta bıçak gibi kesildi. Önemli bakandan gelen emir sonrasında frene bastırıldı. İçişleri Bakanı Atalay'ın yakalama kararlarına ilişkin tavrı da önceki gün medya önünde ortaya çıktı. İçişleri Bakanı Atalay, hakkında yakalama kararı bulunan Korgeneral Nejat Bek'le yan yana yürüyerek ve elini sıkarak medyaya görüntü ve fotoğraf verdi.

Milli Savunma Bakanı devrede • Olayları en yakından yaşayan isim ise Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül. Medyada pek sık görünmeyen Vecdi Gönül, son günlerde Cumhuriyet Gazetesi başta olmak üzere gazetelere demeç vermeye başladı. Gönül son olarak, Taraf'a konuştu ve “Generaller Serbest Kalırsa terfi ederler” açıklamasını yaptı. Gönül'ün gönlünde, Balyoz'dan sanık olanlardan sadece “paşa” rütbesindeki isimlerin terfi ettirilmesi olduğu kulislere yansımış durumda. Bu amaçla TSK Personel Yönetmeliği'nin 65. Maddesi ve Subay Sicil Yönetmeliği'nin 82. maddesinden yol aranıyor… Diğer yandan, haklarında 5 yıldan fazla hapis gerektiren suçtan dava açılan TSK ve Jandarma personeliyle ilgili görevden alma yetkisi Milli Savunma Bakanı ve İçişleri Bakanı'nda. İki bakan bu yetkiyi kullanıp, Ergenekon/Balyoz/Kafes/Poyrazköy gibi süreçlerde yargılanan personeli açığa alırsa, bu personelin terfisi otomatikman devre dışı kalıyor. Açığa alınan personelin terfisi yasal olarak mümkün değil. Ankara'da masaya yatırılan konulardan biri de bu. Ancak iki bakanın da bu formüle sıcak bakmadığı öğrenildi. İçişleri Bakanı Atalay özellikle birden fazla müebbetle yayınlanan Jandarma Albay Cemal Temizöz konusunda açığa alma yetkisini kullanmamakla eleştirilmişti. Atalay, Emniyet Genel Müdür Yardımcıları hakkında dava açılınca açığa alma yetkisini hızla kullanmıştı. (Turktime)

Bakan Gönül: Hukukçulara çalışın bana getirin dedim, herhalde askeri şuraya yetiştirirler! • Balyoz Harekat Planı’nda haklarında yakalama kararı çıkarılan ancak bu karara itiraz eden generallerden terfisi gelenlerin hukuki durumu pazar günü başlayacak Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısından önce netleşecek. Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, “Bakanlık hukukçularına, yakalama müessesesinin şura kararlarına etkisini incelettiriyorum, YAŞ öncesi bu inceleme biter” dedi. Taraf ’ın Gönül’e yönelttiği sorular ve yanıtları şöyle:

Balyoz davası kapsamında haklarında yakalama emri çıkartılanların YAŞ bağlamında terfi durumları ne olacak? - Gazeteciler, “yakalamaya muhatap olanların durumu ne olacak?”diye sordular. Daha önceki Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemeleri Usulu Kanunu’nda yakalama diye bir şey yoktur. Onun için 65. madde tevkiften (tutuklama), açığa almadan bahsediyor, yakalamadan bahsetmiyor. Yakalama müessesesinin Askeri Şura kararlarına terfi bağlamında etkisini incelettiriyorum. Neden böyle bir şeye ihtiyaç var. Çünkü yakalama sonucunda herkes tevkif edilir diye bir şey yok. Tevkif edilmeyecekse o zaman 65. maddeye girmez. Yani şöyle bakmak lazım. Eskiden celp çıkarılırdı, ama celbin sonucu başka şeyler olurdu. Şimdi yakalama çıkıyor. Yakalama yani gıyabi tevkif verilirdi. Ondan sonra celp çıkarılırdı. Celp uygulandıktan sonra tevkif uygulamaya konulurdu. Şimdi yakalama öyle değil. Yakalama çıkıyor, kişi mahkemenin huzuruna getiriliyor. Mahkeme duruma göre tevkif veya serbest bırakma kararı verebiliyor. Bunun için yeni bir müessesedir bunu inceletiyorum.

Terfisi gelen generaller, yakalama emri sonrası serbest bırakılsalar dahi mahkemenin kabul ettiği iddianame çerçevesinde zaten haklarında kovuşturma var. Yani 65. maddeye girerler ve terfilerinin olmaması lazım. - TSK Personel Kanunu’nun 65. maddesi münakaşaya açık bırakmayacak kadar açık yazılmış. Kanun, “açıkta bulunanların, TSK ile ilişkilerinin kesilmesini gerektirecek hürriyeti bağlayıcı şekilde ceza ile mahkum olmak, henüz hükümleri kesinleşmemiş olanların (mahkemeleri devam eden), tutuklu bulunan veya tahliye edilenlerle beraber kovuşturma ve duruşması devam edenler, terfi edemez” demiş. Burada mahkumiyeti değil, tevkifi esas alıyor. İki şeyi aklınızda tutun mahkumiyet ve tevkif. Hukukçulara, “Çalışın bana, getirin” dedim. Herhalde askeri Şura’ya kadar yetiştirirler.

TSK’da değerli subaylar var, suç isnat edilenlerin yerlerine atanacak çok subay var... - Bu sorunuz felsefi bir soru. Pozitif hukukla ilgili değil, bu takdir ile ilgili. Askeri Şura ne takdir ederse o olur.

Askeri Şura’da sizin ve başbakanın ihraç yetkiniz var.... - İhraçlar tüzüğün 25. maddesinde var. Bu bana, Sayın Başbakana değil bütün üyelere muhalif kalma yetkisini vermiş. “Muhalif kaldıktan sonra da açıklama yapabiliyorsunuz” diyor. İhraçlarda onu kullandım (şerh) ama başka bir yerde kullanmadım. Başka bir yerde kullanılabilir. En kıdemsiz orgeneral de böyle bir şey yapabilir. Takdir Askeri Şura’nındır. Ben de orada üye olarak takdirimi kullanırım. Ama pozitif hukukla ilgili soruyorsanız ona cevap vermeye çalışırım.

TSK 49. maddesi, generallerin hizmet ve görev ihtiyacı sebebiyle hizmete devam edebilmeleri yani aynı rütbede bir yıl kalabilmelerini öngörüyor. Balyozla ilgili soruşturmada adı geçen ve terfisi gelen generallerin bulundukları görevde sürelerinin uzatımı bir yana emekli edilmelerini gerektiriyor bu madde... - Beraatı zimmet asıldır. Yani aksi sabit oluncaya kadar herkes masumdur. Sizin bu sorunuzun cevabı beraatı zimmet asıldır... Ben Cumhuriyete gazetesine verdiğim demeçte, “Terfi edemeyecekler ama emekli de olamayacaklar” dedim. Bakın orada kanun dengeyi kurmuş. Kamuoyu da aydınlanmış oldu. Yakalamayı da millet büyütüyor, önemli bir olaydır. “Ama devlet politikalarını yönlendirecek kadar bir tasarruf mudur, değil midir, bunu inceletiyorum” diyorum.

TSK’da değerli subaylar var, suç isnat edilenlerin yerlerine atanacak çok subay var... - Bu sorunuz felsefi bir soru. Pozitif hukukla ilgili değil, bu takdir ile ilgili. Askeri Şura ne takdir ederse o olur.

Askeri Şura’da sizin ve başbakanın ihraç yetkiniz var.... - İhraçlar tüzüğün 25. maddesinde var. Bu bana, Sayın Başbakana değil bütün üyelere muhalif kalma yetkisini vermiş. “Muhalif kaldıktan sonra da açıklama yapabiliyorsunuz” diyor. İhraçlarda onu kullandım (şerh) ama başka bir yerde kullanmadım. Başka bir yerde kullanılabilir. En kıdemsiz orgeneral de böyle bir şey yapabilir. Takdir Askeri Şura’nındır. Ben de orada üye olarak takdirimi kullanırım. Ama pozitif hukukla ilgili soruyorsanız ona cevap vermeye çalışırım.

TSK 49. maddesi, generallerin hizmet ve görev ihtiyacı sebebiyle hizmete devam edebilmeleri yani aynı rütbede bir yıl kalabilmelerini öngörüyor. Balyozla ilgili soruşturmada adı geçen ve terfisi gelen generallerin bulundukları görevde sürelerinin uzatımı bir yana emekli edilmelerini gerektiriyor bu madde... - Beraatı zimmet asıldır. Yani aksi sabit oluncaya kadar herkes masumdur. Sizin bu sorunuzun cevabı beraatı zimmet asıldır... Ben Cumhuriyete gazetesine verdiğim demeçte, “Terfi edemeyecekler ama emekli de olamayacaklar” dedim. Bakın orada kanun dengeyi kurmuş. Kamuoyu da aydınlanmış oldu. Yakalamayı da millet büyütüyor, önemli bir olaydır. “Ama devlet politikalarını yönlendirecek kadar bir tasarruf mudur, değil midir, bunu inceletiyorum” diyorum. (Taraf)

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP | Balyoz Planı manşetlerimiz

(28 Temmuz 2010, 16:52)

İhanet konuşmaları mahkeme kararıyla dinlenmiş
'PKK'lı adamlarımız zayiat veriyor heronları düşürün' diye TSK subaylarının aralarında yaptığı şok telefon konuşmaları konusunda, Radikal gazetesinden Murat Yetkin köşe yazısında elde ettiği çok önemli bir bilgiyi aktardı: 'Dün güvendiğim bir istihbarat kaynağından bu konudaki sorularıma aldığım yanıtları paylaşıyorum: 1) Yapılan bütün telefon dinlemeleri mahkeme kararıyla yapılmıştır, 2) Mahkeme kararı alınabilmesi için taraflardan en azından birisinin kimliğinin bilinmesi gerekir, 3) Kızılay’da ankesörlü telefonların dinlendiği iddiası doğru değildir; herhangi bir bölgedeki ankesörlü telefonların dinlenmesi yasal olarak da, teknik olarak da mümkün değildir.'

Heron’ların PKK’ya verdiği zararın asker içinde birileri tarafından kasten engellendiği iddiası, günlerdir medyada MİT kaynaklı olduğu öne sürülen bazı telefon dinleme kayıtlarıyla birlikte yer alıyor. Genelkurmay, bu konuda üç yılı bulan süredir süren incelemenin, kimlikler belli olmadığı için henüz tamamlanamadığını açıklamıştı. Dün güvendiğim bir istihbarat kaynağından bu konudaki sorularıma aldığım yanıtları paylaşıyorum:

1- Yapılan bütün telefon dinlemeleri mahkeme kararıyla yapılmıştır, 2- Mahkeme kararı alınabilmesi için taraflardan en azından birisinin kimliğinin bilinmesi gerekir, 3- Kızılay’da ankesörlü telefonların dinlendiği iddiası doğru değildir; herhangi bir bölgedeki ankesörlü telefonların dinlenmesi yasal olarak da, teknik olarak da mümkün değildir. Dediğim gibi ben aktarıyorum, bilgilerin takibini yapmak, umarım iddialar üzerindeki esrar perdesini biraz olsun kaldırır. (Murat Yetkin / Radikal)

ŞOK!!! Üsteğmen: Çok PKK'lı vuruluyor düşürün şu Heron'u! | FLAŞ!!! İşte Heron ihanetinin şok ses kayıtları | Heron ihaneti manşetlerimiz

PKK'nın bitirilememesi gücünden değil ihanetten | Ergenekon-PKK bağlantısıyla ilgili manşetlerimiz

(28 Temmuz 2010, 12:57)

İbrahim Fırtına, Özden Örnek, Çetin DoğanFLAŞ!!! Bir balyoz da 11. Ağır Ceza'dan: Reddi hakime ret
Balyoz sanıklarına kötü haber. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, 'Balyoz Planı' davası kapsamında hakkında yakalama emri çıkartılan bazı sanıkların avukatlarının bu yakalama kararlarını oybirliğiyle veren İstanbul 10. Ağır Ceza mahkemesi heyeti hakkında yaptığı reddi hakim taleplerinin tümünü 'oybirliğiyle' reddetti.

Balyoz Güvenlik Harekat Planı davasında aralarında Deniz Kuvvetleri eski Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, Hava Kuvvetleri eski Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına, 1’inci Ordu eski Komutanı Çetin Doğan, Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Kadir Sağdıç, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu’nun da bulunduğu 102 sanık hakkında yakalama emri veren İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerine yapılan reddi hakim taleplerinin tümü oybirliği ile reddedildi. 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi üyeleri Ali Efendi Peksak, Davut Bedir ve Murat Üründü hakkında 30 civarındaki reddi hakim talebi bir üst mahkeme olan İstanbul 11’inci Ağır Ceza Mahkemesince değerlendirildi.

Yakalama kararları inceleniyor • Reddi hakim talebinin reddedilmesinin ardından İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi, yakalama kararının geri alınması için yapılan başvuruları değerlendirmeye aldı. Üç günlük yasal sürenin dolması nedeniyle İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi Pazartesi günü yapılan baş vurulara ilişkin kararını bugün açıklayacak. İstanbul 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi yakalama kararını geri almayıp eski kararında direnirse yakalama kararına yapılan itirazın değerlendirilmesi için dosya bir üst mahkeme olan İstanbul 11’inci Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderecek.

Reddi hakimi ret gerekçesi: İhsas-ı rey anlamına gelmez
• "Balyoz Planı" davası kapsamında haklarında yakalama emri çıkartılan bazı sanıkların avukatlarının yaptıkları reddi hakim talebini kabul etmeyen İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçesinde, "İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin bir kısım sanıklar hakkında yakalama müzekkeresi çıkarmasının, hakimler yönünden ihsas-ı rey anlamına gelemeyeceği" ifadesine yer verdi. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, reddi hakim taleplerinin reddine ilişkin verilen kararda, haklarında yakalama emri çıkarılan 102 sanıktan 30'unun avukatları aracılığıyla yaptıkları başvuruda, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin üye hakimleri Davut Bedir, Ali Efendi Peksak ve Murat Üründü'nün, ihsas-ı rey teşkil edecek şekilde önceden görüşlerini açıkladıklarının belirtildiği kaydedildi. Hakimlerin, bir kısım sanık vekillerinin dilekçelerinde belirtilen hususların, ihsas-ı rey anlamını taşımadığı ve bu nedenle hakimin reddi talebinin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesinde görüş bildirdikleri ifade edilen kararda, savcının görüşünde de ret sebeplerinin herhangi birinin bulunmadığından, bu yöndeki taleplerin kabul edilmemesini talep ettiği belirtildi. Kararda, Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) 23. maddesinde, "hakimin yargılamaya katılamayacağı hallerin tek tek belirtildiği, yine 163. maddenin de soruşturmanın Cumhuriyet savcısı yerine sulh ceza hakimi tarafından yapılması halinde, bu hakimin kovuşturmada görev alamayacağı" şeklinde düzenlendiği dile getirilen kararda, uygulamada da nöbete katılan hakimlerin dava kendilerine geldiklerinde duruşmaya girmeye devam ettikleri ve bu yönde Yargıtay tarafından aksi bir karar verilmediği anlatıldı. Bu nedenle tutuklamayı yapan hakimin duruşmaya katılmasına ve tensip yapmasına engel bir durum bulunmadığı vurgulanan kararda, heyetin bir kısım sanıklar hakkında yakalama müzekkeresi çıkarmasının, söz konusu hakimler yönünden ihsas-ı rey anlamına gelmeyeceği kaydedildi. Kararda, üç hakim hakkındaki "hakimin reddi taleplerinin", bu taleplere bakacak mahkemenin belirlenmesini düzenleyen CMK'nın 27. maddesi gereğince oy birliğiyle reddine hükmedildiği belirtildi. Kararın sonunda, ret istemi üzerine verilecek kararlar ve başvurulacak kanun yollarını düzenleyen CMK'nın 28. maddesi gereğince de itiraz edilebilineceği yer aldı. (Cnnturk)

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP | Balyoz Planı manşetlerimiz

(28 Temmuz 2010, 11:24)

11. Ağır Ceza'ya ağır baskı: Hakimleri reddet, sanıkları bırak
Balyoz sanığı 102 kişi hakkında verilen yakalama emrinden sonra askeri adli müşavirlerin Genelkurmay'da toplandığı öğrenildi. Toplantıda, reddi hakim ve mahkeme emrine itiraz edilmesi fikri oluştuğu ve avukatlara ulaştırıldığı öne sürüldü. Askeri adli müşavirlerin bu girişimleri hukuk çevrelerini ayağa kaldırdı. Hukukçular böyle bir durumun 'suçluya ve suça yardım' anlamı taşıyacağını ve hukuk önünde hesap sorulması gerektiği görüşünü dile getirdi. Diğer yandan yakalama kararına itirazı değerlendirecek İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi üzerinde de ağır bir baskı kurulduğu öğrenildi. Bu bağlamda özellikle HSYK'nın aktif rol oynadığı belirtildi. Tutuklama kararlarını veren 10. Ağır Ceza hakimleri hakkındaki reddi hakim talepleri de bugün 11. Ağır Ceza heyetince değerlendirilecek.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin, 77'si muvazzaf 102 asker hakkında yakalama emri verdiği 23 Temmuz'da Genelkurmay Adli Müşaviri Tuğgeneral Hıfzı Çubuklu başkanlığında, Kara, Hava, Deniz ve Jandarma Adli Müşavirlerinin Genelkurmay'da çok kritik bir toplantı gerçekleştirdiği öne sürüldü. Uzun süren toplantı sonucunda, haklarında tutuklama kararı çıkarılan 102 Balyoz sanığının reddi hakim müracaatında bulunması ve tutuklama kararlarına itiraz edilmesi konusunda dilekçeler hazırlanarak sanık ve avukatlara çeşitli yollarla (faks, elden, kurye ve e-mail) ulaştırıldığı iddia edildi.

Karargah planı uygulanıyor • Balyoz soruşturması çerçevesinde başlatılan operasyonlarda 33 subayın göz altına alınması üzerine Genelkurmay'da "Or'lar Zirvesi" yapılmıştı. Zirvenin ardından Genelkurmay Başkanlığı toplantıyı doğrulamıştı. 196 sanıklı Balyoz Darbe Planı ile ilgili iddianameyi kabul eden İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 23 Temmuz'da 77'si muvazzaf 102 asker için, yakalama kararı vermişti. Mahkeme'nin kararı üzerine Genelkurmay Başkanlığı emri ile askeri adli müşavirler olağanüstü toplandı. Tuğg. Çubuklu başkanlığındaki toplantıda terfi ettirilmek istenen subayların 1 gün dahi tutuklu kalmaması için yapılacak çalışmalar ve atılacak adımlar görüşüldü.

11. Ağır Ceza'ya ağır baskı • Sanık müdafilerinin Karargah'ta askeri adli müşavirler tarafından belirlenen plan doğrultusunda hareket ettikleri ve mahkeme kararına itiraz ettikleri görüldü. Şu ana kadar hakkında yakalama emri çıkarılan 83 sanık avukatı mahkeme kararına itirazda bulundu. Karargahta hazırlanan plan adım adım uygulamaya konuldu. Askeri adli müşavirlerin bu girişimleri hukuk çevrelerini ayağa kaldırdı. Hukukçular böyle bir durumun "suçluya ve suça yardım" anlamı taşıyacağını ve hukuk önünde hesap sorulması gerektiği görüşünü dile getirdi. Öte yandan yakalama kararına itirazı değerlendirecek İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi üzerinde de ağır bir baskı kurulduğu öğrenildi. Bu bağlamda özellikle HSYK'nın aktif rol oynadığı belirtildi. (Yenişafak, Taraf)

Reddi hakim bugün görüşülüyor • Sanıkların avukatları tarafından yapılan reddi hakim taleplerinin 10. Ağır Ceza heyetince İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildiği, bu mahkemenin de talepleri bugün değerlendireceği öğrenildi.

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP | Balyoz Planı manşetlerimiz

(28 Temmuz 2010, 11:14)

İnegöl'deki olaylar kirli bir tezgah mı?
Akşam Yazarı Serdar Akinan olayların yaşandığı İnegöl'e gitti, izlenimlerini yazdı. Emel Sayın konserinden çıkan kalabalık haber duyuyor: 'Kürtler Orhaniye'de kahve bastı. İki ölü var...' Olayın çıktığı meydana bakan banka ve işyerlerine ait güvenlik kameraları olaylardan önce kim tahrip etti? İnegöllülerin gazetede gördüğü ve teşhis edemediği onlarca insan kim? Bu insanlar İnegöl'e nereden geldi? Kahve basılmadı. Her iki taraf kahvenin basılmadığını açıkça söylüyor. Bu haber ve iki kişi öldürüldüğü dedikodusu nasıl çıktı? Takviye gelen çevik kuvvet, karakol önünde bekleyen ve sakinleşen kalabalığa neden biber gazı sıktı? Kürt minibüsçü tutuklandı. İddiaya göre olay anında bir otobüs dolusu daha zanlı vardı. Polisin 'plakasını aldık' dediği bu otobüs ve içindeki zanlılar kim ve nerede? Kürtlere ait Şaypa alışveriş merkezinin önünde bulunan molotof kokteylleri nereden geldi? Neden bu detay örtülü kaldı? Cep telefonu sinyalleri ve sms trafiği operatörlerde kayıt altında tutuluyor. Bu olaylara katılan her iki taraftan şüphelilerin ifadeleriyle bu bilgiler örtüşüyor mu? Olayın belli başlı birkaç aktörü var. O gece hangi devlet yetkilileriyle telefonda görüştüler? Bu kayıtlar nerede? AKP'li Belediye Başkanı Alinur Aktaş olayların rant kavgasına bağlanmasını kesin bir dille reddediyor ve ekliyor, 'Bu açık bir provokasyondur... Bakın ben doğma büyüme İnegöllüyüm. O gece karakolun etrafında tekbir getirerek bağıran insanlardan bazılarını hayatımda görmedim.'

'Tahta sandıklarıyla ayakkabı boyamaya gelen Kürt çocuklar vardı... Bugün bir tekini bile göremedik. Tıpkı diğerleri gibi...' İnegöl fotoğrafında bu detay şimdilik yok. Tahta sandıklarıyla ayakkabı boyayan Kürt çocuklar İnegöl sokaklarından çekildi. Peki bir gecede ne oldu da köftesi, mobilyası, çekirdeğiyle meşhur bu ilçe, bir anda Türkiye gündeminin bir numaralı meselesi oluverdi. Kafkasya'dan aldığı göçlerle Çerkezlerin, Abhazların... Yıllar yıllar önce ise Arnavutların yerleşik 'Manavlar'a komşu olduğu bu Anadolu kasabası 1980'li yıllardan sonra Kürtler'i konuk etmeye başlıyor. Huzur içinde yaşayan, üreten, paylaşan İnegöl, terörün artmasıyla içindeki Kürtlere bir başka gözle bakmaya başlıyor. Bu ayrışma şehit cenazelerinin gelmesiyle iyice belirginleşiyor. Olaylar sırasında karakolun yanında olan bir İnegöllü, bu hassasiyeti paylaşırken heyecanla anlatıyor, 'En son Melih Tuncel'in naaşı geldi. Tunceli'de şehit düştü Melih... Bu olaylarda gözaltına alınanların çoğu Melih'in arkadaşlarıdır...' Elbette şehit cenazeleri, siyasilerin yaptıkları konuşmalar, 'Habur açılımı' İnegöllülerin 'Kürt' algısını olumsuz anlamda dönüştürüyor. Ancak bu olayların çıkmasının bir nedeni de rant kavgası...

İnegöl'ün kışkırtmalara müsait yapısı var

Milyonluk rant paylaşımı • İnegöl'ün toplu taşıma işini 5 ayrı şirket paylaşıyor. Toplam 6 hat üzerinde 82 otobüs, İnegöl halkını taşıyor. Bir aracın, hattıyla satış fiyatı en az 200-250 bin lira civarında... Yani çok yüksek miktarda para dönüyor. Bu hatlardaki araçların bir kısmı ise Kürtlerin kontrolünde... Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları Huzur Mahallesi'nin eski muhtarı Bayram Soyuşen geniş bir ailenin sözcüsü ve çıkan olaylarda adından en çok bahsedilen insan. Onu evinde bulduk. O, bu kavganın bir rant kavgası olmadığını savunuyor. Olay anında arabada bulunan yeğeni Şenol Soyuşen ise araçlarının önünün kesildiğini ve kavganın böyle çıktığını anlatıyor... Hastanede görüştüğüm yaralılardan Selahattin O. ise , 'Kesinlikle yalan söylüyorlar...Çinili Camii yanında oturuyorduk. Önden bir otobüs geldi. 20-30 kişi ellerinde sopa ve bıçaklarla indi. Arkalarında en az bir araç daha vardı. Dayak yiyenler arkadaşım olduğundan müdahale ettim. Biri beni bıçakladı. Yakındaki polis otosu hemen müdahale etti. Ancak polis üç kişiyi yakaladı. O otobüs ise içindeki 30 kişiyle kaçmaya başladı. Polisin müdahale etmediğini gören gençler ise bu aracı takip etti. O otobüs içindekilerle karakolun yanındaki sokağa sığındılar.' Olaylar tam da bu karakolda başlıyor. Emel Sayın konserinden çıkan kalabalık haberi şöyle duyuyor: 'Kürtler Orhaniye'de kahve bastı. İki ölü var...' Bunun üzerine kitle karakola gidiyor ve yetkililer tarafından sakinleştiriliyor. Bu esnada gözaltındaki üç kişi sanılanın aksine karakolda değil asayiş şubesinde ve doktor kontrolüne götürülüyorlar. Ancak Bursa'dan gelen takviye çevik kuvvet bekleyişte olan kitleye uyarısız biber gazıyla müdahale edince asıl olaylar çıkıyor. Görgü şahidi Mehmet Nuri Tayyar, 'Failler serbest bırakıldı. Kürtler Bursa yolunu kesti ve iki ölü var haberleri insanları zaten galeyana getirmişti... Ama çevik kuvvet beklemekte olan insanlara biber gazı sıkınca dananın kuyruğu koptu. Asıl mühimi, İş Bankası, 1001 Çeşit, Elmas Elektirik ve Vakıfbank'ın güvenlik kameraları birileri tarafından tahrip edildi. Kim bu insanlar? Şaypa, Bitlisli bir arkadaşımızın aracı ve işyeri kundaklanıyor. Bir bakıyoruz alev almamış üç molotof kokteyli var. Nereden geldi bu molotof kokteylleri?'

Yanıt bekleyen sorular Soyuşenler'e ait minibüsün önü Çinili Cami önünde kesildi mi? Şayet kesildiyse kim bu insanlar ve Bayram Soyuşen'le bir alacak verecek meselesi var mı? Minibüs hattında ortaklığı olan ve şu anda kayıp olan şahıs kim? Olayın çıktığı meydana bakan banka ve işyerlerine ait güvenlik kameraları olaylardan önce kim tahrip etti? İnegöllülerin gazetede gördüğü ve teşhis edemediği onlarca insan kim? Bu insanlar İnegöl'e nereden geldi? Kahve basılmadı. Her iki taraf kahvenin basılmadığını açıkça söylüyor. Bu haber ve iki kişi öldürüldüğü dedikodusu nasıl çıktı? Takviye gelen çevik kuvvet, karakol önünde bekleyen ve sakinleşen kalabalığa neden biber gazı sıktı? Kürt minibüsçü tutuklandı. İddiaya göre olay anında bir otobüs dolusu daha zanlı vardı. Polisin 'plakasını aldık' dediği bu otobüs ve içindeki zanlılar kim ve nerede? Kürtlere ait Şaypa alışveriş merkezinin önünde bulunan molotof kokteylleri nereden geldi? Neden bu detay örtülü kaldı? Cep telefonu sinyalleri ve sms trafiği operatörlerde kayıt altında tutuluyor. Bu olaylara katılan her iki taraftan şüphelilerin ifadeleriyle bu bilgiler örtüşüyor mu? Olayın belli başlı birkaç aktörü var. O gece hangi devlet yetkilileriyle telefonda görüştüler? Bu kayıtlar nerede?

Açık provokasyon • AKP'li Belediye Başkanı Alinur Aktaş olayların rant kavgasına bağlanmasını kesin bir dille reddediyor ve ekliyor, 'Bu açık bir provokasyondur... Bakın ben doğma büyüme İnegöllüyüm. O gece karakolun etrafında tekbir getirerek bağıran insanlardan bazılarını hayatımda görmedim.' (Serdar Akinan / Akşam)

6-7 Eylül olayları İnegöl ve Hatay'da tekrarlanmak istendi | Generaller adliyeye gelmedi, Özel Harpçiler ortaya çıktı

Özel Harp Dairesi ile ilgili manşetlerimiz | Özel Harp Dairesi sayfamız

(28 Temmuz 2010, 13:17)

FLAŞ!!! İŞTE HERON İHANETİNİN ŞOK SES KAYITLARI
Bugün gazetesinin gündeme getirdiği 'ihanet dosyası'nın şok telefon kayıtları ortaya çıktı. Görüşmede subaylardan biri, ölen PKK'lılar için 'Zayiat verilmiş ciddi baskı aldım' diyor... İnsansız hava aracı 'Heron'ların düşürülmesinin istendiği telefon görüşmelerinde skandal diyaloglar var. Batman'da konuşlu Heron'ların görüntü ve bilgilerinin çok net olduğunu belirten subayın, 'Mümkünse kullanım dışı bırakmalıyız. Değilse görüntü ve koordinatlarına müdahale edilmeli' dediği görüldü. 'Geçen olayda zayiat verilmiş, bundan dolayı ciddi baskı aldım' diyen subay, konuyu ilgilisi ile görüşmesini muhatabından istiyor. Görüşmede üst rütbeli subay, astının evine gelme talebini 'sağlıklı olmaz' gerekçesiyle kabul etmiyor. 'Bu telefona dikkat ediyorsun değil mi' diyerek uyardığı da anlaşılıyor. Skandala adı karışan Yarbay Ç'yi gözden uzak tutmak ve soruşturmadan kurtarmak için yurtdışına gönderildiği de günyüzüne çıkıyor. Yarbay Ç. ile iletişimin ise eşi üzerinden sağlandığı teknik takipte anlaşılıyor. Diyaloglarda, ihaneti ortaya çıkaran MİT'e 'O.. çocukları' denilerek ağır küfürler ediliyor.

Bugün'ün gündeme getirdiği 'ihanet dosyası'nın şok telefon kayıtları ortaya çıktı. Bir subayın 'kendi adamımız" dediği PKK'lılara 'zayiat' verdirdiği gerekçesiyle insansız hava aracı 'heron'ların düşürülmesini istediği karşısındaki subayın da 'bir çaresine bakarız" dediği telefon görüşmeleriyle deşifre olan kirli yapının hainliği nasıl örtbas ettiği de teknik dinleme takibine takıldı. MİT tarafından tespit edilen ve Genelkurmay'a gönderilen telefon görüşmesi insanın kanını donduran diyalogları içeriyor. Görüşmenin başlangıcında "İ.... Komutan' olarak nitelendirilen bir subayın sorunun çözülmesi için para konuşması yapılıyor. İ.... Komutan'ın dosyasını kapatanların temiz ve iyi iş yaptığı belirtilen konuşmada ciddi risk aldığı da vurgulanıyor. "Şimdi parayı konuşturmanın zamanı" diyen subay, "Limit ne kadar?" diye sorduğu subaydan "Bu iş için her şeye değer limit problemi yok" karşılığını alıyor. Aynı konuşmanın devamında ise Bugün'ün gündeme getirdiği insansız hava aracı heronların düşürülmesine ilişkin skandal görüşme gerçekleşiyor. Genelkurmay'ın isimlerini tespit edemedik dediği subaylar arasında geçen görüşmede K1 olarak belirtilen subay, "Problem şu, araç biliyorsunuz Batman'da konuşlandırıldı oradan o bölgeyi tarıyor ancak görüntü ve bilgiler çok net önce mümkünse kullanım dışı bırakmalıyız değilse, görüntü, bilgi koordinat vesair surette müdahale edilmeli anlaşıldı mı? Geçen olayda zayiat verilmiş, bundan dolayı ciddi bir baskı aldım sen bunu ilgilisi ile görüş ve konuştuğumuz çerçevede olsun tamam mı?" diyor. Görüşmenin sonunda alt rütbeli subayın "Komutanım müsaade ederseniz eve geleyim" demesi üzerine karşıdaki komutan hem bu talebe karşı çıkıyor hem de "Bu telefonla ilgili dikkat ediyorsunuz değil mi?" diyerek uyarıda bulunuyor.

Şok konuşma kayıtlarını ve haberin tamamını görmek için tıklayın >>>

(26 Temmuz 2010, 11:46)

SKANDAL: Mahkemeden başka herkes belgelere ulaşabilir
Balyoz darbe planının hazırlandığı yer olan İstanbul Üsküdar Selimiye'deki 1'nci Ordu Karargahı'nda, kozmik plan ve bilgileri barındıran 2 dizüstü bilgisayarın dört ay önce çalındığı ortaya çıktı. Bilgisayarda dinleme ve izleme ile kriptolu konuşmaları deşifre eden programların, ayrıca 1. Ordu Komutanlığı'na bağlı karargah ve kıta birliklerine ilişkin çok önemli tatbikat, kritik bölge haritaları, plan semineri ve olay kodlarının yer aldığı belirtildi. Dün verdiğimiz bir haberde Balyoz davasına bakan mahkemenin Genelkurmay'dan 1. Ordu'da yapılan darbe seminerine ait Balyoz Eylem Planı'nın sonuç raporunu bir kez daha istediği ancak Genelkurmay'ın 'devlet sırrı' gerekçesiyle bu talebi reddettiği bildiriliyordu. Genelkurmay'ın bu reddi aslında şaşırtıcı değil. Çünkü özellikle Ergenekon soruşturmasıyla başlayan süreçte Genelkurmay'ın mahkeme ve savcılara daima direndiği, onları garnizona sokmadığı, hatta arama yapmaya gelen savcılardan delil gizlediği ya da kaçırdığı, bilgisayarların iz bırakmamak için defalarca silindiği, kağıt evrakların büyük kırpma makinalarında tüm hafta sonu personele mesai yaptırılmak suretiyle kırpılarak yok edildiği iddiaları somut bulgularla ortaya çıkmıştı. Yargının eline geçen çok gizli belgeler de ya Ergenekon sanıklarında yakalandı ya da TSK içindeki meçhul subaylarca savcılara gönderildi. Ve bu haberde verildiği gibi hırsızların eline de geçmeye başladı. Mahkemelerin taleplerine 'devlet sırrı' diye direnen Genelkurmay'ın yasal mercilere kapalı, yasal olmayan herkese açık olması, herkesin yol geçen hanı gibi gizli belge bilgilere ulaşabilmesi skandal olarak nitelendiriliyor.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Balyoz Planı davası ile ilgili 102 sanık hakkında tutuklama kararı verirken, 1. Ordu Komutanlığı'na ilişkin bir skandal daha ortaya çıktı. Balyoz Harekat Planı'nın medyada yayımlanmaya başlamasının hemen ardından 1. Ordu Komutanlığı Karargahı'ndaki iki dizüstü bilgisayarın çalındığı ve hala bulunamadığı belirtildi. Dört ay önce yaşanan olayla ilgili tutanak hazırlandığı, bazı personelin de bilgisine başvurulduğu bildirildi. Olayla ilgili soruşturmanın derinleştirilmemesi üzerine bazı subayların gelişmelerden Genelkurmay Karargahı'nı bilgilendirdiği öğrenildi. Orgeneral Hasan Iğsız komutasındaki 1. Ordu Komutanlığı'ndan iki adet HP COMPAQ Armada 500 dizüstü bilgisayar 1 Nisan 2010'da çalındı. Bilgisayarların çalındığı 2 Nisan 2010'da tutanak altına alındı. Yine aynı günlerde ilgili personelin ifadesine başvuruldu. Sınırlı sayıda yetkili personel tarafından kullanılan bilgisayarlarda, 1. Ordu Komutanlığı'na bağlı karargah ve kıta birliklerine ilişkin çok önemli tatbikat, kritik bölge haritaları, plan semineri ve olay kodların yer aldığı belirtildi.

İletişim risk altında • Birinci Ordu Karargahı Komuta Kontrol Merkezi verilerinin de yer aldığı bilgisayarlar, karargah dinleme yükleme sistemleri ile telsizler arasındaki irtibatın kurulmasını da sağladığı belirtildi. Kripto, dinleme ve izleme yazılımı içeren program nedeniyle Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, bakanlar, kuvvet komutanları ve diğer kritik noktalarda görev yapan isimlerin konuşmaları risk altında bulunuyor. Bilgisayarların çalındığının ortaya çıkmasından sonra olayla ilgili inceleme başlatıldı, ilgili personelinin ifadesi alındı. Ancak olayla ilgili soruşturmanın derinleştirilmediği belirlendi. Bu gelişme üzerine bazı subayların konunun ciddiyeti nedeniyle Genelkurmay Başkanlığı'nı bilgilendirdiği öğrenildi. (Zaman)

Abdullah Harun, (26 Temmuz 2010, 11:02)

İbret verici işbirliği: Hayır cephesine anlamlı katılım
CHP, MHP, BDP, HSYK, YARSAV’dan oluşan ‘hayır’ cephesine eli kanlı terör örgütleri de katıldı. PKK, DHKPC, DEV YOL, MLKP, TKPML gibi terör örgütleri de halk oylamasında hayır oyu verilmesi çağrısı yaptı.

PKK yöneticilerinin ROJ TV üzerinden yaptığı referandumu boykot çağrısına, diğer terör örgütleri de katıldı. PKK’nın en şahin ismi Mustafa Karasu, günlerdir ROJ TV’den referandum aleyhine açıklamalar yaparken; DHKP/C de yayın organları aracılığıyla boykot çağrısı yaptı. THKP/C DEV-YOL önce “ne evet ne hayır” şeklinde boykot çağrısı yaparken, daha sonra tavrını “hayır” olarak değiştirdi. MLKP ve TKP/ML örgütleri de “hayır” oyu verilmesi için mahalle bazlı çalışma başlattılar. Hayır çağrısı örgütlerin yayın organlarına da yansıdı.

114 şehidin sorumlusu • DHKP-C yayın organlarında hükümet tarafından sunulan tüm demokratikleşme çabalarının aslında güç odaklarının kendi içerisindeki kavgaların sonucu olduğunu savundu. Referandum sürecini oligarşinin kendi iç kavgası olarak gördüğünü ve herhangi bir tarafı desteklemenin sisteme taraf olmak ve benimsemek anlamına geldiğini savunan örgüt, referandumu “Boykot” edeceğini duyurdu. DHKP-C geçmiş yıllardaki eylemlerinde 85 polis ve 29 askeri şehit etmiş, 80 de vatandaş öldürmüştü. Kanlı örgüt 442 vatandaşı da yaralamıştı..

Polis katilleri de hayırcı • THKP/C DEV-YOL’a yakınlığı ile bilinen Halkevleri Derneği, başlangıçta “Ne Evet, Ne Hayır” şeklinde özetlenebilecek tavır sergilerken daha sonra bu kararını değiştirdi. Sloganın “evet”çilerinin lehine olacağından dolayı gelişen süreçte açıkça “Hayır” oyu verileceği belirtildi. MLKP örgütünün ise “Anayasa Paketine Hayır” kampanyası başlatarak basın açıklamaları, panel, mahalle ve semt çalışmaları gibi etkinlikler düzenleyeceklerini üyelerine duyurduğu öğrenildi. MLKP geçmiş yıllarda 3 polisi şehit etmiş, 6 vatandaşımızı öldürmüş, gerçekleştirdiği eylemlerde 3’ü polis olmak üzere 42 kişi yaralamıştı.

Darbe onaylanacak iddiası • TKP-ML Konferans örgütü yayın organlarına Anayasa değişikliğinin hali hazırdaki Anayasa’dan farklı olmayan bir darbe Anayasası olduğunu duyurdu. Örgüt referandumun amacının bu -sözde- darbe Anayasası’nın halka bir kez daha onaylatmak olduğunu, “Hayır” oyu vereceklerini bildirdi. TKP-ML Konferans geçmiş yıllarda 7 asker, 3 polis ve 13 vatandaşı şehit etmiş, 30’dan fazla asker, polis, kamu personeli, köy korucusunu ve 23 vatandaşı yaralamıştı. (Star)

(26 Temmuz 2010, 14:56)

Mehmet Otuzbiroğlu, Nejat BekDarbecilerin emrinde halen silahlı güçler var, tutuklama doğru
Balyoz sanığı 102 subayın, özellikle de bunlardan 27'si general toplam 70 muvazzaf subayın, yani halen görevde olan subayın tutuklanma kararı tartışılıyor. Silahlı Kuvvetlerin terörle mücadelede zafiyete düşeceğini iddia eden bazı kesimlere göre bu karar hukuk dışı ve siyasi. Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek ise çok çarpıcı bir noktaya dikkat çekti ve tutuklama kararının yerinde olduğunu belirtti. Bazı kesimler tarafından, 'tutuklama tedbirdir, ceza yerine geçmeyebilir' şeklinde ifadeler ortaya atıldığını anlatan Petek, muvazzaf askerler hakkındaki tutuklama kararının iyi analiz edilmesi gerektiğini düşünüyor. Petek, 2003'te hayata geçirilmeye çalışılan Balyoz planı için, 'Muvazzaf askerlerin komutalarında bulunan güçler düşünülünce ve bu kişilerin en ağır suç olan darbeye teşebbüs suçundan yargılanması göz önüne alınınca tutuklama kararının aslında nasıl bir tehlikeyi önlediğini daha iyi anlayabiliriz' değerlendirmesini yapıyor.

Balyoz'da 102 sanık hakkında kuvvetli suç şüphesi varlığı gerekçe gösterilerek yakalama kararı çıkartıldı. Bazı kesimler bu kararın hukuk dışı ve siyasi olduğunu iddia etti. Mahkemenin yakalama kararının yasal sürecin bir parçası olduğunu belirten bazı hukukçular, karara siyasi diyenlerin kendi menfaatlerine ters düştüğü için bunu söylediğini ifade etti. Bazı kişilerin işine gelmediği için karara 'siyasi' dediğini vurgulayan emekli Deniz Kurmay Binbaşı Fuat Özçelebi, bu kişilerin kendi menfaatlerine dokunulduğu zaman seslerinin çıktığına dikkat çekti. 'Karar siyasi' diyerek yargıyı etkileme girişiminde bulunulduğunu belirten Özçelebi, bunun gündemde tutulmasının yanlış olduğunu söyledi. "Karar siyasidir diyenler hukukun işleyişinden kaçmaya çalışıyor." diyen Özçelik, hukukun düzgün işlemesi halinde ak ve karanın meydana çıkacağının altını çizdi. Mahkemenin, elinde bulundurduğu ciddi deliller doğrultusunda tutuklama kararını vermiş olabileceğini söyleyen emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, deliller gözeterek alınan kararın hukuki sürecin bir parçası olduğunu dile getirdi. Tanrıverdi, bu kararın siyasi olmaktan ziyade hukukun idareye yol göstermesi olduğunu, kararın hukuki açıdan uygun olduğunu ifade etti.

Tutuklama büyük bir tehlikeyi önlüyor • Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek de, iddianamenin kabulünden sonra davaya bakan mahkemenin yakalama kararı vermesinin hukuki olduğunu belirtti. Mahkemenin dosyadaki delil mahiyetine bakarak sanıkların tutuklanmalarını gerekli gördüğü takdirde tutuklama kararı çıkartabileceğini anlatan Petek, "Mahkeme, delilleri göz önüne alarak tutuklama kararı vermiştir. Bunun uygulanması gerekir. Delillerden kuvvetli suç şüphesi tespiti yapılması siyasi değil hukuki bir durumdur." şeklinde konuştu. Petek, bir hakimin bir anda 10-15 kişiyi tahliye ettiği zaman hukuki denilen kararın, sanıklar hakkında tutuklama emri çıkartılınca siyasi olarak nitelendirilmesinin büyük çelişki olduğunu vurguladı. Bazı kesimler tarafından, 'tutuklama tedbirdir, ceza yerine geçmeyebilir' şeklinde ifadeler ortaya atıldığını anlatan Petek, muvazzaf askerler hakkındaki tutuklama kararının iyi analiz edilmesi gerektiğini düşünüyor. Petek, 2003'te hayata geçirilmeye çalışılan Balyoz planı için ise, "Muvazzaf askerlerin komutalarında bulunan güçler düşünülünce ve bu kişilerin en ağır suç olan darbeye teşebbüs suçundan yargılanması göz önüne alınınca tutuklama kararının aslında nasıl bir tehlikeyi önlediğini daha iyi anlayabiliriz." değerlendirmesi yaptı.

Hukuk, kişilere ve rütbeye göre değişmez • Yakalama kararının hukuka ve kanuna uygun olduğunu dile getiren emekli Hakim Albay Ahmet Cengiz Tangören, hukukun kişilere ve sanıkların rütbesine göre değişmemesi gerektiğini kaydetti. Tangören, mahkemenin iddianameyi kabul edip tutuklama kararını çıkarmasının hukuki sürecin bir parçası olduğunu söyledi. Balyoz soruşturması kapsamında şüphelilerin artık sanık konumuna geçtiğini vurgulayan Tangören, bu karara siyasi denilmesiyle 10. Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerine haksızlık yapıldığını söyledi. Hakim Oktay Kuban'ın tahliyelerini hedef gösteren Tangören, "Bir hakim çıkıyor, bir anda o kadar kişiyi tahliye ediyor, o zaman o karara da siyasi demek lazım. O karar siyasi değil de bu karar mı siyasi oluyor?" diye konuştu. (Zaman)

Darbe girişimine katılmış subayların görevde olması kabul edilemez

Bek orgenerallik bekliyor • 1-4 Ağustos'ta yapılacak Yüksek Askeri Şura'da durumu görüşülecek isimler arasında yer alan Adana 6. Kolordu Komutanı Tümgeneral Nejat Bek, 'orgenerallik' bekliyor. 10. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede "Balyoz Harekat Planı'nın yapıldığı seminere eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan'dan sonra en üst düzey görevli olması ve plan seminerine ilişkin bir çok belgede isim ve imzası bulunması nedeniyle Balyoz Harekat Planı kapsamındaki çalışmalara vakıf olduğu ve plan kapsamanda yapılan çalışmaların koordinasyonunda görev aldığı, bu şekilde Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten Cebren Men Etmeye Teşebbüs suçunu işlediği kanaatine varılmıştır" denildi.

Otuzbiroğlu 'SUGA' grup başkanı • Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu da YAŞ'ta durumu görüşülecek komutanlar listesinde bulunuyor ve 'oramirallik' bekliyor. İddianamede, Otuzbiroğlu'nun, 'Balyoz Güvenlik Harekat Planı'yla irtibatı ve içeriği detaylı olarak açıklanan Suga Harekat Planı kapsamında 'grup başkanı' olarak görevlendirildiği belirtilerek, SUGA Harekat Planı ile ilgili harekatın maksadı şöyle açıklandı: Ege Denizi'nde Yunanistan ile çatışmaya varmayan faaliyetler ve küçük çaplı çatışmalarla krizi tırmandırmak ve kısmi seferberlik ilan edilmesi için gerekli ortamı oluşturmaktır.

BALYOZ İDDİANAMESİNDE ARAMA YAP | Balyoz Planı manşetlerimiz

(25 Temmuz 2010, 11:56)

ERGENEKON DAVASI HAKİM VE SAVCILARINA TARİHİ UYARILAR!..
Bugün görülmeye başlanacak dava süreci Türkiye'miz için çok hayati önemde. Ne Avrupa Birliği müzakereleri, ne BM güvenlik konseyine seçilmiş olmamız ne de benzeri gelişmelerin hiçbirisi bu dava kadar önemli değil.

Çünkü devleti koruma adına hareket ettiğini iddia eden, hem sivilleri hem devlet görevlilerini öldüren, sakat bırakan, öldürme yemini ettiren, silahlı yemin törenlerinde evlilik nikahları kıyan, pkk, hizbullah, dhkp-c, ibda-c ve benzeri terör örgütlerini maşa gibi kullanan, bizzat onlara veya onlar yaptı süsü verilip devlet görevlilerine eylemler düzenleten, müslüman-laik, türk-kürt, alevi-sünni, sağ-sol ve benzeri kışkırtmalarla Türk halkını yıllardır bölen ve halen de bölmeye çalışan, bebelere kurşun sıktıran, insanlara dışkı yedirerek, köylerini yakarak, aşağılayarak, devletten nefret ettiren, bu baskıların da etkisiyle gençleri dağa çıkaran, bir kardeşi dağda bir kardeşi askerde birbiriyle vuruşturan, binlerce anne-babayı yaşadıkları sürece unutamayacakları tarifsiz
evlat acısına boğan, birçok kadını kocasız, çocukları babasız bırakan, bir çok gazilerimizin ömür boyu sakat kalmasına yol açan, Türkiye'mizi içine kapatan bu menfur, melun terör organizasyonunu kısmen de olsa konu alan bir davaya bakacaksınız! Hiçbir terör örgütü bunlar kadar bu ülkeye zarar veremez!

Bu melun terör organizasyonundan korkmayınız, Türk halkından korkunuz. Şemdinli savcısının başına gelenleri, Şemdinli davasına bakan Van mahkemesi üyelerine yapılan baskıları, İstanbul Organize'ye nöbetçi mahkeme kararı aldırarak baskın yapan ve hukuk dışı şekilde yeni ergenekon soruşturma gelişmelerini kopyalamaya çalışan meslek yüzkaralarını unutmayın! Sizler Türk Halkı adına karar vereceksiniz! Sakın kurtlar vadisindeki gibi, bu adamları, millet adına yaptıkları hizmetlerden dolayı suçlayamayız, beraat ettirmeliyiz, diye düşünmeyin. Bu melun terör organizasyonunun polat alemdar ve ekibiyle hiçbir benzerliği yok, üstelik de bu terör organizasyonu bir film değil, bir gerçek. Yukarıda sıraladığımız cürümleri de önünüze sunulan belge ve bilgilerde!..

Bu adamların işledikleri bu suçlar, insanlık suçlarıdır, en temel suçlardır.. Bu suçlar ve ülkeye yaptıkları kötülükler, ne Türk Milleti adına ne de devlet adınadır.. Eğer onlardan korkarsanız, yanlış tarafta yer alırsanız bu aziz millet bunu da görecektir! Onların hesabı bugün olmazsa, sizler eliyle olmazsa, bir gün mutlaka ama mutlaka görülecektir. Unutmayınız ki kimse bu dünyada kalıcı değildir. Önemli olan geride kalanların bizi nasıl hatırlayacağı, rahmetle mi lanetle mi?

Çok şeyler söylenebilir ama siz arif insanlarsınız, Türk Halkı adına demek istediklerimizi anlamışsınızdır. Yüreğinizden korkuyu silin, sonu ne olursa olsun, hukukun gereğini yerine getirin. Gerekçesi vicdan huzurunuzdan temellenen, milletin de onaylayacağı kararlar verin! Böyle olan tüm yiğit hukuk adamlarımıza Türk Halkı adına başarılar ve kolaylıklar dileriz.


Abdullah Harun, (20 Ekim 2008)

Kontrgerilla, Ergenekon Örgütü müdür veya Kontrgerilla mı Yargılanıyor, Tasfiye Ediliyor?
Ergenekon iddianamesinden net olarak anlaşılmıyor ama eğer Ergenekon örgütü kontrgerilla'nın kendisi midir derseniz, Hayır! O değildir, onun kullandığı alt örgütlerden birisidir. Kontrgerilla vardır, halen devam etmektedir ve Ergenekon'la aynı değildir. Kesinlikle böyledir. Bizce buna en büyük delil, Genelkurmay'ın 1990 yılında yaptığı brifingindeki açıklamasıdır:..Özel Harp Dairesi yalnız antikomünist değildir. Din devrimine de karşıdır...Devrim kelimesi kullanılmış. Başörtüsü taleplerinin en fazla dikkat çektiği “toplumsal hayatta İslam'ın gittikçe daha çok yer alması”nın, brifingi verenlerce din devrimi süreci olarak görüldüğü, dolayısıyla Kontrgerilla'nın, eski adı Özel Harp Dairesi (ÖHD), yeni adı ise Özel Kuvvetler Komutanlığı (ÖKK) şeklinde değiştirilen ve başlangıçta ABD finansmanıyla kurulan, başbakan Ecevit'in bile haberdar edilmediği çok gizli bir devlet örgütü olduğu ve doğal olarak da varlığını halen sürdürdüğü, hiç bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde gayet net anlaşılmaktadır. Öyle ayrıcalıkları vardır ki bu örgüt elemanlarının, mevcut kanunlara tabi değildirler, yakalanırlarsa soruşturulmazlar. Genelkurmay Başkanı'nın 'tanırım, iyi çocuktur' dediği ve yargılanmalarına açık müdahalenin yapıldığı Şemdinli olayı subayları buna canlı bir örnektir. Bu sitenin ilgili bir çok sayfasında bunları yıllardır belirtmiştik ama özellikle sitemizin en önemli bölümünü teşkil ettiğine inandığımız Kontrgerilla'nın varlığını gösteren klasik  Deliller  sayfamızı, Özel Harp Dairesi Kontrgerilla mıdır? sorusuna cevap arayan  Ö.H.Dairesi  sayfamızı, Kontrgerilla-Ergenekon-Gladio ve bağlantılı konulardaki güncel haberleri aktaran  Manşetlerimiz  sayfamızı ve tabi  forum  bölümümüzdeki ilgili tartışma başlıklarını okumanızı tavsiye ederiz.

Ergenekon soruşturması ile kuyruğundan yakalanan Kontrgerilla canavarı, kurtulmak için mücadele etmeye başlamıştır. Soruşturmanın yukarılara tırmanmaması için, tıpkı Kurtlar Vadisi'ndeki İskender'in yakalanışıyla adamlarının tüm ülkeyi bombalı ve silahlı saldırılarla cehenneme çevirmeye çalışmaları gibi gözdağı eylemlerine girişmekte ve “daha ileriye gitmeyin” demektedir. Soruşturmanın seyrine göre bu eylemler devam edecek veya şimdilik duracaktır. Son örneklerini teşkil eden Balıkesir Altınova ve benzeri yerlerde sivillere, Aktütün Karakolu'nda askerlere, Diyarbakır'da polislere yönelik peşpeşe düzenlenen saldırılar, 12 Eylül öncesinde başarılan sağ-sol kavgasının günümüzde Türk-Kürt kavgası şeklinde başarılmaya çalışıldığını, kışkırtmaların çok sırıtmasına rağmen bunun yapılmasının ise iç-dış, türk-kürt, sağ-sol, asker-sivil gibi birbirine karşıt unsurların birlikte çalıştıkları statükocu kontrgerillacıların çok zor durumda olduklarını göstermekte. Yıllarca Meclis'teki komisyonlara ifade vermeye tenezzül bile etmeyen General Veli Küçük gibi önemli elemanlarını feda etmeyi göze almaları da kontrgerillacıların köşeye sıkıştığını, şiddetle çırpınmakta olduklarını ve bu telaş yüzünden iyice planlayıp örtemedikleri sırıtan hata dolu operasyonlar yürütmekte olduklarını, en az hasarla kapandan kurtulmaya çalıştıklarını gösteriyor. Benzer durum İtalya'daki Gladio soruşturması sırasında yaşanmış, soruşturmayı engelleme girişimleri dolaylı ve doğrudan devreye sokulmuştur. Belki de yıllar önce, 1980 öncesi başbakanlığı döneminde Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi (ÖHD) iddialarının üzerine somut şekilde giden, kendisine Çiğli Havaalanı'nda suikast girişiminde bulunulan Bülent Ecevit'in, “Özel Harp Dairesi'nin sivil uzantısının açığa çıkarıldıklarında girişebilecekleri tehlikeli tertiplerden duyduğu korku” , bugünkü çılgınca katliam tertiplerini en çarpıcı şekilde anlaşılır kılan, Ergenekon soruşturmasının aslında nerelere kadar tırmanması gerektiğine ışık tutan ilk ve en üst düzey net açıklamadır. Ecevit'in başbakanı olduğu hükümetin koalisyon ortağı Necmettin Erbakan'ın, Uğur Mumcu cinayeti üzerine, bilinen ama kolayca ve normal koşullarda söylenemeyen gerçeği, onbinlerce kişi “Kahrolsun Kontrgerilla!” diye haykırırken dile getirdiği: “Türkiye'de Özel Harp Dairesi var. Bunların CIA'nın emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu biliyoruz. Uğur Mumcu'nun öldürülmesine benzer birçok cinayet profesyonelce işlendi. Bu cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti olduğunu biliyoruz.” sözleri de diğer bir net açıklamadır.

Evet bir örgüt tasfiye ediliyor, adı Ergenekon, ama tıpkı Susurluk'taki gibi kısıtlı tasfiyeden başka bir şey değil bu. Evet bu da bir şeydir, güzeldir şüphesiz. Ama asıl örgüt, asıl beyin veya beyin takımı şu an dışarıda, işinde gücünde insanlar görünümündedir. Muhtemelen çok yakından tanınan kişiler olup ellerini kollarını sallayıp gezinmekte, halka karşı yürütecekleri yeni operasyonları planlamaktadırlar. Boş durmayı sevmezler. Yani kendimizi kandırmayalım, bu iş bitti demeyelim. Yukarıda işaret ettiğimiz ÖHD kaynaklı örgütü ve bunların yurt sathına yaydıkları, gerçek amacı yurt savunması ve yurdumuz işgale uğradığında öğrendikleri, “ortalığı karıştırma, dış düşmana terör uygulama ve böylece halkın direnişini örgütleme, moral verme, dış düşmana karşı direnişi başlatma” gibi görevler üstlenmiş ve bu amaçtan sapmayan, ÖHD'nin sivil uzantısı gizli gerillaları istisna edelim. Ama bu amacını unutup kendi halkını, müslüman insanımızı, kürt insanımızı iç düşman olarak görüp, 12 Eylül darbesini olgunlaştırmak için aynı silahla hem sağcı hem solcu vuran, kahvehane tarayan, bombalama eylemleri yapan, darbe şartlarını olgunlaştıran, Atabeyler Grubu gibi Başbakan'a suikast planları yapan, Şemdinli'de PKK kitapçısını bombalayıp PKK yaptı süsü veren, Güneydoğu'da PKK'ya karşı mücadele ederseniz hapisten firarınızı sağlarız, yakalanırsanız da sizi tanımıyoruz deriz diye MHP'lileri yönlendiren, ister tam ister yarı resmi isterse de gayrı resmi gizli devlet görevlilerinin oluşturduğu gizli gerillaları ne yapalım, onları unutalım mı, bu dosya kapansın mı? Biz istesek de bu dosya kapanmaz. 100 yıldır ittihat terakki komitacılarını konuşuyorsak bir 100 yıl sonraki nesillerimiz hala bu gizli kontrgerilla örgütünü konuşmalı mı? Susurluk'ta sınırlı tasfiye oldu da dosya kapandı mı, hayır. Tam demokrasi tam demokratik kontrol mekanizması kurmak zorundayız. Düşüncesini, yaşam tarzını beğenmediği kendi halkını iç düşman görüp örgütlü terör ve şiddet uygulayanları en şiddetli cezalarla cezalandırıp sindirmedikçe, var olan tüm örgütlenmeleri dağıtmadıkça bu dosya hep açık kalacaktır. İnşallah o meş'um dosyanın kapandığı günleri gelecek nesillere kalmadan bizler de görürüz!..

Abdullah Harun, (27 Temmuz 2008), son güncelleme: (13 Ekim 2008)


Kontrgerilla, Gladio, Özel Harp Dairesi, Nato, askeri darbeler, 12 Eylül öncesi-sonrası, siyasi terör Komando - 4.51kB olayları, sonuncusu Uğur Mumcu'yu hedef alan faili meçhul siyasi cinayetler, Başbakan Ecevit'e, Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a yönelik suikast girişimleri... Tüm bu sözlerle ülkemizin karanlık bir yönü anlatılıyor. Yeraltında birşeyler oluyor, ama ne ?.. 

1990 yılında İtalya'da patlak veren Gladio skandalı ve o sıralarda ülkemizde işlenmekte olan laiklik cinayetleri bu konuyu pek yoğun şekilde gündemimize soktu. Birileri için şok edici bir gelişmeydi. Suçüstü yakalanmışlardı, açıkça itiraf etmeseler de!.. Skandal patladıktan sonra kısa süre içinde tüm Nato üyeleri, ülkelerinde Gladio uzantılarının bulunduğunu kabul ettiler, bir tek Türkiye hariç. Oysa Nato'nun en hassas kanadı bizdik ve en kanlı ve yoğun faili meçhul siyasi terör olayları bizim ülkemizde meydana gelmişti. Buna rağmen pişkinlikle örtbas edildi. Olası bir dış güç işgaline karşı terör uygulamak için eğitilenler mi yaptı terörü yoksa maceracı gençler mi, bir yazarın dediği gibi?.. 

Buradaki bilgiler yeni değil, daha önce yayınlanmış bilgilerin tekrarı. Basılı medyada yayınlanmış bu bilgiler. Ama internet ortamının getirdiği mühim bir avantaj var, o da karşılıklı etkileşim. Bu sitenin bir amacı da bu. Eleştirilerde ve katkılarda bulunabilirsiniz. Eksik ya da hatalı gördüğünüz bilgiler hakkında görüş belirtebilirsiniz. 

Bizi izlemeye devam edin...

Abdullah Harun
13 Ağustos 2001

En iyi görüntü Internet Explorer 1024 x 768 veya tercihen üstü ile izlenir. Mozilla Firefox 2.0 ve üstü ile de büyük ölçüde uyumludur.