FLAŞ!!!
Ankara'da silah yüklü kamyon TSK ya ait çıktı Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde ihbar üzerine durdurulan 06 BJ 9915
plakalı sivil bir kamyonda çok sayıda silah ve patlayıcı madde ele
geçirildi. Patlayıcıların 900 adet el bombası olduğu öğrenildi ancak
diğer mühimmatın ne olduğu henüz belirsiz. Kamyonun Ankara'ya gelene
kadar polis tarafından bir süredir takip edildiği ve daha sonra
durdurularak büyük güvenlik önlemleri altında Ankara Emniyet
Müdürlüğü'ne götürüldüğü öğrenildi. Araç sivil bir araç, ancak içinde
'görevli' kartları olan askerlerin olduğu ve silahların da TSK'ya ait
olduğu iddia ediliyor. Bu iddia henüz doğrulanamadı. Eğer bu iddia
doğruysa çok sayıda bomba gibi tehlikeli silahların koruma önlemi
alınmamış ve eskortsuz bir sivil kamyonla nasıl nakledilebildiği ve
ayrıca ihbarı kimin yaptığı soruları soruluyor. İlerleyen dakikalarda el
bombalarının seri numaralarının silinmiş olduğu iddia edildi. Bu iddia
doğruysa,
silahların TSK tarafından bir yerden başka bir yere naklettirildiği
iddiası geçerliliğini yitiriyor. Ancak ilerleyen saatlerde Muğla İl
Jandarma Komutalığı'ndan yapılan açıklamada silahların TSK'ya ait olduğu
ve sevk evrakıyla naklettirildiği, silahların seri numaralarının da
bulunduğu belirtildi. Savcılık incelemesi gece yarısı biten araç polis
eskortları eşliğinde Gölbaşı'ndaki askeri birliğe teslim edildi.
El bombalarının seri numaraları silindi iddiası • Saat 15.57'de gelen
bir ihbar üzerine Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Ekipleri 06
BJ 9915 plakalı kamyonu saat 16.13 sularında takibe aldı. Şüpheli
kamyon, Ankara'nın Gölbaşı ilçesi yakınlarında durdurdu. Özel bir şahsa
ait olduğu belirlenen kamyonun kasasında çok sayıda el bombası olduğu
görüldü. Kamyonda üç kişi olduğu belirlenirken sürücü, kamyonun
kasasında 900 adet el bombası bulunduğunu ve bu bombaların Silahlı
Kuvvetlere ait olduğunu söyledi. Polis, kamyon üzerinde 2 saat arama
yaptı... Kamyondaki patlayıcıların Silahlı Kuvvetlere ait olduğunun
belirlenmesi üzerine aramadan vazgeçildi ve kamyon Ankara Emniyet
Müdürlüğü'ne götürüldü. Şüpheli kamyonun Muğla'dan Ankara'ya geldiği ve
içinde bulunan el bombalarını Gölbaşı yakınlarındaki Oğulbey mevkiinde
bulunan Özel Kuvvetler Komutanlığı’na Götürdüğü öne sürüldü. Polisin ilk
yaptığı incelemede el bombalarının üzerindeki seri numaralarının silik
olduğunun görüldüğü öne sürüldü. Özel yetkili savcılık olaya el
koyarken, özellikle bu kadar fazla sayıda el bombasının neden özel bir
kamyonla ve eskortsuz taşındığı sorusuna cevap arandığı belirtildi.
Ankara Merkez Komutanlığı yetkililerinin de olayın ardından emniyete
gittiği öğrenildi.
Muğla İl Jandarma Komutanı: Silahları biz gönderdik seri numaraları
var sevk evrakı var • İlerleyen saatlerde Muğla İl Jandarma
Komutalığı'ndan yapılan açıklamada silahların TSK'ya ait olduğu ve sevk
evrakıyla naklettirildiği, silahların seri numaralarının da bulunduğu
belirtildi. Ankara Gölbaşı yakınlarında durdurulan ve içinde silah ile
çeşitli mühimmatların olduğu belirlenen kamyon, savcılık işlemlerinin
tamamlanmasının ardından gece yarısı Ankara Emniyet Müdürlüğü'nden
bırakıldı. Araç polis eskortları eşliğinde Gölbaşı'ndaki askeri birliğe
teslim edildi. Askeri savcılık tarafından telefon ihbarını yapan şahsı
tespit etmek için inceleme başlatıldı.
(10 Mart 2010, 19:30)
FLAŞ!!!
Balyoz soruşturmasında 3 tutuklama Balyoz Darbe Planı ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında
muvazzaf subaylar İstanbul Adliyesi'ne getirildi. Savcılık tarafından
mahkemeye sevkedilen 3 subay daha sonra tutuklandı. Bu subayların daha önceki
sorgulamada mahkemece serbest bırakılan subaylardan olduğu, savcıların
güçlü suç delilleri ve bu delillerin ortadan kaldırılması tehlikesi
gerekçesiyle serbest bırakılmalara itiraz ettikleri, itirazları
değerlendiren mahkeme heyetinin savcıların itirazlarını haklı bularak astsubaylar hakkında yakalama kararı verdiği ve bu karar üzerine de dün
gözaltına alınan astsubayların bugün adliyeye sevkedildiği öğrenildi. Muvazzaf astsubayların tutuklanma talebiyle yeniden mahkemeye sevkedilmesi
bekleniyor. Aynı dakikalarda Başsavcıvekili Çolakkadı'dan da bir açıklama geldi. Balyoz
soruşturmasında eski kuvvet komutanları İbrahim Fırtına, Özden örnek ve
Ergin Saygun'un tutuklanmaları beklenirken, savcılık sorgusu sonrası
mahkemeye sevkedilmeden serbest bırakılmasının, Adalet Bakanlığı
müsteşarının Başsavcıvekili Turan Çolakkadı ve nöbetçi hakim ile
görüşmesinde kararlaştırıldığı şeklindeki iddia üzerine bir açıklama
yapan Çolakkadı, görüşme olduğunu doğruladı ancak iddia edildiği gibi
gözaltılarla ilgili olmadığını, görüşmede nöbetçi hakimin de yer
almadığını açıkladı.
Balyoz Darbe Planı ile ilgili yürütülen soruşturma kapsamında muvazzaf
subaylar İstanbul Adliyesi'ne getirildi. Aynı dakikalarda Başsavcıvekili
Çolakkadı'dan da bir açıklama geldi. Balyoz soruşturmasında eski kuvvet
komutanları İbrahim Fırtına, Özden örnek ve Ergin Saygun'un
tutuklanmaları beklenirken, savcılık sorgusu sonrası mahkemeye
sevkedilmeden serbest bırakılmasının, Adalet Bakanlığı müsteşarının
Başsavcıvekili Turan Çolakkadı ve nöbetçi hakim ile görüşmesinde
kararlaştırıldığı şeklindeki iddia üzerine bir açıklama yapan Çolakkadı,
görüşme olduğunu doğruladı ancak iddia edildiği gibi gözaltılarla ilgili
olmadığını, görüşmede nöbetçi hakimin de yer almadığını açıkladı.
15.20: Çolakkadı: Müsteşarla görüştüm ama iddia doğru değil •
İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı, Balyoz
soruşturmasında tutuklanan Çetin Doğan'ın adliyeye sevk edildiği gün
tutuklamayı yapan hakim ile birlikte Adalet Bakanlığı Müsteşarı Ahmet
Karahan'la görüştükleri yönündeki iddialara cevap verdi. Çolakkadı,
müsteşar ile idari işleri görüştüklerini ve hakimin bulunmadığını
söyledi. Başsavcı Vekili Turan Çolakkadı, basın mensuplarının soruları
üzerine görüşmeyi doğruladı. Çolakkadı, "Biz Başsavcı Vekilleri idari iş
yapıyoruz. Adalet Bakanı ile veya bakanlık müsteşarı ile görüşmemizden
daha doğal ne olabilir? İdari konuları görüşüyoruz. Kesinlikle adli bir
şey görüşmeyiz. Soruşturmayla hiç ilgisi yok. Zaten bizim görüşmemiz 26
Şubat Cuma günü akşam oldu. Dolayısıyla akşama soruşturmayla ilgili
bütün işlemler bitmiş vaziyetteydi. Çoğunluğu zaten Perşembe ve Cuma'ya
kadar bitmişti." dedi. Tutuklamayı yapan hakim Ali Efendi Peksak'ın da
görüşmelere katıldığı yönündeki iddialar hatırlatılan Çolakkadı, "Hayır.
Kesinlikle öyle bir şey yok. Görüşmemde kimse yoktu." diye konuştu.
Çetin Doğan'ın avukatlarının sorgudan önce savcının arandığı iddiası
üzerine Çolakkadı, "Ben başkasını bilemem. İdari işlemlerle ilgili zaman
zaman görüşürüm. Ve benim görüşmemde benden başka kimse yoktu."
karşılığını verdi. Görüşmenin neden otelde yapıldığı ile ilgili soruyu
Çolakkadı, "O doğal. Burası kalabalıktı. Kimse buraya gelmiyor kalabalık
zamanlarda." şeklinde cevapladı. (Cihan)
15.26: Avukatı, Çetin Doğan'ın tahliyesini istedi • ''Balyoz
Planı'' iddiaları soruşturması kapsamında tutuklanan eski 1. Ordu
Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan'ın avukatı İsmail Tepecik,
müvekkilinin tahliyesini istedi. Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne
gelen Tepecik, hazırladıkları 19 sayfalık tahliye talebini içeren
dilekçe ve Doğan'ın sağlık durumu ile ilgili cezaevi doktoru tarafından
hazırlanan tutanağı İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ne verdi.
Dilekçede, ''Müvekkilimizin suçlanması ile ilgili hiçbir kanıt ya da
belgeyi inceleyebilmiş değiliz. El yordamı ile savunma yapmak zorunda
bırakılmış durumdayız. Müvekkilimizin suçlu kabul edilmesi bir
merkezden, bir odaktan emredilmiş gibi davranılmıştır. İddia edildiği
gibi seminerde bir 'darbe planı' kesinlikle müzakere edilmemiştir.
Müvekkilimizin salıverilmesine, bu istemimizin reddedilmesi durumunda,
itirazın değerlendirilmesi için bir kez de mahkeme kuruluna
gönderilmesine karar verilmesini arz ederiz'' denildi. Bu arada,
Doğan'ın 10 günlük tansiyon takibi sonucunda tansiyon değerlerinin
yüksek seyrettiği belirtilen Silivri L Tipi Kapalı Cezaevi'nde
hazırlanan sağlık tutanağında ise ''Günlük sabah ve akşam kontrol
tansiyonları yüksek seyretmesi üzerine hipertansiyon ilaçlarının
yetersiz olduğuna karar verilmiş olup, hipertansiyon ve koroner kalp
hastalığı tanısı olan hastanın tüm risk faktörleri hastaya anlatılarak
Silivri Devlet Hastanesi polikliniğine sevki uygun görülmüştür. Ancak
tutuklu, kendi isteğiyle hastane sevkini kabul etmemiştir'' ifadesi yer
aldı.
Avukatı: Doğan'ın sağlık sorunları var ama tahliye talebinin
gerekçesi bu değil • Adliye çıkışında basın mensuplarının sorularını
cevaplandıran Tepecik, baştan bu yana ''Balyoz Planı'' iddialarının
uydurma ve montajlama olduğunu savunduklarını söyleyerek, bu nedenlere
dayalı olarak tekrar tutuklamaya itiraz ettiklerini kaydetti. Doğan'ın
ciddi sağlık sorunları olduğunu, ancak Doğan'ın baştan itibaren sağlık
sorunları nedeniyle tutuklanmasının kaldırılmasını istemediğini dile
getiren Tepecik, şöyle konuştu: ''Hatta dünkü tarih itibariyle
cezaevindeki sağlık sorunlarının çok ciddi boyutlarda olduğunu cezaevi
doktoru, idari memur ve Çetin Doğan'ın imzasını taşıyan bir tutanakla da
tespit edilmiştir. Bu tutanakta da Doğan'ın hastaneye kaldırılmasını
kabul etmediği yazılmaktadır. Daha önce damarlarından ameliyat olmuştur.
Damarları değiştirilmiştir. Ayrıca, prostat tedavisi görmüştür.
Tansiyonu çok yüksektir, cezaevinde 20'lere kadar çıkmaktadır. Yüksek
tansiyon sıkıntısı vardır. Sayın paşam bunun bir iftira olduğunu biliyor
ve inanıyor. O nedenle de haklı olan tahliyeyi istiyor. Dolayısıyla
sağlık nedenine dayalı bir tahliye istemiyoruz. Bunun kamuoyunda ve
malum çevrelerce suiistimal edileceğini düşünüyoruz. O nedenle çok ağır
sağlık sorunları olmasına rağmen hastaneye gitmedi.'' Bir gazetecinin,
oteldeki görüşme iddiaları ile ilgili sorusu üzerine Tepecik, o konuda
da başvuruda bulunacaklarını ifade ederek, ''Bizim yaşadığımız başka bir
olay da vardır. İfadeden önce, sayın savcı kendisinin bu konuda
arandığını, hatta kendisini arayanın 'Siz bunları tanımazsınız ha' diye
hitapta bulunduğunu müvekkilim ve 3 meslektaşıma da ifade etmiştir.
Buradaki tutuklamaların, biz yasal bir tutuklama olmadığına ve intikama
dayalı bir tutuklama olduğuna inanıyoruz ve biliyoruz. Olaylar da bunu
teyit etmektedir'' dedi. ''HSYK'ya başvuracak mısınız?'' şeklindeki
soruya da Tepecik, ''HSYK'ya başvurumuz olacak. Resen de harekete
geçmeleri gerekir ama biz de başvuruda bulunacağız'' yanıtını verdi. Bir
gazetecinin, ''Kimin aradığına dair bilginiz var mı?'' sorusuna Tepecik,
''Yok, ama etkili ve yetkili herhalde. 'Siz bunları tanımazsınız ha'
diye söylemiş ama sayın savcı kendi tarafsızlığını ifade etmiş ve
bunların doğru olmadığı yönünde beyanda bulunmuş'' dedi. (AA)
15.45: Adliyeye getirilen subaylar daha önce mahkemece serbest bırakılanlardan • Balyoz darbe planı soruşturması kapsamında
gerçekleştirilen ilk operasyon sonucunda gözaltına alınan ve sorguları
yapılan 8 muvazzaf subay tutuksuz yargılanmak üzere serbest
bırakılmıştı. Soruşturmayı yürüten savcılar, güçlü suç delilleri ve bu
delillerin ortadan kaldırılması tehlikesi gerekçesiyle bu karara itiraz
etmişlerdi. Savcıların itirazını değerlendiren mahkeme heyeti savcıların
itirazını haklı bularak bazı astsubaylar hakkında yakalama kararı vermişti.
İstanbul Merkez Komutanlığı ekipleri tarafından dün gözaltına alınan
astsubaylar, İstanbul Adliyesi'ne getirildi. Muvazzaf astsubayların
tutuklanma talebiyle yeniden mahkemeye sevkedilmesi bekleniyor.
17.20: Balyoz soruşturmasında 3 subay tutuklandı • ''Balyoz Planı''
iddiaları soruşturması kapsamında, mahkemece serbest bırakıldıktan sonra
savcının itirazı üzerine yeniden mahkemeye çıkarılan 3 muvazzaf asker
tutuklandı. Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesine getirilen ve soruşturma
kapsamında daha önce mahkemece serbest bırakıldıkları öğrenilen 3
muvazzaf asker, savcının itirazı üzerine İstanbul Nöbetçi 11. Ağır Ceza
Mahkemesine çıkarıldı. Mahkeme tarafından tutuklanan muvazzaf askerler
cezaevine gönderildi.
CHP'nin
'Gizli Tanıkları İkna' operasyonu ayağına mı dolaşıyor? CHP'li milletvekillerinin Erzincan soruşturmasındaki gizli tanıklarla
buluşup baskı ve para karşılığı ifade değiştirmeye çabaladığı iddiaları
bir süredir medyada yer alıyor. CHP'li milletvekilleri de gizli
tanıklarla buluştuklarını kabul etmiş, ancak ikna için olmadığını
savunmuşlardı. Son olarak 'sonsayfa' sitesinde yayınlanan ve gizli
tanık pazarlıklarını fotoğraflarla işleyen haber CHP'lileri çok kızdırdı ve daha önce
kabul ettikleri açıklamalardan çark ederek gizli tanıklar üzerinden
kendilerine komplo kurulmaya çalışıldığını iddia ettiler. Oysa
CHP'lilerin gizli tanıklarla görüşerek ifade değiştirmeye zorladığına
dair haberler bir kaç haftadır medyada yer alıyordu ve sonsayfa'nın
haberi bu haberlerin sonuncusu idi. CHP'lilerin soruşturmaya fiili
müdahalesi gizli tanıklarla da sınırlı değil. Ergenekon soruşturması
kapsamında tutuklanan Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'in elindeki
dinleme kayıtlarının CHP'ye sızdırıldığının ortaya çıkması, partiyi zor
durumda bırakmıştı. Suçlamaların hedefinde, CHP İzmir Milletvekili Ahmet
Ersin var. Partinin birçok faaliyetinde kilit rol üstlenen Ersin,
Erzincan Raporu'nu da hazırlayan isim. Ersin, Başsavcı Cihaner'in tespit
ettiği dinleme kayıtlarını da rapora ekleyerek Genel Başkan Deniz
Baykal'a sunmuştu. Gizli soruşturmadaki delillerin bu şekilde parti
raporuna eklenmesinin suç olduğunun hatırlatılması üzerine de şu
karşılığı vermişti: 'Ne olacak canım, elden ele dolaşıyor böyle şeyler.'
CHP'lilerin halen sürmekte olan bir soruşturmaya fiilen müdahale etmesi
üzerine kamuoyundan ve hukukçulardan gelen tepkiler giderek çoğalmakta
ve suç işledikleri için CHP'lilerin de savcılıkça soruşturma konusu
yapılması istenmekteydi. Ve dün Erzincan-Ergenekon soruşturmasında çok
önemli bir gelişme yaşandı. CHP'li milletvekilleriyle gizli tanıkların
buluşturulduğu yerlerden biri olarak sık sık adı geçen Paradise
Pastanesi'ne polis operasyonu yapıldı ve üç gözaltı yaşandı. Polis
pastanede bulunan çok sayıda evrak ve bilgisayar kayıtlarına el koydu.
Soruşturmada adının daha sık geçmesinin, Ergenekon'a sempatizanlığın da ötesine
geçerek soruşturmaya fiilen müdahalede bulunmaya kalkmasına kamuoyunda giderek artan
tepkilerin, gizli tanık ikna girişimlerinin bu kadar göz önünde
olmasından duyulan rahatsızlığın ve belki de dünkü polis operasyonunun,
CHP'li çevreleri endişelendirdiği, günler sonra ve ortaya çıkan çok
sayıda delile rağmen şimdi iddiaları yalanlama
basitliğine kaçmaya sevkettiği anlaşılıyor.
Milletvekillerinin gizli tanıklarla görüşmesi, ardından Radikal muhabiri
ile röportajın organize edilmesi ve bu kirli ilişkilerin 'sonsayfa'
tarafından Türkiye gündemine taşınması CHP'lileri çılgına döndürdü. Bu
gelişme sonrasında CHP'den yapılacak açıklamayı bekleyen sonsayfa.com
CHP'li yöneticilerin açıklamalarının ardından bu ipsiz, sapsız,
mesnetsiz ve gerçeklikten uzak suçlamalara cevap verme kararı aldı. Önce
CHP'lilerin komplo kurulduğuna dair yaptığı açıklamayı yayınlıyoruz.
Daha sonra bu açıklamaların ne kadar dengesiz, aynı zamanda bilgi
eksikliğinden kaynaklandığını ve suçüstü yakalanan vekillerin
kendilerini kurtarmak için nasıl kamuoyunu yönlendirdiğini
açıklayacağız. İşte CHP’li çok önemli bir ismin ağzından o açıklama:
CHP'nin açıklaması • “Sonsayfa muhabirleri tarafından, Gizli
tanıkları ayarlanmış ve Radikal muhabiri ile buluşturulmuştur, o sırada
görüntüleri de alınmıştır. Gizli tanıklar CHP ye kurulmak istenen
komplonun bir parçası haline getirilmek istenmektedir. Erzincan Eriza
Otel'de Sayın Ahmet Ersin'in yanına iş istemek için gelen ve daha sonra
sonra Ankara'ya gelerek sözde baskı altında ifade vermiş de bunu
düzeltmek istiyormuş gibi davranarak CHP'li milletvekillerini
heveslendirip soruşturmaya bulaştırmak isteyen gizli tanık Munzur ve
çevresindekiler bu kumpasın parçasıdır. CHP camiası olarak bugüne kadar
adı geçen gizli tanıklara hiç itimat etmedik ve onlarla Erzincan
soruşturması çerçevesinde hiç görüşmedik. Sonsayfa.com’un yaptığı ve
yazdığı haber de tamamen bir komplodur ve habercilik anlayışı ile
bağdaşmayacak davranışlardır. Gizli tanıkların yanındaki Davut Konıg
denilen mafyacı adam, Radikal muhabirine "CHP’lilerle dava çerçevesinde
görüştük" diye yalan söylemişlerdir. Bizden hiç kimse gizli tanıkları
yönlendirecek şekilde görüşmemiştir, telefonda varsa bir söyleyeceğiniz
niye bizi rahatsız ediyorsunuz, gidin resmen ifade verin denmiştir.
Yarın birgün Sonsayfa sitesinde CHP'li etkin bir isimle gizli tanık
Munzur'un parti binalarımızdan birinde görüşmesini gösterir bir
fotomontaj yayınlanırsa, buna da kimse şaşırmamalıdır. Komplo kurulmak
istenen CHP her dönem hukuka saygılı hareket etmiştir ve etmeye devam
edecektir."
Birinci iddia: Sonsayfa muhabirleri tarafından gizli tanıklar
ayarlanmış ve Radikal Gazetesi muhabiri ile buluşturulmuştur. - Her
şeyden önce sonsayfa.com'un dışarıda çalışan bir tek muhabiri yoktur.
Dolayısıyla diğer bütün internet sitelerinde olduğu gibi sonsayfa.com
ajanslardan haberleri almaktadır. Özel haberlerle ilgili konularda ise
muhabirimiz olmayan fakat sonsayfa.com'u seçen kişiler tarafından son
derece önemli haberler için sitemiz bilgilendirilmekte ve tercih
edilmektedir. Bu bütün internet siteleri için geçerlidir. Böylelikle
CHP'lilerin açıklamalarının ve suçlamalarının tamamı aslında daha ilk
cümlede çürümektedir.
İkinci iddia: Gizli tanıklar CHP'ye kurulan komplonun parçası haline
getirilmek istenmektedir. - Sonsayfa.com gizli tanıkların
fotoğraflarını ilk kez haberin yayınlandığı gün görmüştür. Daha önce
gizli tanık munzur'un kim olduğu konusunda herhangi bir bilgisi yoktur.
Ama CHP milletvekili Ahmet Ersin Erzincan'a giderek bir pastane de (dün
yapılan baskın sırasında bu pastanede gözaltılar da yaşanmıştır) gizli
tanık Munzur'la görüşmüş ve olayın basına sızmasının ardından aile ve
boşanma konularının görüşme sırasında ele alındığını söylemek zorunda
kalmıştır. Erzincan'daki çok önemli bir soruşturma için bu il'e giden
milletvekilinin yine bu soruşturma da gizli tanık olarak ifade veren
Munzur'la yaptığı ailevi sohbeti okurların ve Türkiye'nin
değerlendirmesine bırakıyoruz. Yine bir başka milletvekili Erol
Tınaztepe'nin "Gizli tanıklar Ankara'ya gezmeye gelmiş onlara gidip
ifade vermelerini söyledim" şeklindeki komik açıklamasını da yine
kamuoyunun takdirlerine sunuyoruz.
Üçüncü iddia: CHP camiası olarak bugüne kadar adı geçen gizli
tanıklara hiç itimat etmedik ve onlarla Erzincan soruşturması
çerçevesinde hiç görüşmedik. Sonsayfa.com’un yaptığı ve yazdığı haber de
tamamen bir komplodur ve habercilik anlayışı ile bağdaşmayacak
davranışlardır. - Türkiye'nin gündemini alt üst eden bir soruşma
yapılıyor ve bu soruşturma için CHP Genel Başkanı Deniz Baykal avukatlık
görevini üstlenerek soruşturma tamamlanmadan bahse konu kişileri
savunmaya başlıyor, ardından genel başkana şirin görünmek isteyen
vekiller soluğu Erzincan'da alıyor. Durum böyle iken, gizli tanıklarla
pastanede gizlice bir araya geliniyor ve CHP'li vekil soruşturmayla
direkt bağlantısı olan ve çok önemli itiraflarda bulunan Munzur'la
soruşturma kapsamında bir tek konuşma dahi yapmıyor. CHP'lilerin bu
iddiasına parti tabanlarından inanacak bir kişi dahi bulamayacakları gün
gibi ortada iken, kafa karıştırmaya yönelik bu tür açıklamalarla olay,
örtbas edilmeye çalışılmaktadır.
Dördüncü iddia: Gizli tanıkların yanındaki Davut Konig denilen
mafyacı adam, Radikal muhabirine "CHP’lilerle dava çerçevesinde
görüştük" diye yalan söylemişlerdir. Bizden hiç kimse gizli tanıkları
yönlendirecek şekilde görüşmemiştir, telefonda varsa bir söyleyeceğiniz
niye bizi rahatsız ediyorsunuz, gidin resmen ifade verin denmiştir.
- Ateş olmayan yerden duman çıkmaz diye bir söz vardır. CHP bu konuda
sabıkalıdır. İki CHP milletvekili her ne kadar biri, ailevi nedenlerden
ötürü, diğeri de Ankara'ya gezmeye geldiler ben de görüştüm demiş olsa
bile gizli tanık Munzur'la biraraya geldiklerini kendileri itiraf
etmişlerdir. Şimdi ellerinde hiç bir delil yok iken ve bir tek
muhabirimiz dışarıda çalışmıyor iken, SONSAYFA.COM MUHABİRLERİ bize
komplo kurdu suçlaması CHP'li idarecilerin acizliğini ortaya
koymaktadır.
Beşinci iddia: Yarın birgün Sonsayfa sitesinde CHP'li etkin bir
isimle gizli tanık Munzur'un parti binalarımızdan birinde görüşmesini
gösterir bir fotomontaj yayınlanırsa, buna da kimse şaşırmamalıdır.
Komplo kurulmak istenen CHP her dönem hukuka saygılı hareket etmiştir ve
etmeye devam edecektir. - CHP'lileri anlaşılan büyük bir telaş
sarmış. Şimdi gizli tanık Munzur'la parti binalarından birinde yapılan
görüşmenin ortaya çıkmasından korkuyorlar. Bu görüşme fotoğraflı olarak
basına yansırsa şimdiden fotomontaj açıklaması ise kendilerince önlem
alıyorlar. Ve bu önlemi de sonsayfa.com'u suçlayarak yapıyorlar. Bizi
fotomontajlı resimler yayınlamakla itham ediyorlar. Fotoğraflar
ortadadır. Uzmanlar bu fotoğrafları günlerce tetkik edebilir. Fotomontaj
olmadığına onlar da kanaat getireceklerdir.
Tanıklarla buluşmanın ortaya çıkması planları altüst etti • VE
SON OLARAK; Sonsayfa.com CHP'lilerin bu telaşını anlamaktadır. Ortada
çok büyük bir soruşturma halen yürümektedir ve iki milletvekilinin gizli
tanıklarla buluşması ve bu tanıkların bazı gazetecilerle görüşmesi,
ardından bu görüşmelerin ortaya çıkması bütün planları alt üst etmiştir.
CHP'liler önce kamuoyuna gizli tanıklarla ilgili buluşmalarında
yaptıkları görüşmelerin içeriğini tam olarak açıklamalıdırlar. Ailevi
konular ve gezmek için gelmişler görüştük safsatasına, bu ülkenin
insanını aptal yerine koyarak inanmaları beklenmemelidir. Bu açıklamalar
beş yaşında bir çocuğu dahi inandırmada kullanılan aciz bir yöntemdir.
Kaldı ki görüşmeler soruşturmanın çok ciddi boyutlara ulaşıp
tutuklamaların başlamasından hemen sonra gerçekleşmiştir. Sonsayfa.com
ne CHP'lilere ne de bir başka partiye, kişiye ve kuruma komplo kurmaz.
Bu basının işi değildir. Basın elindeki gücü komplo kurmak için değil
vatandaşlara gerçeği anlatmak, göstermek ve hizmet için kullanır. Ama bu
konuda ehil olanlar (bunlar her kim iseler) herkesi kendileri gibi
görerek, suçlayıcı açıklamalar ve belgesiz mesnetsiz değerlendirmelerle
kamuoyunu yanıltmaya çalışmaktadırlar. Sonsayfa.com CHP'li yöneticilerin
deliye döndükleri haberin yayınlanmasının ardından yaptıkları bu
açıklamaları ortaya çıkan skandalı ört bas etmek için yapıldığını
bilmektedir. Türkiye'nin en büyük partilerinden biri olan CHP'nin
böylesine kirli ve karanlık işlerin içine girmesini anlamak mümkün
değildir. Soruşturmanın seyrini değiştirecek gizli tanıklarla yapılan
görüşmeler bu karanlık işlerin açık seçik bir örneği olarak karşımızda
durmaktadır. Bu vesileyle sonsayfa.com elinde delil ve belge olmazsızın
haber yapmamaktadır. Sitemizin muhabirinin komplo kurduğunu söyleyerek
ortaya çıkan CHP'lileri, bu iddialarını ispat etmeye davet ediyoruz.
İspatlayamadıkları takdirde komplo iddiaları için kamuoyundan özür
dilemelerini bekliyoruz.
Tanıkları etkilemeye çalışmak suçtur • Ve CHP'li vekillere çok önemli bir hatırlatma yapma gereği
duyuyoruz. Anayasanın 288. maddesi şöyle diyor: "Bir olayla ilgili
olarak başlatılan soruşturma veya kovuşturma kesin hükümle
sonuçlanıncaya kadar savcı, hâkim, mahkeme, bilirkişi veya tanıkları
etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunan kişi, altı
aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve
yayın yolu ile işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında
artırılır." Kısaca CHP'li vekiller suç işlemiştir. Bu görüşmeleri kendi
ağızlarından itiraf etmişlerdir. Bu konuda savcıların harekete geçmemesi
de ayrı bir konudur. (Sonsayfa)
Erzincan: Albayın Küçük ve Eruygur’la 7 gizemli görüşmesi Erzincan’daki Ergenekon davasının ek klasörlerinde tutuklu Albay
Recep Gençoğlu’nun Şener Eruygur ve Veli Küçük’le 2006 yılında yaptığı
yedi görüşmenin kaydı da yer aldı. Albay Gençoğlu, savcılıktaki
sorgusunda Ergenekon sanıklarının hiçbiriyle görüşmediğini söylemişti.
Albay Gençoğlu’nun, adı Malatya’daki Zirve Yayınevi katliamı
soruşturmasında geçen albay Mehmet Ülger’le 2004 yılında iki görüşme
yaptığı da tespit edildi. Gençoğlu’nun diğer bir Ergenekon bağlantısı
da, telefon numarasının Eski özel harekatçı İbrahim Şahin’in kurduğu S1
suikast timlerinde yer aldığı belirtilen Teğmen Taylan Özgür Kırmızı’nın
telefon rehberinde yer aldığının tespit edilmesiyle ortaya çıktı.
Erzincan’daki Ergenekon yapılanmasıyla ilgili Erzurum 2. Ağır Ceza
Mahkemesi tarafından hazırlanan iddianamenin eklerinde Eskişehir İl
Jandarma Alay Komutanı Albay Recep Gençoğlu’nun çarpıcı bağlantılarına
yer veriliyor. Dursun Çiçek tarafından imzalanan İrtica ile Mücadele
Planı’nı Erzincan’da hayata geçirmek için Ergenekon’a bağlı faaliyet
göstermek suçlamalarına yer verilen iddianamenin eklerinde Albay
Gençoğlu’nun Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından emekli Orgeneral
Şener Eruygur, Veli Küçük, Teğmen Taylan Özgür Kırmızı, Albay Hasan
Atilla Uğur ve Hayrettin Ertekin ile yaptığı telefon görüşmelerine ait
dokümünlar yer aldı. Albay Gençoğlu, savcılıktaki sorgusunda Ergenekon
sanıklarının hiçbiriyle görüşmediğini söylemişti.
Çarpıcı bağlantılar • Erzincan’daki Ergenekon yapılanmasıyla
ilgili soruşturmayı yürüten Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı, 06.01.2010
tarihinde bazı şüphelilerin telefon numaralarını Ergenekon sanıklarıyla
irtibatı olup olmadığının tespiti için incelemeye aldı. Yapılan inceleme
sonucunda Erzincan Jandarma Alay Komutanı olarak görev yaparken 30
Ağustos 2009’da Eskişehir’e atanan Albay Gençoğlu’nun ilk olarak, adı
Malatya’daki Zirve Yayınevi katliamı soruşturmasında geçen Mehmet
Ülger’le 2004 yılında yaptığı iki görüşme tespit edildi. Gençoğlu’nun
numarasının ayrıca Eski özel harekatçı İbrahin Şahin’in kurduğu S1
suikast timlerinde yer aldığı belirtilen Teğmen Taylan Özgür Kırmızı’nın
telefon rehberinde yer aldığı tespit edildi.
Eruygur’la bir görüşme • Albay Gençoğlu’nun Birinci Ergenekon
davasında 1 nolu sanık olarak yer alan emekli Orgeneral Şener Eruygur’la
da 04.05.2006 tarihinde görüşme yaptığı tespit edildi. 2003 ve 2006
tarihleri arasında Veli Küçük’le de altı görüşme kaydı bulunan Recep
Gençoğlu, Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Hayrettin Ertekin’le
2006 ve 2007 tarihleri arasında 23 görüşme yapmış, Ertekin ünlülerin
kuyumcusu olarak biliniyordu. Gençoğlu, Ergenekon’un sanıklarından
emekli Albay Hasan Atilla Uğur’la ise 2006 ve 2008 tarihleri arasında 40
görüşme yapmış. (Taraf)
Erzincan'da darbe toplantısına katılan 16 komutana mahkeme
yolu Erzincan'daki Ergenekon iddianamesinin ek klasörlerinde yer alan
deliller, Zaman'ın gündeme getirdiği 'darbe toplantısı'nı teyit etti.
2009'da 3. Ordu'daki seminere katılan 16 komutan tek tek sıralanırken,
Osman Şanal ve diğer savcıların bu isimlerin ifadesini almak istediği de
ortaya çıktı. Ancak süreci HSYK kararı durdurdu. Hukukçulara göre
Erzincan soruşturması sürmeli ve mahkeme aşamasında, adı geçen
komutanlar ifadeye çağrılmalı. Erzincan'da dün bir pastaneye yapılan
operasyon ve üç gözaltı, soruşturmanın halen sürdüğünü göstermekte.
Orgeneral Saldıray Berk'in 1 numaralı sanık olarak yer aldığı
Erzincan'daki Ergenekon soruşturması genişliyor. 3. Ordu nezdinde
2009'da yapılan 'darbe toplantısı'yla ilgili ayrıntılar da netleşiyor.
Avukatlara dağıtılan iddianamenin ek klasörlerinde, toplantıya katılan
16 komutan tek tek sıralanıyor. Belgelere göre, 2011 seçimlerinden sonra
müdahale hazırlıklarının tartışıldığı seminere Tunceli ve Erzurum
jandarma bölge komutanları, Tunceli, Elazığ, Bingöl, Muş, Ardahan, Ağrı,
Kars, Erzurum, Erzincan il jandarma komutanları ile Genelkurmay'dan bazı
rütbeliler katıldı. Savcılar, adı geçen komutanların ifadesinin
alınmasını da kararlaştırdı. Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı
Osman Şanal'ın hazırladığı ilk iddianamede yer alan ve ek klasörlere de
giren belgelerde bu komutanlar için şüpheli/tanık sıfatı kullanıldı.
Ancak savcıların özel yetkilerini kaldıran HSYK kararı, ifade sürecini
durdurdu. Saldıray Berk gibi diğer komutanların da ifadesinin alınması
işlemi gerçekleştirilemedi. Zaman, konuyu 8 Mart'ta 'Darbe toplantısında
16 komutan, 2 başsavcı' manşetiyle gündeme
getirmişti. Delil klasörleri
bu bilgileri doğrularken, mahkeme sürecinde ilgili komutanların ifadeye
çağrılması bekleniyor. Soruşturmanın devam ettiğinin anlaşıldığına
dikkat çeken emekli Başsavcı Reşat Petek, "Yeni çıkacak delillere göre
komutanlar sanık veya tanık sıfatıyla ifadeye çağrılabilir." diyor.
Emekli Savcı Gültekin Avcı'ya göre de, darbe toplantısına dair tanık
ifadeleri, soruşturmanın devam etmesi gerektiğini gösteriyor.
16 İlin Jandarma Komutanları Meclis'i devirmek için toplandı •
Toplantının yapıldığı dönemde Erzincan'da il jandarma komutanı olan
Albay Recep Gençoğlu, ek klasörlerde yer alan ifadelerinde seminer adı
altında yapılan bölge toplantısına Genelkurmay ve Kara Kuvvetleri
Komutanlığı'ndan da temsilcilerin katıldığını belirtiyor. Buna göre 3.
Ordu Komutanlığı bünyesinde 2009 yılının başında yapılan darbe
toplantısına Tunceli Jandarma Bölge Komutanı, Tunceli İl Jandarma
Komutanı, Elazığ, Bingöl, Muş, Ardahan, Ağrı, Kars, Ağrı, Erzurum,
Erzincan il jandarma komutanları, Erzurum jandarma bölge komutanı
katıldı. Ek klasörlerdeki tanık beyanlarının yanı sıra Erzurum
Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal'ın hazırladığı ve İstanbul Cumhuriyet
Savcılığı'na gönderdiği ilk dosyada da aynı bilgi teyit ediliyor. Bu
bilgiler Erzurum Başsavcı Vekili Taner Aksakal'ın hazırladığı
iddianameye de delil olarak girdi. Hatta 11. ek klasörde yer alan "Dosya
hakkında yapılması gereken işlemler"in sıralandığı listenin 10.
maddesinde "2009'da 3. Ordu Komutanı Saldıray Berk tarafından düzenlenen
darbe toplantısına katılan komutanların şüpheli/tanık olarak
ifadelerinin alınması" gerektiği vurgulanıyor. Zaman, iddianamede yer
alan bilgilerden yola çıkarak 2009 başında Erzincan'da 'bölge
toplantısı' adı altında yapılan seminerlerin darbe hazırlığına döndüğünü
yazmıştı. 3. Ordu Komutanlığı nezdinde gerçekleştirilen seminere
aralarında 2. Ordu'dan da isimlerin bulunduğu 16 ilin komutanı katıldı.
İki ilin başsavcısı ve aralarında Dursun Çiçek'in de yer aldığı
Genelkurmay Harekat Dairesi'nden komutanların hazır bulunduğu toplantıya
ilişkin bilgiler iddianamenin ek klasörlerinde yer alıyor. İddianamede
söz konusu toplantılar için "Ocak-Şubat aylarında Saldıray Berk'in
düzenlediği ve seminer adı altında yapılan, gerçekte darbe plan ve
çalışmalarının yapılıp darbe yapılmasına ilişkin çeşitli kararların
alındığı toplantı düzenlenmiştir." ifadeleri kullanılıyor.
Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek: Komutanlar ifadeye
çağrılabilir • Savcının komutanların ifadelerinin alınmasını
istemesi soruşturmanın devam ettiğini gösterir. Bu durumda bu kişiler
hakkında tefrik kararı verilip tıpkı Ergenekon davasında olduğu gibi
sıralı iddianameler düzenlenebilir. Yeni çıkacak delillere göre
komutanlar sanık veya tanık sıfatıyla ifade vermeye çağrılabilir.
Emekli Cumhuriyet Savcısı Gültekin Avcı: Soruşturmanın devam etmesi
gerekir • Osman Şanal'ın hazırladığı iddianamede ismi geçen
komutanlar hakkında soruşturma devam etmeli. Çünkü bu isimlerin darbe
toplantılarına katıldığına dair tanıklar ve ifadeler var. Yeni
hazırlanan iddianamede bu isimler sanık olarak geçmediği için
haklarındaki soruşturmanın devam etmesi gerekiyor. Ek iddianame
hazırlanıp bu kişiler hakkındaki suçlamalar ilk iddianameyle
birleştirilmeli. (Zaman)
CHP'lilerin
gizli tanıklarla görüşmesi açık bir suç Gizli tanıklarla buluşan CHP'li vekillerin Türk Ceza Kanunu'na göre
suç işlediği ortaya çıktı. Eski Savcı Gültekin Avcı, vekillerin özel
yargılamayı etkilemeye teşebbüs ve delilleri karartma suçundan
soruşturulması gerektiğini, milletvekilleri ve bir muhabirin gizli
tanıklarla irtibata geçmesinin kabul edilemeyeceğini belirtti. TCK 288.
maddeye göre bu suçun cezası 3 yıl hapis.
CHP, Silivri ve Erzurum'daki davada yargıya açıkça müdahale ediyor.
Genel Başkan Deniz Baykal, davanın avukatı olduğunu söylerken CHP'li
vekiller, Ergenekon örgütüne verdikleri desteği duruşmada sanıkların
yanlarına oturarak göstermekten bile çekinmiyor. Ahmet Ersin ve Erol
Tınastepe ise Erzincan'daki dava için devreye girmiş durumda. İki
vekilin bir gazeteyi kullanarak gizli tanıklarla görüştüğü ortaya çıktı.
Hukukçulara göre bu, açıkça yargıya müdahale. Eski Savcı Gültekin Avcı,
CHP'li vekillerin Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 288. maddesine göre suç
işlediğini söyledi. Avcı, Ergenekon soruşturmasının CHP'ye yönelmesini
istedi. CHP'li vekillerin gizli tanıklarla görüşmesinin hem özel
yargılamayı etkilemeye teşebbüs hem de delilleri karartma suçu olduğunu
kaydeden eski savcı, bu girişimin otomatik olarak soruşturmayı
gerektirdiğini belirtti. Gizli tanıkların 'hassas bilgiler veren hukuki
kaynaklar' olduğuna işaret eden Avcı, bu isimlerle milletvekilleri ve
bir muhabirin irtibata geçmesinin, kabul edilemeyeceğini anlattı.
CHP'nin gizli tanıklarla bu şekilde temas kurmasını utanç verici olarak
değerlendiren Avcı, şöyle konuştu: "Siyasal bir partinin, hassas bir
davaya bu şekilde ve bu derece müdahil olması, hukuk devletinde kabul
edilebilir bir şey değil. Çok vahim bir durum." Türk Ceza Kanunu'nun
288. maddesi şöyle: "Bir olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma veya
kovuşturma kesin hükümle sonuçlanıncaya kadar savcı, hâkim, mahkeme,
bilirkişi veya tanıkları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı
beyanda bulunan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile
cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde
verilecek ceza yarı oranında artırılır." (Zaman)
Ergin
Saygun, Dursun Çiçek'le birlikte Erzincan'a gelmiş 'Balyoz' soruşturması kapsamında savcılıkça ifadesi alınan emekli
Orgeneral Ergin Saygun'un, İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nın altında
imzası bulunan Albay Dursun Çiçek'le birlikte 2009 yılı Nisan ayında
Erzincan'a geldiği ortaya çıktı.
Özel Yetkili Savcı Osman Şanal tarafından gizli tanık Munzur'a
gösterilen 1 No'lu fotoğraf, Saygun'un Erzincan'a geldiğini ispatlıyor.
Erzincan'da rütbeli subayları havayolu güzergâhında karşıladığını
anlatan Munzur, ifadesinde, "Bana göstermiş olduğunuz fotoğraftaki kişi
benim havalimanı yolunda Pizvan kavşağında özel aracımızla
karşıladığımız üst rütbeli komutanlardan birisidir. Bu kişi benim
aracımla birlikte gelen diğer sivil araca binerek Erzincan merkezdeki
kafeme geldi. Şu anda bu kişinin isminin Ergin Saygun olduğunu gördüm,
kesinlikle teşhis ettim. Hiçbir tereddüdüm yoktur. Kafemde de kendisiyle
sohbet edip çay içtik." diyor. Munzur ayrıca, Erzincan havayolu
güzergâhında karşıladığı komutanlar arasında fotoğraftan teşhis ettiği
Albay Dursun Çiçek'in bulunduğunu, hatta aynı araca bindiğini söylüyor.
Klasörlerde örgütün sivil kanat sorumlusu olduğu belirtilen ve
Erzincan'da av bayiliği yapan Yaşar Baş'ın 2009 yılında darbe
toplantılarına katıldığı iddiası da yer alıyor. Özel Yetkili Savcı Osman
Şanal tarafından 21 Aralık günü soruşturmayı yürüten gizli tanık Efe'ye
gösterilen 4 No'lu fotoğraf da Dursun Çiçek'in Erzincan'a geldiğini
gösteriyor. Fotoğraf sorgusunda Efe, "Şu anda huzurda göstermiş
olduğunuz fotoğraftaki kişiyi Erzincan Orduevi'nde gitmiş olduğum
kahvaltıda görmüştüm. Yanında da Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner ve
birkaç tane rütbeli subay vardı. Şu anda da bu kişinin isminin Dursun
Çiçek olduğunu gördüm, kesinlikle teşhis ettim. Hiçbir tereddüdüm yok."
şeklinde ifade verdi.
Emniyet bilişim uzmanlarının bilgisayarlardaki tüm dosyaları tek tek
taramasıyla ortaya çıkan sonuç: Sistem dosyalarının içine şifrelenmiş
başka dosyalar gizlenmiş
EK Klasörlerden cemevinin krokisi çıktı • Klasörlerde yer alan
bazı bilgilerde Alevi dedelerinin isimleri, kimlik bilgilerinin kayıt
altına alındığı görülüyor. Windows sistem dosyası '.dll' uzantılı gibi
gösterilen bir çok dosyanın aslında başka dosyaları saklama amaçlı
kullanıldığı farkedildi. Şifrelenmiş bu dosyalardan biri olan
D3Dcompiler_38dll isimli dosya içerisinde 'ŞEMA.doc isimli dosya tespit
edildi. Şifresinin kırılmasıyla girilen dosya içerisindeki klasörlerde
Hacı Bektaş Yönetim Kurulu'nun isim ve kimlik bilgilerinin listesi,
cemevinin krokisi yer alıyor. İddianamenin ek klasörlerinde yer alan
bilgilere göre Erzincan'da yaşayan esnaf, memur ve öğrenciler Nurcu,
İsmailağa cemaati mensubu, Fethullah Gülen grubu mensubu diye kimlik
bilgilerine kadar fişlenmiş. Klasörlerde ögrencilistesi.doc, İsmailağa
Cemaat üyeleri.doc, Otlukbeli okullarına kayıt olan ogrenciler.doc
dosyalarında tek tek kayıt altına alınmış. (Yenişafak)
FLAŞ!!!
Erzincan'da Ergenekon operasyonu: 3 gözaltı Erzincan iddianamesinde toplantıların yapıldığı yer olarak belirtilen
Paradise Pastanesi'nde terörle mücadele ekipleri arama yapıyor.
İlerleyen saatlerde üç kişi gözaltına alındı. Paradise
Pastanesi'nin sahipleri Erdal Erdoğan ve Abdullah Erdoğan'ın gizli tanık
Munzur'u ifadesini değiştirmesi için CHP Erzincan Milletvekili Ahmet
Ersin ile gizlice görüştürdükleri ileri sürülmüştü. Ayrıca gizli tanık
Munzur'un bir yakını, Munzur'un yanında sivil giyimli asker tıraşlı
kişiler tarafından Paradise Pastanesi'ne itilerek sokulduğunu belirterek
Emniyet'e başvurmuştu. Bu iddiaların gündeme gelmesi üzerine olaya el
atan savcılık kamera kayıtlarını istemiş ancak kayıtlarda buluşma
saatlerine denk gelen kayıtların silindiği belirlenmişti. Savcılık
silinen kayıtların kurtarılması için çalışma başlatmıştı.
Erzincan Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Güvenlik Şube Müdürlüğü'ne
bağlı ekipler saat 14.30 sularında Ordu Caddesi 20 numarada bulunan ve
ismi birçok kez Erzincan'da yürütülmekte olan Ergenekon soruşturması
kapsamında gizli tanıklarla geçen Paradise Pastanesi'ne operasyon
düzenledi. Operasyonun devam ettiği pastane içerisinde pastaneye bağlı
bodrum katta terörle mücadele şube müdürlüğü ekipleri bilgisayar ve
evraklarda inceleme yapıyor. Paradise Pastanesi'nin sahipleri Erdal
Erdoğan ve Abdullah Erdoğan'ın gizli tanık Munzur'u ifadesini
değiştirmesi için CHP Erzincan Milletvekili Ahmet Ersin ile gizlice
görüştürdükleri ileri sürülmüştü. Ayrıca gizli tanık Munzur'un bir
yakını, Munzur'un yanında sivil giyimli asker tıraşlı kişiler tarafından
Paradise Pastanesi'ne itilerek sokulduğunu belirterek Emniyet'e
başvurmuştu.
16.40: Pastane sahibi gözaltında • Erzincan Terörle Mücadele Şube
Müdürlüğü tarafından Paradise Pastanesi'nde başlatılan aramalar sonrası
pastane sahibinin oğlu Abdullah Erdoğan gözaltına alınarak Terörle
Mücadele Şube Müdürlüğü'ne götürüldü. Aramalar sırasında el konulan
evraklar da çuvallar içerisine konulup mühürlenerek teslim alındı.
Ekiplerin Erdoğan'ın evinde de arama yaptığı öğrenildi. (Cihan)
18.45: Gözaltı sayısı 3'e çıktı • Paradise Pastanesi'nin sahibinin diğer oğlu Erdal Erdoğan
ile pastane çalışanı Binali Bircan da gözaltına alındı. Böylece
gözaltında bulunanların sayısı 3'e yükseldi.
Pastanenin Sırrı • Kamuoyu, birkaç gün boyunca Gizli Tanık Munzur
olan S.Z.'nin kaybolduğu gerekçesiyle hakkında ihbar telefonları
açıldığını ve daha sonrasında Ordu Caddesi üzerinde asker traşlı ve
sivil giyimli kişilerle birlikte ve endişeli olduğunun görüldüğünü
duymuş, akabinde bu şahıslar tarafından iteklenerek sokulduğu PARADİSE
PASTANESİ'ni merak etmişti. Paradise Pastanesi sahibi Abdullah ERDOĞAN
ve kardeşi Erdal ERDOĞAN'ın, eski Erzincan Başsavcısı İlhan CİHANER ve
CHP milletvekili Ahmet ERSİN ile yakın ilişki içinde oldukları ve çok
sık görüştükleri ortaya çıktı. ERDOĞAN Kardeşlerin, İlhan CİHANER'le
Erzincan'da sürekli birlikte görüldükleri, birlikte sık sık şehir dışına
çıktıkları, başsavcının gerek binek araç gerekse masraflarını
karşılayarak “sponsorluğunu” yaptıkları, Erzincan'a geldiği günlerde CHP
Milletvekili Ahmet ERSİN'i karşıladıkları ve ERSİN ve askerler
arasındaki geliş – gidiş trafiğini ayarladıkları, çevrelerinde
“askerlerin, başsavcının ve milletvekillerinin dostu olup arkası güçlü
esnaf” olarak bilindikleri, gelen bilgiler arasında yer alıyor.
Pastane sahibi doğruladı • Konuyla ilgili olarak habervaktim'in
ulaştığı pastane sahibi Abdullah Erdoğan, CHP üyesi olduğunu CHP'den
aday olduğunu belirterek, Savcı İlhan Cihaner'le tanıştığını ve
dostluğunun bulunduğunu doğrulamıştı. Erdoğan, "Cihaner ile sık sık bir
araya geliriz o çok iyi bir insan. Onun kimseye haksızlık yapacağına
inanmıyorum. İnsancıl yönü çok ağır basar" dedi.
Mukaddes
Eruygur: Şener bitirelim şu işi dedi Eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur'un eşi Mukaddes Eruygur'un
bir ses kaydı daha ortaya çıktı. Mukaddes Eruygur'a ait olduğu öne
sürülen ses kaydında dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök hakkında da
inanılmaz ifadeler yer alıyor. Eruygur, dönemin komutanlarının hükümetle
nasıl uğraştıklarını, Şener Eruygur'un jandarmadayken bu işi bitirmek
istediğini söylüyor ve 2003-2004 darbe girişimlerinin perde arkasını
bütün çıplaklığı ile anlatıyor.
Habervaktim sitesinde yayınlanan şok ses kaydı Ergenekon terör örgütü
sanığı, eski Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur'un eşi Mukaddes
Eruygur'a ait. Eruygur, dönemin komutanlarının hükümetle nasıl
uğraştıklarını, Şener Eruygur'un jandarmadayken bu işi bitirmek
istediğini söylüyor ve 2003-2004 darbe girişimlerinin perde arkasını
bütün çıplaklığı ile anlatıyor. Mukaddes Eruygur'a ait olduğu öne
sürülen ses kaydında dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök hakkında da
inanılmaz ifadeler yer alıyor.
Şener jandarmadayken 'Bitirelim şu işi' dedi • Ayy bende
anlamıyorum vallahi hiç. Devlet mevlet kalmamış. İşte jandarmayken,
bütün orgeneraller bir toplantı yapıyor ayda bir. Hilmi Özkök paşanın
zamanında biliyorum. Şener o zaman bitirelim şu işi demişti. Biz bu işi
bitirelim dedi. Kimse sesini çıkartmıyor.
O günün bütün komutanları hükümetle Uğraştı. Fırtına paşa süperdi
• yani görevimiz çok zor geçti. Çok çetin geçti. Hükümetle uğraştı.
Hilmi ile uğraştı. Hilmi'yi yola getirmeye çalıştılar. Tabii herkes az
buçuk hem fikirdi. Dört kişiyi susturdu. Öyle bir güç var elinde. Yani
herkes uğraştı. Yani bütün o günün komutanları bu hükümetle uğraştı.
Yani uğraşmadı dersem günah olur. Herkes bu işin bilincindeydi. Fırtına
paşa'da süper. Hepsi süper. Yani bir canım var diyor. O da gitsin ne
olacak ölecem nasıl olsa.
Hilmi Özkök, Şener'i bir kaşık suda boğacaktı • Hilmi Özkök
ülkeye çok zarar verdi. Şener'i bir kaşık suda boğacaktı. Hilmi Özkök
paşa zaten bunların fikrinde. Genelkurmay Başkanı olmak büyük bir ülkeye
zarar verdi. Eee bunlar getirdi işte. Terfi etti. Bilinemedi. Nasıl ki
bu hükümet tek başına gelince öyle çıktı ortaya. Yani Şener'i bir kaşık
suda boğacaktı adam. Ama bu hükümetle iş birliği yapsaydı zaten belirli
mevkideydi.
Kıvrıkoğlu, Hilmi'yi geç fark etti. Koalisyon olduğu için
engelleyemedi • Kıvrıkoğlu paşa onlar getirdiler. Ondan önceki
farketmedi mi? Ben anlayamadım. Kıvrıkoğlu paşa, (Hilmi Özkök)
Genelkurmay Başkanı olmaması için elinden geleni yaptı biz şahidiz. Bunu
fark etti ama geç fark edildi. Kara kuvvetleri komutanıydı zaten. Ee yok
ki başka şey. Ne yaparlar dı Kıvrıkoğlu'nu uzatırlardı biraz. Onuda
başarılı olamadı. Kıvrıkoğlu çok uğraştı. Şimdi Allah var. Ama yetemedi.
Koalisyondu biliyorsun. Ecevit kabul etti. Bahçeli kabul etti ordan
çıkmadı.
Koca kuvvet komutanları • Koca kuvvet komutanlarını paldır küldür
götürüyorlar, Tedirginiz. Yani biz de tedirginiz paldır küldür
götürüyorlar. Koca kuvvet komutanları yan yana geldikleri vakit iki laf
edemeyecekler mi? Konuşuluyor bu memleketin hali ne olacak? Ne yaparız?
Ne yapalım? Zaten MGK da bindiriyorlar bunlara. MGK da yapmadıklarını
bırakmadılar.
Hilmi Paşa'da o kafadan. Bu rütbeye kadar nasıl gelmiş • Hilmi
Paşa bunlara sıcak baktı. Hilmi Paşa bunlara dokunmadı. Bunları sevdi
Hilmi Paşa. Çünkü oda aynı kafadan. Bu adam bu rütbeye nasıl geldi. İşte
bütün Türkiye onun cezasını çekiyor. (Habervaktim)
Ergenekon
sanığı Karadağ Balyoz'dan sorgulandı Birinci Ergenekon davasında ‘örgüt yöneticisi’ olarak yargılanan
emekli Albay Fikri Karadağ, Balyoz soruşturması kapsamında 'şüpheli'
sıfatıyla 4 saat ifade verdi. Karadağ, Balyoz’da darbe planlayan ekibin
içinde yer alıyor. Karadağ için askerlerin perdeleme yapması dikkat
çekti. Daha önce adliyeye sadece muvazzaf subaylar getirildiğinde
askerler perdeleme yapıyordu. Albay Karadağ’ın adı Ergenekon ve benzer
soruşturmalarda birçok yerde geçiyor.
Ordu eski Komutanı Emekli Orgeneral Çetin Doğan cuntası tarafından
hazırlanan Balyoz Darbe Planı ile ilgili soruşturma sürüyor. Soruşturma
kapsamında dün 1. Ergenekon davası tutuklu sanığı Kuvayı Milliye 1919
Derneği eski Başkanı emekli Albay Fikri Karadağ, ‘şüpheli’ sıfatıyla
ifade verdi. Hakim ve savcıların kullandığı protokol kapısından adliyeye
alınan Karadağ’ın görüntülerinin çekilmemesi için askerlerin yan yana
dizilerek perdeleme yapması dikkat çekti. Daha önce adliyeye sadece
muvazzaf subaylar getirildiğinde askerler perdeleme yapıyordu. Balyoz
soruşturmasını yürüten Özel Yetkili Savcı Bilal Bayraktar tarafından
sorguya alınan emekli Albay Fikri Karadağ’ın adliyedeki işlemleri
yaklaşık 4 saat sürdü. “Ergenekon yöneticisi olmak” ve “adam öldürmeye
azmettirmek”ten müebbet hapis cezası istemiyle yargılanan Karadağ,
Balyoz’da darbe planlayan ekibin içinde yer alıyor. Balyoz Darbe
Planı’nda 29’u general, 133’ü subay olmak üzere 162 askerin ismi yer
alıyor. (Star)
Türkiye'yi şok eden yemin töreni: Ölmek var öldürülmek var öldürmek
var • Türkiye Albay Fikri Karadağ'ı Mersin'de yaptırdığı
'ölme-öldürme' yeminiyle tanımıştı. Danıştay saldırısıyla tanınan
Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Derneği (VKGB)'nden ayrılan Karadağ,
ardından Kuvayı Milliye Derneğini kurdu. Dernek üyelerine silah ve
Kur'an üzerine yaptırdığı 'ölme-öldürme' yemininin görüntüleri tüm
Türkiye'yi şoke etti. Çocukların da hazır bulunduğu törende derneğin
yeni üyelerine insanı dehşete düşüren şu konuşmaları yaptı: "Sevgili
arkadaşlar! Bu uğurda ölmek var; öldürülmek var!.. Öldürmek var! Bu işe
girdiğine bin kere pişman olup 'nereden bu işe başladım'
demek var!"
Kuvayı Milliye yapılanmasında Karadağ • 21 Şubat 2008 tarihinde
yapılan 3. Ergenekon dalgasında gözaltına alınıp tutuklanan Karadağ'ın
ve yöneticisi olduğu Kuvayı Milliye Derneği’nin, Ergenekon Terör
Örgütü'nün hücre yapılanmasında önemli rol oynadığı Ergenekon
iddianamesinde iddia ediliyor. Savcı Öz, bu hücre yapılanmasını, ikinci
iddianamede şu şekilde anlatıyor: ‘Kuvayi Milliye Derneği’nin
kuruculuğunu ve başkanlığını yapan Paşa kod Fikri Karadağ’ın örgütçe
temin edilen tetikçiler ile gizli görüşmeler yapmak için çalıştığının
fiziki takip tutanaklarından anlaşıldığı, dernek çatısı altında silahlı
tetikçi grupları örgütlediği, bazı kişilerin öldürülmesi için
organizasyon yaptığı, (...) derneğin sivil toplum görüntüsü altında
ERGENEKON SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ içerisinde faaliyet gösteren silahlı
eylem gerçekleştirme kabiliyetine sahip hücre yapılanması içerisinde
olduğu, Osman Gürbüz’ün de Fikri Karadağ’ın emri altındaki tetikçilerden
olduğu...’
Ergenekon soruşturmasında çok sayıda hakim ve savcının dinlenme
gerekçesinde Karadağ var • Ergenekon kapsamında çok sayıda hakim ve
savcının dinlenmesini isteyen Adalet Bakanlığı müfettişlerinin, 3 Kasım
2008 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak bazı ek
taleplerde bulunduğu ortaya çıkmıştı. Başvuruda Ergenekon’un ‘yargıya
sızmaya’ çalıştığı savunularak şöyle deniliyordu: “Ergenekon terör
örgütünün yargıya sızma konusundaki kararlılığının örgütsel belgelerde
açıkça yer aldığı, birçok örgüt üyesinin, hakim ve savcılarla
irtibatlarının bulunduğu, telefon görüşmelerinde, bazı hakimlerin,
şüpheli statüsünde bulunan avukat Kemal Kerinçsiz’e hitaben, ‘bir emrin
var mı’ şeklinde hitap ettikleri, bazı şüphelilerin hakim savcı
adayların sınavları için tavassutta bulundukları, bir kısım şüphelilerin
yüksek yargı organı üyelerini ziyaret edip örgütsel destek istedikleri,
bazı yargı organları mensupları Ergenekon terör örgütünün internet
sitelerinde yazılar yazdıkları... Paşa kod adlı Fikri Karadağ’ın bazı
hakim ve savcılarla sürekli görüştüğü, şüpheli Veli Küçük’ün birçok
hakim ve savcı ile irtibatlı olduğu hattı bazı savcılar için ‘bizim
çocuklardan -bizim arkadaşlardan’ şeklinde beyanlarda bulunduğu
anlaşılmaktadır. Örgütün amaçları doğrultusunda kamuoyunda infiale sebep
olabilecek nitelikte eylemler gerçekleştirebilecek kadar tehlikeli
olması da göz önüne alınarak, başka yöntemlerle suçluların ve eylemlerin
ortaya çıkarılmasının mümkün bulunmadığı görüş ve kanaatine
varılmıştır.”
33 er katliamında olay yerine ilk gelen kişi • Ergenekon
savcılarının, Ergenekon tutuklusu emekli askerlerin ne zaman, nerede ve
hangi görevlerde bulunduğunu sorduğu Genelkurmay Başkanlığı'ndan gelen
cevap, emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ'ın 33 erin şehit edildiği 24
Mayıs 1993'te, Elazığ 8. Kolordu Komutanlığı İstihbarat ve İstihbarata
Karşı Koyma (İKK) Şube Müdürlüğü'nde görevli olduğunu belirtiyordu. 33
erin şehit edildiği olay yerine ilk giden kişinin de Ergenekon sanığı
olan dönemin subayı Fikri Karadağ olduğu, da iddia
edilmişti.
Balyoz sanıklarından Özel Harpçi Engin Alan'la tanışıklığı •
Ergenekon davasının 56. duruşmasında tutuklu sanıklardan emekli Albay
Fikri Karadağ'ın, bir dönem Özel Harp Dairesi (ÖHD) komutanı olarak görev yapan,
savunma firmaları ile ilgilenen, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni Güçlendirme
Vakfı (TSKGV) Başkanı emekli Korgeneral Engin Alan'la ilişkisi gündeme
getirilmişti.
Savcıların "Engin Alan ve Melih Tunca'yı tanıyor musunuz? Aranızda ne
tür bir ilişki var?" şeklindeki sorusuna, Karadağ, "Engin Alan ile
Erzurum'da görev yaptığım sırada tanıştık." şeklinde cevap vermişti.
Alan, Azerbaycan darbesi sırasında Türkiye'nin Bakü askeri müşaviri
olarak görev yapıyordu. Bir süre ASELSAN'da görev yapan emekli
Korgeneral Engin Alan Balyoz soruşturması kapsamında tutuklanan üst
düzey generallerden birisiydi ve halen bu davada yargılanmayı bekliyor.
Garih cinayeti katil zanlısı Yermez, Hasdal'da Karadağ'ın emrindeydi
• Üzeyir Garih'in katil zanlısı Yener Yermez'in, Ergenekon davasının
tutuklu sanıklarından emekli albay Fikri Karadağ'ın emrinde Hasdal
Kışlası'nda askerlik yaptığı ortaya
çıktı. Bu
haberin basına yansımasının hemen ardından da Yener Yermez bizzat kendi
el yazısıyla cinayetle ilgili bildiklerini Yeni Şafak gazetesine
bildirdi.
Vatanseverler Davası: Karadağ, paşaların kellelerini çuvala
dolduracağını anlattı • Girdap Operasyonu ile yakalanan
Vatanseverler çetesi (Vatanseverler Kuvvetler Güç Birliği Hareketi -
VKGB) lideri Taner Ünal'ın mahkeme dosyasında yer alan konuşmasında
Ergenekoncular için “Bunlar ihtilal hazırlıyor. Muzaffer Tekin
Cumhurbaşkanı, Parmaksız Paşa Genelkurmay Başkanı olacakmış” dediği
ortaya çıkmıştı. Vatanseverler çetesi davasının Ergenekon davasıyla
birleştirilmesine karar verilmişti. Ankara polisinin düzenlediği Girdap
Operasyonu kapsamında tutuklanan Vatanseverler Güç Birliği Hareketi
lideri Taner Ünal'ın, Ergenekon Terör Örgütü ve Danıştay saldırısı ile
ilgili ilginç bazı açıklamaları ortaya çıktı. Ünal konuşmalarında,
Ergenekon'da tutuklanan Kuvayı Milliye Derneği Başkanı emekli Albay
Fikri Karadağ ile arkadaşlarının ihtilal peşinde koştuğunu söylüyordu.
Taner Ünal, mahkemeden alınan izinle yapılan dinlemede kaydedilen
konuşmasında emekli Tümgeneral Alaattin Parmaksız ve emekli Albay Fikri
Karadağ ile yaptıkları toplantıda konuşulanları dernek yöneticisine şu
şekilde anlatıyor: “Kardeşim dedim. Yani hoş geldiniz, iyi yaptınız,
memnun oldum. İki tane dedim, Mümtaz, şey paşa subay, size nasıl
yardımcı olabilirim? Ne yapmak istiyorsunuz? Hedefleriniz neler, dedim.
Fikri Karadağ dedi ki, biz dedi, paşaların kellelerini çuvala
dolduracağız dedi. Anlamadım dedim. Evet dedi, biz ihtilal yapacağız,
ihtilali de Muzaffer Tekin yapacak dedi. Hayırdır paşam dedim ya ben
birden şoka uğradım yani. Ne kellesi dolduracaksınız dedim PKK'lı
kellesi falan mı dolduracaksınız dedim. Hayır dedi. Paşaların
kellelerini dolduracağız dedi. Bu memlekette dedi çok vatan haini paşa
var dedi. Ben tabii Alaattin Parmaksız biraz tersler diye şey yaptım.
İşte dedi Genelkurmay Başkanım da burada dedi. Muzaffer Tekin
Cumhurbaşkanı olacak dedi. Kendisi de başbakan filan olacak. Bunun
üzerine gönderdim bunları. Ne ihtilali yapıyorsunuz siz dedim.” VKGB
lideri Taner Ünal'a göre Muzaffer Tekin ihtilal yaptıktan sonra
Cumhurbaşkanı olacak, Genelkurmay Başkanlığı'na ise emekli Tümgeneral
Alaattin Parmaksız getirilecekti. Kuvayı Milliye Derneği Başkanı emekli
Albay Fikri Karadağ ise ihtilalde Başbakanlık görevini
üstlenecekti.
Vatanseverler davasında VKGB derneğinin Ergenekon tutukluları Veli
Küçük'ün talimatıyla ve Muzaffer Tekin, Mehmet Fikri Karadağ, Mehmet
Zekeriya Öztürk ve soruşturma aşamasında ölen Kuddusi Okkır tarafından
kurulduğu belirtiliyordu. Derneğin kurulması aşamasında 13 Mart 2005'te
İstanbul'da Erol Çakır Öğretmenevi'nde Taner Ünal'ın konuşmacı olduğu
toplantıya Tekin, Hüseyin Görüm, İbrahim Özcan gibi Ergenekon
sanıklarının katıldığı, Alparslan Arslan'ın da burada bulunduğu
aktarılıyor. Toplantıya Şener Eruygur'un da çelenk göndermesi o süreçte
dikkat çekmişti.
Hedefinin bir 'Türk-Kürt savaşı' çıkarmak olduğu iddia edilen dernek
yöneticilerinden Fikri Karadağ ile diğer bir Ergenekon tutuklusu
Hayrettin Ertekin'in kullandığı 'En iyi Kürt ölü Kürt'tür' sözünü
avukatları Metin Çetinbaş, Ergenekon duruşmasında skandal şekilde
savunmuştu: 'Kürtlerin ölmesini istemek
suç mu?'
Karadağ'ın adı Hrant Dink cinayetinde de geçiyor • Ergenekon'un
firari sanıklarından Turhan Çömez'in Asus marka bilgisayarında Western
Digital marka harddisk içerisinde; "Yusuf
Ziyad.doc" isimli bir msword belgesi tespit edildi. İncelenen
dosyada 'yusuf_ziyad07@yahoo.co.uk' isimli e-posta adresinden 'gulerkomurcu@superonline.com'
adlı e-posta adresine gönderilen e-postanın 'turhancomez@yahoo.com'
isimli e-posta adresine yönlendirildiği belirlendi. Belgenin içeriğinde
ise Yusuf Ziyad isimli şahsın Irak Kürdistan Federe Bölgesi'nde yaşayan
Türkiyeli bir Kürd olduğu ifade edilerek, söz konusu e-posta ekinde
"Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde Çeteleşme Gerçeği" başlıklı yazı yer
alıyor. "Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde Çeteleşme Gerçeği" başlıklı
yazıda "İtirafçı Alaattin Kanat, Tuğgeneraller H.K ve Veli Küçük" gibi
isimlerin Kürdistan'daki birçok faili meçhul cinayet ve terör
hareketinin yürütücüleri olduğu yazıyor. Belgenin 6. sayfasında ise
Ermeni asıllı gazeteci Hrant Dink'in katlinin arkasında da JİTEM, Veli
Küçük ve Emniyetin olduğu iddiası yer alıyor. Belgenin 13. sayfasında
"Bu Oluşumların Başındakiler" başlığı altında, Emekli Tuğgeneral Veli
Küçük, AK Partili Turhan Çömez, Birinci Ordu Komutanı Emekli Orgeneral
Hurşit Tolon, eski Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur
(Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı), NATO eski Özel Harp
Dairesi'nde (ÖHD) başkanlık görevi de yapmış olan Fikri Karadağ, Özel
Hareket Dairesi eski Başkanı İbrahim Şahin, Vatansever Kuvvetler
Güçbirliği Hareketi Derneği'nin Genel Başkanı Taner Ünal, Yüzbaşı
Muzaffer Tekin, Türk-Metal-İş Sendikası'nın 32 yıllık Genel Başkanı
Mustafa Özbek, MGK eski Genel Sekreteri Tuncer Kılınç, emekli astsubay
Mahmut Öztürk, Danıştay saldırganı Alparslan Arslan, emekli Binbaşı
Zekeriya Öztürk, Kemal Kerinçsiz, İstanbul Ülkü Ocakları eski Başkanı
Levent Temiz, Türk Ortodoks Patrikhanesi'nden Sevgi Erenerol, Eski
Emniyet Müdürü Adil Serdar Saçan, Bekir Öztürk, İP Genel Başkanı Doğu
Perinçek, Yalçın Küçük, Sedat Peker isimlerinin yanı sıra, birçok emekli
asker, bürokrat, siyasetçi, öğretim görevlileri ve iş adamlarının
isimleri yazıyor.
Tuğgeneral Bahtiyar Aydın suikastinde Karadağ da suçlandı • PKK
tarafından öldürülen yada daha doğrusu şimdiye kadar öyle olduğu sanılan
Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ın, aslında Ergenekon tutuklusu Fikri Karadağ
gibi TSK üniforması giymiş muvazzafların da yeraldığı Ergenekon Terör
Örgütü tarafından suikaste kurban gittiği, ikinci Ergenekon
iddianamesine yansıyan ve delil klasörlerinde de ayrıntılı olarak yer
verilen Kıskaç kod adlı gizli tanığın şok ifadelerinde
yeraldı.
Erzincan davası sanığı Gençoğlu ile bağlantısı • Fikri Karadağ'ın
Erzincan-Ergenekon davasının tutuklu sanığı Eskişehir İl Jandarma
Komutanı Albay Recep Gençoğlu ile çok sayıda telefon görüşmesi
yaptığının ortaya çıktığı iddia
edildi.
Amirallere suikast davasında adı 'örgüt yöneticisi' olarak geçiyor
• Amirallere suikast davasında da adı gündeme gelen Karadağ, iddianamede
Ergenekon'un TSK içindeki yapılanması olan Karargah Evleri
örgütlenmesinin 2 nolu yöneticisi olarak gösteriliyor. Özoğlu,
Karargah Evleri aracılığıyla muvazzaf subaylardan elde edilen bilgileri
Kemal ve Neriman Aydın kardeşlerden alıp 'Ergenekon'un askeri kanat
sorumlusu' emekli Albay Mehmet Fikri Karadağ'a ulaştırmakla
suçlanıyor.
Danıştay saldırısı günü kamera şirketi Karadağ'ı aramış •
Danıştay saldırısının olduğu gün 'kameralar bozuk' açıklaması yapan OYAK
güvenlik şirketinden Fikri Karadağ’ın arandığı ortaya
çıktı.
Bülent Arınç suikastçilerinin Karadağ'la bağlantısı • Karadağ'ın
adının geçtiği diğer bir olay, Bülent Arınç'a suikast girişimi iddiası
oldu. Arınç'ı takip ederken yakalanan iki Özel Harp subayından birisinin
Karadağ'ın Kuvayı Milliye derneğindeki yardımcısı Durmuş Özoğlu ile
telefon görüşmeleri yaptığı tespit
edildi.
Erzincan'daki
Kirli ve Islak planın yüzlerce delili var Ergenekon'un Erzincan ayağına ilişkin soruşturmada yargı tarihine
geçecek gelişmeler yaşanıyor. İddianamenin yarısının gizli tanık
ifadelerinden oluştuğunu ileri süren bazı çevreler soruşturma ve davayı
küçümsemeye çalışıyor, ancak iddianamede çok önemli maddi deliller
bulunuyor. 14 ek klasörlü iddianamede bombaların Çatalarmut Baraj
Gölü'ne polise komplo kurmak için yerleştirildiği belgeleniyor. Tutuklu
Üsteğmen Ersin Ergut'un bilgisayarında, Baraj Gölü'ne atılan bu
mühimmatın listesi bulundu. Yine Ergut'ta ele geçirilen 'Ddl.doc' isimli
dosyada mühimmatın evlere nasıl yerleştirilecaeği ve bu konuda 3. Ordu
imkanlarının seferber edileceği ayrıntılarıyla anlatılıyor. Mahkeme
kararıyla yapılan dinlemeler ise tüm delilleri teyit ediyor.
14 ek klasörlü iddianamede bombaların Çatalarmut Baraj Gölü'ne polise
komplo kurmak için yerleştirildiği belgeleniyor. Üsteğmen Ersin Ergut'ta
ele geçirilen "Ddl.doc" isimli dosyada mühimmatın evlere nasıl
yerleştirileceği ve bu konuda 3. Ordu imkanlarının seferber edileceği
ayrıntılarıyla anlatılıyor. "Sol terör örgütlerinin faaliyetleri
artırılacak." şeklindeki el yazısı da dikkat çekici. Mahkeme kararıyla
yapılan dinlemeler ise tüm delilleri teyit ediyor.
Belgeler dudak uçuklatıyor • Ergenekon'un Erzincan ayağına
ilişkin soruşturmada yargı tarihine geçecek gelişmeler yaşanıyor. CHP,
davanın bizzat müdahili. CHP'nin kamuoyunu, tutuklanan Erzincan
Başsavcısı İlhan Cihaner lehine yönlendirmek için bazı gazetelerle
temasa geçtiği ileri sürüldü. Ardından CHP Milletvekili Ahmet Ersin,
Jandarma İstihbarat'ın öncülüğünde gizli tanıklarla bir araya geldi. Son
hamle gizli tanıkları Ankara'ya kaçırmak oldu. Bir diğer strateji ise
gizli tanıkların itiraflarının sulandırılmaya çalışılması. Bu kapsamda
bazı gazeteler iddianamenin yarısının gizli tanık ifadelerinden oluştuğu
yönünde haberler yapıyor. Ancak Erzurum Cumhuriyet Savcılığı tarafından
hazırlanan iddianamede çok önemli maddi deliller var. İddianamenin tam
14 ek klasörü bulunuyor. Belgeler arasında Jandarma İstihbarat
raporları, görüşme kayıtları, el yazısı ile alınmış notlar, bulunan
mühimmatla ilgili ekspertiz raporları, şüpheli Jandarma Başçavuş Orhan Esirger'de bulunan dijital deliller, şüpheli Jandarma Üsteğmen Ersin
Ergut'un bilgisayarında ele geçirilen çok önemli gizli belgeler
bunlardan birkaçı. İddianamenin eklerinde yer alan 1 No'lu klasörde
bulunan mühimmata ilişkin belgeler yer alıyor. Söz konusu belgelerde
emniyete kurulan tuzağa ilişkin çok önemli deliller bulunuyor. Buna göre
Erzincan Çatalarmut Baraj Gölü'nde 27 Ekim 2009'da bulunan 13 adet el
bombası ile 350 civarında merminin polise komplo kurmak için
yerleştirildiği tespit edildi.
Üsteğmenin bilgisayarında baraj gölündeki mühimmatın listesi •
Komplonun belgesi, sanıklarda bulunan bilgisayarın imaj işleminde ele
geçirildi. Tutuklu Üsteğmen Ersin Ergut'un bilgisayarında, polise komplo
kurmak için Çatalarmut Baraj Gölü'ne atılan mühimmatın listesi bulundu.
Bu belgede 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk, Cumhuriyet
Başsavcısı İlhan Cihaner'in, İl Jandarma İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı
Nedim Ersan ve Jandarma Alay Komutanı Albay Ali Tapan'ın isimleri de
geçiyor. Yine tutuklu sanıklardan Ersin Ergut'un bilgisayarına ait hard
diskte çok sayıda fişleme dosyası bulundu. Ergut'ta ele geçirilen "sol
terör örgütlerinin faaliyetleri artırılacak" şeklindeki el yazısı önemli
deliller arasında.
Astsubayın belge kaçırmaya kalkışması ve belgeler tespit edildi •
Tutuklu sanıklardan Yaylabaşı Karakol Komutanı Murat Yıldız'ın karakol
yakınındaki TOKİ inşaatında sakladığı iki çantada çok sayıda resmi ve
özel belgenin yanı sıra, dijital veriler bulundu. Şüpheli Ahmet Saraçlar'ın bilgisayarında ise başta Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın eşleri
olmak üzere çok sayıda milletvekili ve bakanın eşleri hakkında
değerlendirme raporlarının yer aldığı fişleme dosyası bulundu.
Dinleme kayıtları • 2 No'lu klasörde şüphelilerden Nedim Ersan,
Ali Tapan, Abdulvahap Güllü, Şenol Bozkurt, Sinan Özendi ve Yaşar Baş'a
ait mahkeme kararı ile yapılan dinlemelere ilişkin kayıtlar dikkat
çekiyor. 3 No'lu klasörde Jandarma İstihbarat birimleri tarafından
hazırlandığı belirlenen "3. Ordu Komutanı Saldıray Berk ile ilgili
değerlendirme.docx" başlıklı dosya var. Aynı klasörde yer alan Ersin
Ergut'ta ele geçirilen "Ddl.doc" isimli dosyada da mühimmatın evlere
nasıl yerleştirileceği, bu konuda 3. Ordu imkanlarının seferber
edileceği gibi bilgiler yer alıyor. 6 numaralı klasörde şüpheliler Nedim Ersan, Ersin Ergut, Orhan Esirger ve Ergin Soysal'ın İstanbul Cumhuriyet
Başsavcılığı'nın yürüttüğü Ergenekon soruşturmasındaki bazı şüphelilerle
irtibatına ilişkin tespit tutanağı var.
Cihaner hakkında 2'nci iddianame hazırlanabilir
Başsavcı İlhan Cihaner'in bodrumunda bulunan belgeler inceleniyor
• Ergenekon'un Erzincan ayağına ilişkin soruşturma kapsamında tutuklanan
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in evinin bodrumunda ele
geçirilen binlerce belgeye ilişkin inceleme ise iddianameye yansımadı.
Söz konusu belgeler savcılık tarafından tek tek inceleniyor. Belgeler
arasında çok sayıda gizli damgalı doküman, dinleme tapeleri,
fişlemelerin bulunduğu öğrenildi. Alınan bilgilere göre incelemenin
tamamlanmasının ardından suç niteliğinin değişmesi durumunda Cihaner
hakkında ikinci bir iddianame hazırlanacak. Ya da mevcut dosya
kapsamında yargılama safhasında dosyaya eklenecek. (Zaman)
Cihaner'e
tahliye ve Yargıtay'a gitme talepleri reddedildi Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin kabul ettiği, aralarında
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner ve Eskişehir İl Jandarma
Alay Komutanı Kıdemli Albay Recep Gençoğlu'nun da bulunduğu 10'u tutuklu
14 kişi hakkındaki iddianamenin tensip zaptında, tutuklu sanıklar
Cihaner ve Gençoğlu ile birlikte Nedim Ersan, Ersin Ergut, Orhan
Esirger, Şenol Bozkurt, Murat Yıldız, Şinasi Demir, Kıvılcım Üstel ve
Sadri Barkın İnce'nin 'tutukluluk hallerinin devamına', sanıklar İlhan
Cihaner ve Recep Gençoğlu'nun avukatlarının tahliye taleplerinin ayrı
ayrı reddine karar verildi. Tensip zaptında ayrıca şu ifadeler yer aldı:
'İddianamede sanığın üzerine atılı suçların terör suçları olması bu tür
suçların görevle hiçbir şekilde bağdaşmayan, ilişkisi olmayan mütemadi
suç olması bu suçun niteliği ve süreklilik arzeden özelliği nedeniyle
temadinin bir kısmının görevini yaparken, yani mesai saatleri içerisinde
yapılmasının bu suçu görev suçu haline getirmeyeceği, dolayısıyla
sanığın üzerine atılı suçların kişisel suç olması nedeniyle sanık İlhan
Cihaner vekili Hamit Sekman ile müdafileri Hikmet Aksakallı ve çetin
Fındıkoğlu'nun dosyaya görevsizlik kararı verilmesi yönündeki
taleplerinin reddine, sanıklardan İlhan Cihaner'in mahkememizde
yargılanmasına oy çokluğu ile karar verildi.' Üç hakimden oluşan mahkeme
heyetinde üye hakim Ali Kaya alınan tüm bu kararlara karşı çıktı.
Muhalefet şerhinde ortaya koyduğu görüşleriyle dikkat çeken Hakim Kaya,
Cihaner'in işlediği iddia edilen suçların görev suçu olduğunu
savunmasıyla ve davanın Yargıtay'a götürülmesinde ısrar etmesiyle şaşırttı.
Heyet, tutuklu sanıklar İlhan Cihaner, Recep Gençoğlu, Nedim Ersan,
Ersin Ergut, Orhan Esirger, Şenol Bozkurt, Murat Yıldız, Şinasi Demir,
Kıvılcım Üstel ve Sadri Barkın İnce'nin üzerlerine atılı suçun CMK'nın
100/3. maddesinde sayılan suçlardan olması, atılı suçun niteliği ve
mevcut delil durumu, haklarındaki kuvvetli suç şüphesinin varlığını
gösteren olgular ve delilleri karartma şüphesinin varlığı, CMK'nın
100/2-3 maddeleri nazara alınarak, tutukluluk hallerinin ayrı ayrı
devamına, sanıklar İlhan Cihaner ve Recep Gençoğlu'nun avukatlarının
tahliye taleplerinin ayrı ayrı reddine karar verdi. Tutuksuz sanıklar
Saldıray Berk, Ali Tapan, Ahmet Saraçlar ve Yaşar Baş'ın ise CMK'nın
145. maddesi uyarınca iddianame ekli, duruşma gün ve saatini bildirir
açıklamalı davetiye ile ayrı ayrı duruşmaya celplerine, müşteki Ahmet
Demir ile tanıklar Süleyman Oğuz, Ömer Bayşan ve Erdal Zirek'in
beyanlarının alınması için Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi'ne talimat
yazılmasına, karar verildi.
3 hakimden ikisine göre Cihaner'e atfedilen terör suçları görev suçu
değil • Tensip zaptında ayrıca şu ifadeler yer aldı: ''İddianamede
sanığın üzerine atılı suçların terör suçları olması bu tür suçların
görevle hiçbir şekilde bağdaşmayan, ilişkisi olmayan mütemadi suç olması
bu suçun niteliği ve süreklilik arzeden özelliği nedeniyle temadinin bir
kısmının görevini yaparken, yani mesai saatleri içerisinde yapılmasının
bu suçu görev suçu haline getirmeyeceği, dolayısıyla sanığın üzerine
atılı suçların kişisel suç olması nedeniyle sanık İlhan Cihaner vekili
Hamit Sekman ile müdafileri Hikmet Aksakallı ve çetin Fındıkoğlu'nun
dosyaya görevsizlik kararı verilmesi yönündeki taleplerinin reddine, Bu
nedenlerle duruşmanın, tutuklu sanıkların tutuklama durumlarının
incelenmesi yönünden 30.03.2010 günü saat 09.30'a, 29.04.2010 günü saat
09.30'a, esas yönünden ise 04.05.2010 günü saat 09.30'a bırakılmasına,
tutukluluğun devamı yönünden 7 gün içerisinde Diyarbakır Nöbetçi Ağır
ceza Mahkemesi Başkanlığı'na (CMK'nın 250. maddesi uyarınca yetkili)
itirazı kabil olmak üzere, sanıklardan İlhan Cihaner'in mahkememizde
yargılanmasına ve sanıklardan Recep Gençoğlu'nun tutukluluk halinin
devamına yönelik ara kararı yönünden oy çokluğu ile karar verildi.''
Üye Hakim Ali Kaya alınan kararlara karşı çıktı üç yönden muhalefet
şerhi koydu • Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in de
aralarında bulunduğu 14 sanıkla ilgili iddianameye üye hakim Ali Kaya,
üç yönden şerh koydu. İddianame 1 Mart’ta toplanan Erzincan 2. Ağır Ceza
Mahkemesi’nin önüne geldi. Başkan Mustafa Karatay ve üye hakimler Ali
Kaya ile İsmail Şahin’den oluşan heyet iddianamenin kabulüyle ilgili
kararı oyçokluğuyla aldı. Üye hakim Ali Kaya, şu şerhleri koydu: 1)
“Şüpheli Saldıray Berk’in hazırlık aşamasında ifadesinin alınmamış
olması, mevcut delillerle örgüt liderliği suçu açısından delillerin
yeterince ilişkilendirilmediği, bu nedenle iddianamenin iadesi gerekir.
2) Cihaner’in suçları görev nedeniyle ya da görevi sırasında işlediği,
örgüt üyeliği suçunun delilleri olan eylemlerinin yargılamasının
Yargıtay’da yapılmasının değerlendirilmesi gerekir. 3) Albay Recep
Gençoğlu delil durumu ve delilleri karartma ihtimali olmadığı için
tahliye edilmeli.
Üye Hakim Ali Kaya'dan karşı oy: Cihaner Yargıtay'da yargılanmalı
• Üye Hakim Ali Kaya, karşı oy kullandığı tensip zaptında, tutuklu
sanıklardan Başsavcı İlhan Cihaner'in işlediği suçları savcılık sıfatını
kullanarak gerçekleştirebileceği ve örgüt üyeliği suçunun delilleri olan
eylemlerinin yargılanmasının, Yargıtay ilgili dairesinde yapılması
gerektiği yönünde görüş belirtti. Üye Hakim Kaya, tensip zaptında, 2802
sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 89, 90, 91, 92 ve 93. maddeleri
ile 5271 sayılı CMK'nın ''bazı suçlara ilişkin muhakeme'' başlığı
altında düzenlenen 250. maddesini açıkladıktan sonra, Başsavcı
Cihaner'in işlediği iddia edilen suçlara değindi. Cihaner'in katıldığı
eylemleri tek tek sıralayan Kaya, şunları kaydetti:
Hakim Kaya: Cihaner tüm suçları görevliyken işledi o halde suçlar
görev suçu • ''Şüphelinin tüm suçları Cumhuriyet Başsavcısı
sıfatıyla görev yaptığı sırada işlediği, 'kamu görevlisinin resmi
belgede sahteciliği' suçunun yöneltilmesiyle de iddia makamı tarafından
şüphelinin görev suçu işlediği kabul edildiği, örgüte destek amacıyla
Erzincan Başsavcılığınca yürütülen-yürütülecek olan soruşturmalarda
şüphelinin gerek gizli tanıkları tehdit etmesi gerekse yönlendirmesi
eylemlerinin savcılık sıfatı kullanılarak gerçekleştirilebileceği, her
ne kadar hiçbir kamu görevlisinin 'görevi nedeniyle bir suç örgütüne üye
olma' suçunu işleyemeyeceği dolayısıyla örgüt üyeliği suçunun kişisel
suç olarak nitelendirilmesinin doğru olduğunun kabulü gerekli ise de
gerek Anayasa gerekse Hakimler ve Savcılar Kanunu'nda 'hakim ve
savcıların görevleri nedeniyle ve görevleri sırasında' işledikleri
suçlarda yargılama yerleri gösterilirken, birinci sınıfa ayrılmış
olanların Yargıtay'da yargılanacaklarının düzenlendiği Anayasanın 144.
Maddesi göz önünde bulundurulduğunda CMK'nın 250/3 maddesinde belirtilen
'birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne
olursa olsun bu kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde
yargılanır' hükmünün hakim ve savcılar hakkında uygulanmasının
Anayasa'ya açık aykırılık teşkil edeceği,
Hakim Kaya: Cihaner'e açılmış dava durdurularak Anayasa mahkemesine
götürülmeli • Bu nedenle şüpheli İlhan Cihaner hakkında açılmış
bulunan kamu davasında 'durdurma kararı' verilerek CMK'nın 250/3
maddesinin Anayasa'ya aykırılık iddiasıyla iptali için Anayasa
Mahkemesine müracaat edilmesi gerektiği, görüşe katılınmadığı takdirde
şüphelinin Başsavcı olması nedeniyle tatil günleri de dahil olmak üzere
24 saat boyunca gerek doğrudan gerekse ilgili adli birimlere emir ve
talimat vermek suretiyle görev ifa edebileceği, raporlu ya da izinli
olmadığı dönemlerde yasal deyişle görevi sırasında olduğunun kabulünün
gerektiği, görev sırasında veya görevi nedeniyle işlenen suçlarda ilk
derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma görevinin Yargıtay ilgili
dairesi olduğu, şüphelinin kişisel suç olan örgüt üyeliği suçundan
mahkememizde yargılanması gerekmekle birlikte örgüt üyeliği suçuna
dayanak teşkil ettiği iddia edilen eylemlerinin bütününü görevi
nedeniyle ya da görevi sırasında işlediği, şüpheli İlhan Cihaner'in
örgüt üyeliği suçunun delilleri olan diğer eylemlerinin yargılanmasının
Yargıtay ilgili dairesinde yapılmasının ve delillerle birlikte
değerlendirilmesinin gerektiği ve Yargıtay'a gönderilmek üzere
görevsizlik kararı verilmesi gerektiği kanaati ile,
Hakim Kaya: Saldıray Berk'in ifadesi alınmadığı için iddianame iade
edilmeli • Şüpheli Saldıray Berk’in hazırlık aşamasında ifadesinin
alınmamış olması, mevcut delillerle örgüt liderliği suçu açısından
delillerin yeterince ilişkilendirilmediği, bu nedenle iddianamenin
iadesi gerekir.
Hakim Kaya: Çoğunluğun görüşüne katılmıyorum • Sanık Recep
Gençoğlu hakkındaki mevcut delil durumu, sanığın delillerin karartma
ihtimalinin bulunmaması göz önünde bulundurularak koşulsuz olarak
tahliyesine karar verilmesi gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun
görüşüne katılmıyorum.'' (Zaman)
FLAŞ!!! Savcı: Baskı var, mahkeme tanıkları acilen dinlesin Erzincan-Ergenekon soruşturmasına atanan ve iddianameyi tamamlayarak
mahkemeye sunan yeni Başsavcıvekili Taner Aksakal, 'Gizli tanıklara
baskı var. Gizli tanık delillerinin kaybolma olasılığı yüksek.
Soruşturmanın selameti için çok acele dinleyin' diyerek mahkemeden talepte bulundu. İddianamedeki bu acil talep, jandarma ve CHP’li vekillerin
gizli tanıklara yaptığı baskıyı akıllara getirdi. Diyarbakır'da görülen
Cemal Temizöz davasında da gizli tanıklara baskı yapıldığı iddiaları
gündeme gelmiş, hatta soruşturma savcısı bu baskıyı delillendirerek dava
dosyasına eklemişti. Bu şekilde delillendirilen baskılar neticesinde
bazı tanıkların mahkemede ifadelerini değiştirdikleri görülmüştü.
Gündeme bomba gibi düşen ve ilk kez muvazzaf bir Orgenerali sanık
sandalyesine oturtan Erzincan Ergenekon iddianamesi birbirinden şok
belge ve bilgileri içeriyor. Ancak iddianamenin asıl bombası HSYK
tarafından yeni atanan Erzurum Özel Yetkili Başsavcıvekili Taner
Aksakal’ın iddianamenin sonuna düştüğü not oldu. Aksakal mahkemeden
“Gizli tanıklar mahkeme tarafından ivedilikle dinlensin” talebinde
bulundu.
Soruşturmanın selameti için • Özel Yetkili Başsavcıvekili Aksakal
iddianamenin sonuna düştüğü notta “Gizli tanıklar üzerindeki ifadelerini
değiştirmelerine yönelik baskılar devam ettiğinden, soruşturma
dosyasında önemli yeri olan gizli tanık delillerinin kaybolma olasılığı
bulunduğundan ve mevcut delillerin şüpheliler hakkında dava açmaya
yeterli şüphe oluşturduğundan yargılamanın selameti açısından büyük önem
arzetmesi nedeniyle mahkemenizce bu tanıkların en kısa sürede dinlenmesi
gerektiği düşünülmüştür” şeklindeki şok uyarılara yer verdi.
Jandarma ve CHP'li Ersin baskı yaptı • Başsavcıvekili Aksakal’ın
uyarısı, gizli tanıklara jandarma ve CHP’liler tarafından baskı
yapıldığı iddialarını gündeme getirdi. Savcı Osman Şanal’ın yetkilerinin
HSYK’nın yargı darbesiyle elinden alındığı gün, Gizli Tanık Munzur,
jandarma tarafından alıkonulmuş ve gece yarısı Erzincan Adliyesi’ne
götürülerek, hem ifadelerini geri çekmeye hem de Savcı Şanal aleyhine
tanıklığa zorlanmıştı. Jandarmanın ikna edemediği gizli tanıkların bir
otel odasında CHP Milletvekili Ahmet Ersin’le görüştürüldükleri ve Ersin’inin
ifadelerini geri çekmeleri için gizli tanıklara baskı yaptığı ortaya
çıkmıştı.
Gizli Tanık delilleri çalınacak mı? • İddianamenin sonundaki şok
nottaki bazı ifadeler kafaları karıştırdı. Gizli tanıkların ifadelerini
çekmeye zorlandığı bilinirken, Başsavcıvekili Aksakal’ın “soruşturma
dosyasında önemli yeri olan gizli tanık delillerinin kaybolma olasılığı
bulunduğu” yolundaki tespiti uzun süre tartışılacak gibi görünüyor. Adli
emanetteki gizli tanık delillerinin nasıl kaybolacağı ya da kimler
tarafından kaybedileceği merak konusu oldu. İddianamenin altındaki notun
ardından Özel Yetkili Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, gizli
tanıkların ifadelerine kısa zamanda başvurması bekleniyor.
Gizli tanık ifadeleri sanıklarca doğrulandı • Erzincan Ergenekon
iddianamesinde Gizli Tanık X’in “Albay Tapan, benimle görüşerek polis
aleyhine yalancı tanıklık yapmamı istedi” iddiasının Albay Ali Tapan
tarafından kabul edilmesi, Gizli Tanık Efe’nin “3. Ordu’da darbe
seminerleri yapıldı” iddiasının Albay Recep Gençoğlu tarafından kabul
edilmesi ve Gizli Tanık Munzur’un “Sivil kanat lideri Yaşar Baş’ın
bilgisayarında Tuncer Kılınç’la samimi fotoğrafları var” iddiasının
Baş’ın bilgisayarındaki fotoğraflarla doğrulandığı ve benzeri örnekler
hatırlatılarak şu tespit yapılıyor: “Sanıkların bu beyanları Gizli
Tanıkların ne kadar doğru ve ne derece önemli bilgiler verdiğini
göstermektedir.” (Star)
ERGENEKON
DAVASI HAKİM VE SAVCILARINA TARİHİ UYARILAR!.. Bugün görülmeye başlanacak dava süreci Türkiye'miz için çok hayati
önemde. Ne Avrupa Birliği müzakereleri, ne BM güvenlik konseyine
seçilmiş olmamız ne de benzeri gelişmelerin hiçbirisi bu dava kadar
önemli değil.
Çünkü devleti koruma adına hareket ettiğini iddia eden, hem sivilleri
hem devlet görevlilerini öldüren, sakat bırakan, öldürme yemini ettiren,
silahlı yemin törenlerinde evlilik nikahları kıyan, pkk, hizbullah,
dhkp-c, ibda-c ve benzeri terör örgütlerini maşa gibi kullanan, bizzat
onlara veya onlar yaptı süsü verilip devlet görevlilerine eylemler
düzenleten, müslüman-laik, türk-kürt, alevi-sünni, sağ-sol ve benzeri
kışkırtmalarla Türk halkını yıllardır
bölen
ve halen de bölmeye çalışan, bebelere kurşun sıktıran, insanlara dışkı
yedirerek, köylerini yakarak, aşağılayarak, devletten nefret ettiren, bu
baskıların da etkisiyle gençleri dağa çıkaran, bir kardeşi dağda bir
kardeşi askerde birbiriyle vuruşturan, binlerce anne-babayı yaşadıkları
sürece unutamayacakları tarifsiz
evlat
acısına boğan, birçok kadını kocasız, çocukları babasız bırakan, bir çok
gazilerimizin ömür boyu sakat kalmasına yol açan, Türkiye'mizi içine
kapatan bu menfur, melun terör organizasyonunu kısmen de olsa konu alan
bir davaya bakacaksınız! Hiçbir terör örgütü bunlar kadar bu ülkeye
zarar veremez!
Bu melun terör organizasyonundan korkmayınız, Türk halkından korkunuz.
Şemdinli savcısının başına gelenleri, Şemdinli davasına bakan Van
mahkemesi üyelerine yapılan baskıları, İstanbul Organize'ye nöbetçi
mahkeme kararı aldırarak baskın yapan ve hukuk dışı şekilde yeni
ergenekon soruşturma gelişmelerini kopyalamaya çalışan meslek
yüzkaralarını unutmayın! Sizler Türk Halkı adına karar vereceksiniz!
Sakın kurtlar vadisindeki gibi, bu adamları, millet adına yaptıkları
hizmetlerden dolayı suçlayamayız, beraat ettirmeliyiz, diye düşünmeyin.
Bu melun terör organizasyonunun polat alemdar ve ekibiyle hiçbir
benzerliği yok, üstelik de bu terör organizasyonu bir film değil, bir
gerçek. Yukarıda sıraladığımız cürümleri de önünüze sunulan belge ve
bilgilerde!..
Bu adamların işledikleri bu suçlar, insanlık suçlarıdır, en temel
suçlardır.. Bu suçlar ve ülkeye yaptıkları kötülükler, ne Türk Milleti
adına ne de devlet adınadır.. Eğer onlardan korkarsanız, yanlış tarafta
yer alırsanız bu aziz millet bunu da görecektir! Onların hesabı bugün
olmazsa, sizler eliyle olmazsa, bir gün mutlaka ama mutlaka
görülecektir. Unutmayınız ki kimse bu dünyada kalıcı değildir. Önemli
olan geride kalanların bizi nasıl hatırlayacağı, rahmetle mi lanetle mi?
Çok şeyler söylenebilir ama siz arif insanlarsınız, Türk Halkı adına
demek istediklerimizi anlamışsınızdır. Yüreğinizden korkuyu silin, sonu
ne olursa olsun, hukukun gereğini yerine getirin. Gerekçesi vicdan
huzurunuzdan temellenen, milletin de onaylayacağı kararlar verin! Böyle
olan tüm yiğit hukuk adamlarımıza Türk Halkı adına başarılar ve
kolaylıklar dileriz.
Abdullah Harun, (20 Ekim 2008)
Kontrgerilla,
Ergenekon Örgütü müdür veya Kontrgerilla mı Yargılanıyor, Tasfiye
Ediliyor? Ergenekon iddianamesinden net olarak anlaşılmıyor ama eğer
Ergenekon örgütü kontrgerilla'nın kendisi midir derseniz, Hayır! O
değildir, onun kullandığı alt örgütlerden birisidir. Kontrgerilla
vardır, halen devam etmektedir ve Ergenekon'la aynı değildir. Kesinlikle
böyledir. Bizce buna en büyük delil,
Genelkurmay'ın 1990 yılında yaptığı
brifingindeki açıklamasıdır:
“..Özel Harp Dairesi yalnız antikomünist
değildir. Din devrimine de karşıdır...”
Devrim kelimesi kullanılmış. Başörtüsü taleplerinin en fazla
dikkat çektiği “toplumsal hayatta İslam'ın gittikçe daha çok yer
alması”nın, brifingi verenlerce din devrimi süreci olarak görüldüğü,
dolayısıyla Kontrgerilla'nın, eski adı
Özel Harp Dairesi (ÖHD), yeni adı ise Özel Kuvvetler
Komutanlığı (ÖKK)
şeklinde değiştirilen ve başlangıçta ABD finansmanıyla kurulan, başbakan
Ecevit'in bile haberdar edilmediği çok gizli bir devlet örgütü olduğu ve
doğal olarak da varlığını halen sürdürdüğü, hiç bir şüpheye yer
bırakmayacak şekilde gayet net anlaşılmaktadır. Öyle ayrıcalıkları
vardır ki bu örgüt elemanlarının, mevcut kanunlara tabi değildirler,
yakalanırlarsa soruşturulmazlar. Genelkurmay Başkanı'nın 'tanırım, iyi
çocuktur' dediği ve yargılanmalarına açık müdahalenin yapıldığı
Şemdinli olayı subayları
buna canlı bir örnektir. Bu sitenin ilgili bir çok sayfasında bunları
yıllardır belirtmiştik ama özellikle sitemizin en önemli bölümünü teşkil
ettiğine inandığımız Kontrgerilla'nın varlığını gösteren klasik Deliller
sayfamızı, Özel Harp Dairesi Kontrgerilla mıdır? sorusuna cevap arayan Ö.H.Dairesi
sayfamızı, Kontrgerilla-Ergenekon-Gladio ve bağlantılı konulardaki
güncel haberleri aktaran
Manşetlerimiz sayfamızı ve tabi
forum
bölümümüzdeki ilgili tartışma başlıklarını okumanızı tavsiye ederiz.
Ergenekon
soruşturması ile kuyruğundan yakalanan Kontrgerilla
canavarı, kurtulmak için mücadele etmeye başlamıştır. Soruşturmanın
yukarılara tırmanmaması için, tıpkı Kurtlar Vadisi'ndeki İskender'in
yakalanışıyla adamlarının tüm ülkeyi bombalı ve silahlı saldırılarla
cehenneme çevirmeye çalışmaları gibi gözdağı eylemlerine girişmekte ve
“daha ileriye gitmeyin” demektedir.
Soruşturmanın seyrine göre bu eylemler devam edecek veya şimdilik
duracaktır. Son örneklerini teşkil eden Balıkesir Altınova ve benzeri
yerlerde sivillere, Aktütün Karakolu'nda askerlere, Diyarbakır'da
polislere yönelik peşpeşe düzenlenen saldırılar, 12 Eylül öncesinde
başarılan sağ-sol kavgasının günümüzde Türk-Kürt kavgası şeklinde
başarılmaya çalışıldığını, kışkırtmaların çok sırıtmasına rağmen bunun
yapılmasının ise iç-dış, türk-kürt, sağ-sol, asker-sivil gibi birbirine
karşıt unsurların birlikte çalıştıkları statükocu kontrgerillacıların
çok zor durumda olduklarını göstermekte. Yıllarca Meclis'teki
komisyonlara ifade vermeye tenezzül bile etmeyen General Veli Küçük gibi
önemli elemanlarını feda etmeyi göze almaları da kontrgerillacıların
köşeye sıkıştığını, şiddetle çırpınmakta olduklarını ve bu telaş
yüzünden iyice planlayıp örtemedikleri sırıtan hata dolu operasyonlar
yürütmekte olduklarını, en az hasarla kapandan kurtulmaya çalıştıklarını
gösteriyor. Benzer durum İtalya'daki Gladio soruşturması sırasında
yaşanmış, soruşturmayı engelleme girişimleri dolaylı ve doğrudan devreye
sokulmuştur. Belki de yıllar önce, 1980 öncesi başbakanlığı döneminde
Kontrgerilla ve Özel Harp Dairesi (ÖHD) iddialarının üzerine somut
şekilde giden, kendisine Çiğli Havaalanı'nda suikast girişiminde
bulunulan Bülent Ecevit'in,
“Özel Harp Dairesi'nin sivil
uzantısının açığa çıkarıldıklarında girişebilecekleri tehlikeli
tertiplerden duyduğu korku”
, bugünkü çılgınca katliam tertiplerini en çarpıcı şekilde anlaşılır
kılan, Ergenekon soruşturmasının aslında nerelere kadar tırmanması
gerektiğine ışık tutan ilk ve en üst düzey net açıklamadır. Ecevit'in
başbakanı olduğu hükümetin koalisyon ortağı Necmettin Erbakan'ın, Uğur
Mumcu cinayeti üzerine, bilinen ama kolayca ve normal koşullarda
söylenemeyen gerçeği, onbinlerce kişi “Kahrolsun Kontrgerilla!” diye
haykırırken dile getirdiği:
“Türkiye'de Özel Harp Dairesi var.
Bunların CIA'nın emrinde olduğunu, birçok provokasyonda bulunduğunu
biliyoruz. Uğur Mumcu'nun öldürülmesine benzer birçok cinayet
profesyonelce işlendi. Bu cinayetlerin Özel Harp Dairesi'nin marifeti
olduğunu biliyoruz.”
sözleri de diğer bir net açıklamadır.
Evet bir örgüt tasfiye ediliyor, adı Ergenekon, ama tıpkı Susurluk'taki
gibi kısıtlı tasfiyeden başka bir şey değil bu. Evet bu da bir şeydir,
güzeldir şüphesiz. Ama asıl örgüt, asıl beyin veya beyin takımı şu an
dışarıda, işinde gücünde insanlar görünümündedir. Muhtemelen çok
yakından tanınan kişiler olup ellerini kollarını sallayıp gezinmekte,
halka karşı yürütecekleri yeni operasyonları planlamaktadırlar. Boş
durmayı sevmezler. Yani kendimizi kandırmayalım, bu iş bitti demeyelim.
Yukarıda işaret ettiğimiz ÖHD kaynaklı örgütü ve bunların yurt sathına
yaydıkları, gerçek amacı yurt savunması ve yurdumuz işgale uğradığında
öğrendikleri, “ortalığı karıştırma, dış düşmana
terör uygulama ve böylece halkın direnişini örgütleme, moral verme, dış
düşmana karşı direnişi başlatma” gibi görevler üstlenmiş ve bu
amaçtan sapmayan,
ÖHD'nin sivil uzantısı gizli gerillaları istisna edelim. Ama
bu amacını unutup kendi halkını, müslüman insanımızı, kürt insanımızı iç
düşman olarak görüp, 12 Eylül darbesini olgunlaştırmak için aynı silahla
hem sağcı hem solcu vuran, kahvehane tarayan, bombalama eylemleri yapan,
darbe şartlarını olgunlaştıran, Atabeyler Grubu gibi Başbakan'a suikast
planları yapan, Şemdinli'de PKK kitapçısını bombalayıp PKK yaptı süsü
veren, Güneydoğu'da PKK'ya karşı mücadele ederseniz hapisten firarınızı
sağlarız, yakalanırsanız da sizi tanımıyoruz deriz diye MHP'lileri
yönlendiren, ister tam ister yarı resmi isterse de gayrı resmi gizli
devlet görevlilerinin oluşturduğu gizli gerillaları ne yapalım, onları
unutalım mı, bu dosya kapansın mı? Biz istesek de bu dosya kapanmaz. 100
yıldır ittihat terakki komitacılarını konuşuyorsak bir 100 yıl sonraki
nesillerimiz hala bu gizli kontrgerilla örgütünü konuşmalı mı?
Susurluk'ta sınırlı tasfiye oldu da dosya kapandı mı, hayır. Tam
demokrasi tam demokratik kontrol mekanizması kurmak zorundayız.
Düşüncesini, yaşam tarzını beğenmediği kendi halkını iç düşman görüp
örgütlü terör ve şiddet uygulayanları en şiddetli cezalarla cezalandırıp
sindirmedikçe, var olan tüm örgütlenmeleri dağıtmadıkça bu dosya hep
açık kalacaktır. İnşallah o meş'um dosyanın kapandığı günleri gelecek
nesillere kalmadan bizler de görürüz!..
Abdullah Harun, (27 Temmuz 2008),
son güncelleme: (13 Ekim 2008)
K
ontrgerilla,
Gladio, Özel Harp Dairesi, Nato, askeri darbeler, 12 Eylül öncesi-sonrası,
siyasi terör
olayları, sonuncusu Uğur Mumcu'yu hedef alan faili meçhul siyasi cinayetler,
Başbakan Ecevit'e, Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a yönelik suikast girişimleri...
Tüm bu sözlerle ülkemizin karanlık bir yönü anlatılıyor. Yeraltında birşeyler
oluyor, ama ne ?..
1990 yılında İtalya'da patlak veren Gladio skandalı ve o
sıralarda ülkemizde işlenmekte olan laiklik cinayetleri bu konuyu pek yoğun
şekilde gündemimize soktu.
Birileri için şok edici bir gelişmeydi. Suçüstü yakalanmışlardı, açıkça itiraf
etmeseler de!.. Skandal patladıktan sonra kısa süre içinde tüm Nato üyeleri,
ülkelerinde Gladio uzantılarının bulunduğunu kabul ettiler, bir tek Türkiye
hariç. Oysa Nato'nun en hassas kanadı bizdik ve en kanlı ve yoğun faili meçhul
siyasi terör olayları bizim ülkemizde meydana gelmişti. Buna rağmen pişkinlikle
örtbas edildi. Olası bir dış güç işgaline karşı terör uygulamak için eğitilenler
mi yaptı terörü yoksa maceracı gençler mi, bir yazarın dediği gibi?..
Buradaki bilgiler yeni değil, daha önce yayınlanmış bilgilerin
tekrarı. Basılı medyada yayınlanmış bu bilgiler. Ama internet ortamının
getirdiği mühim bir avantaj var, o da karşılıklı etkileşim. Bu sitenin bir
amacı da bu. Eleştirilerde ve katkılarda bulunabilirsiniz. Eksik ya da hatalı
gördüğünüz bilgiler hakkında görüş belirtebilirsiniz.
Bizi izlemeye devam edin...
Abdullah Harun
13 Ağustos 2001
En iyi görüntü Internet Explorer 1024 x 768 veya tercihen üstü ile izlenir.
Mozilla Firefox 2.0 ve üstü ile de büyük ölçüde
uyumludur.